Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Yahudi düşmanlığına dikkat

Pazar, 13 Haziran 2010 - 05:00

Üç haham, İsrail’in yardım gemisine düzenlediği saldırıda yaralanan gönüllüleri ziyarete gidiyor. Saldırıdan büyük üzüntü duyduklarını, Gazze ve Filistin halkının özgürlükleri için dua ettiklerini söylüyor ve “Biz buraya gönlümüzdekileri sizinle paylaşmaya geldik” diyorlar.

Odalarına giren hahamlara kolonya ve çikolata ikram ediyor yaralılar. Gül veriyorlar. Mahçup oluyor hahamlar, aslında kendilerinin yaralılara bir şeyler getirmesi gerektiğini söylüyorlar. Duygularını ifade edebilmek için yaralılara sarılıyorlar.

Bazıları görmemekte direniyor olabilir, ama İsrail devletinin uyguladığı terör, tüm Yahudiler’e mal edilebilecek bir şey değil. Tıpkı 11 Eylül’ün tüm Müslümanlar’a ve PKK terörünün tüm Kürtler’e mal edilemeyeceği gibi.

İsrail’in Gazze’de uyguladığı devlet terörüne tepki göstermekte sonuna kadar haklıyız. Ama bu terör yüzünden Yahudi düşmanlığını körüklersek sonuna kadar haksızız.

Sadece konuşurken değil, düşünürken ve hissederken de dikkatli olmalı, bize gönüllerindekileri paylaşmaya gelen insanlar gibi daha nicelerinin olduğunu unutmamalıyız.

Sıkmayın zehri üstümüze artık!

Hani her yaz gazetelerde çıkan haberler vardır ‘Camiden çıkarken yanlarından ilaçlama aracı geçen beş yaşlı vatandaş hastanelik oldu’, ‘Belediye, düğün eğlencesi sırasında ilaçlama yaptı, gelinle damat da dahil, 18 davetli hastaneye kaldırıldı’ vs.

En sonunda bu sene bir belediye açıklama yapmış, sivrisineklere karşı en yaygın mücadele yöntemi olarak kullanılan ‘arabalarla ilaçlama’, insan sağlığına zararlı olduğu gerekçesiyle, artık İstanbul Anadolu yakasında kullanılmayacakmış.

Eh, günaydın! Yıl olmuş 2010, bizimkiler, ilaçlamanın çevreye, havaya, suya ve insan sağlığına verdiği zararları daha yeni fark etmişler. Ama hepsi de değil, sadece 13 belediye bu konuda işbirliği yapmış.

İşin komiği, insan sağlığına verdiği zararlar bir yana, bu ilaçların sinekler üzerindeki etkisi ise sadece yüzde 2 ile 5 arasındaymış.

Şimdi düşünelim bakalım, bunca yıl soluduğumuz zehre mi yanalım, bu zehri boşu boşuna solumuş olmamıza mı?

13 belediyeyle kalmayalım, ‘Sıkmayın şu zehri üstümüze artık’ diye tüm belediyelere seslenelim!

Helin öyle diyorsa öyledir

Argoya girmeyeyim’ dedim önce. ‘Afalladım, donakaldım, kalakaldım’ fiillerinden biriyle ifade edeyim kendimi. Yok, kesmedi bu filler. Açık ve net ‘dumur oldum’.

Hani ‘yazısız karikatür’ mü diyeyim, ne diyeyim, neresinden tutayım bilemedim. Küçük Avşar kızının, Gazze’ye yardım götürürken saldırıya uğrayan yaralıları ziyareti ve ziyaret sonrası yaptığı açıklamalar karşısında kelimenin tam anlamıyla‘dumur oldum’.

Sabahın ilk ışıklarında gitmiş Helin Avşar Ankara Atatürk Hastanesi’ne. Ve kapı önünde yedi saat beklemiş yaralıların yanına girebilmek için. Yaralıların yanından çıktıktan sonra ise şöyle konuşmuş: ‘Yaralıların psikolojileri gayet iyi’ (Uzman psikolog yorumu). ‘Onları ziyaret ettiğim için çok mutlu oldular’ (Başka türlüsü düşünülebilir mi?). ‘Beni tanıdılar, gurur duydum’ (Ağlamak istiyorum!). ‘Söyleyecek bir şey bulamadım, inanın’ (Sen mi, biz mi!)...

İnanıyoruz Helin. Çünkü biz de söyleyecek bir şey bulamıyoruz.

Kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir yer varsa, orası, burası, biliyoruz.

Google bizi beğenmiyor musun?

Youtube’dan sonra, Google da yasaklanır mı?’ endişesi yaşandı geçtiğimiz hafta. İnsan önce ‘Yok artık, daha neler!’ diye düşünüyor ama hükümetin konuyla ilgili yorumlarını dinledikten sonra ‘Her an her şey olabilir’ fikrine varıyor.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ‘Youtube temyize gitmiyor, bu yasağı kullanıyor’ diyor. Türkiye’den girişler azaldığı için Youtube’un, kendi IP’lerini bırakıp Google girişlerini kullanmaya başladığından şikayet ediyor ‘Arıyoruz, telefonlarımıza bile çıkmıyorlar, muhatap bile olmuyorlar. Bir site bizi esir alamaz. Bir de Türkiye yasakçılar listesinde diye propaganda yapıyorlar’.

Ne demeli ki? Ulus devletin Google ile olan ateşten imtihanı mı?

Allah aşkına, bu nasıl bir bakış açısı? Nasıl bir ‘Bizi beğenmiyorlar’ küskünlüğü? Hangi yılda yaşıyoruz? Hangi dünyada yaşıyoruz? Böyle devletçi reflekslerle, web sitelerini hükümete muhatap görmekle olur mu bu işler?

Her konu kendi zemininde ele alınmalı. Ulusal mücadele havasına sokulmamalı. İş bir kere ‘ulus devlet, küresel web sitesine karşı’ boyutuna getirildi mi, bundan sonrası artık mizah konusu...

Haftanın notları

Mardin’de düzenlenen ‘bienal’de 6 kadın performans sanatçısını çıplak zanneden Mardin Valisi Hasan Duruer, gözlerini kaçırarak gösteriyi izlemekten kaçınmış. Bienal açılışında sergilenen ‘Sulu Performans’ta, havuz etrafında toplanan kadın sanatçıların giydikleri içi su dolu transparan elbiselerin bölmelerindeki suyu ritimle boşaltma gösterisi krize neden olmuş. (Vali Bey ne yapsın? Adamcağız bu gösteriyi izlese dert, izlemese ayrı dert. İlgiyle izlese bu kez de ‘Vali Bey çıplakları izledi’ diye haber olacak. (Bizde sanat ve devletin buluşmasında bu çelişki hep vardı, görünen o ki, hep de olacak)

2010 Dünya Kupası’nda favoriler arasında gösterilen Arjantin, büyük turnuva başlamadan önce podyumda şampiyonluğu almış. Almanya’da ‘2010 Miss World Cup’ adıyla düzenlenen ve Dünya Kupası’na katılacak ülkeleri temsil eden mankenlerin katıldığı güzellik yarışmasını kazanan Arjantin olmuş.

(Geçenlerde bir gazetenin verdiği Dünya Kupası eki de, futbol dünyasıyla modeller dünyasının ayrılmaz birlikteliğini vurgular gibiydi. Bir sayfada bir futbolcu resmi, bir sayfada bir güzelin resmi, tam Televole havasındaydı. Anlaşılan bu Dünya Kupası da küresel bir Televole havasında geçecek gibi)