Mehmet Coşkundeniz Coşkundeniz

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170739.mehmet_coşkundeniz_27.png

Yalnızlık: Tercih mi zorunluluk mu?

Pazar, 03 Ağustos 2014 - 05:00

Sizin de çevrenizde sevgilisi olmayan ve “Bu benim tercihim” diyenler çoğaldı mı? Son zamanlarda şehirli kadın ve erkeklerin yalnızlığı bir yaşam biçimi olarak kabul ettiğine dair araştırma sonuçları çoğaldı. Peki insanlar yalnızlığı bilerek ve isteyerek mi tercih ediyor yoksa mecbur mu kalıyor? Bu yazıda yalnızlığın nedenlerini ele alacağız ve belki de birkaç kişinin yalnızlığını sona erdireceğiz!

Bestesi Teoman Alpay’a, sözleri Münir Ebcioğlu’na ait Nihavend makamındaki o güzel şarkıyı bilmeyeniniz var mı? “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım, bir haykırsam belki duyulur sesim, ben yalnızım, ben yalnızım, yalnızım...” Şarkı yalnızlıktan yakınan birinin duygularını anlatır. Aynı zamanda bir kabullenmişliği de vardır: “Kaderim bu, böyle yazılmış yazım, hiç kimsenin aşkında yoktur gözüm...” Yalnızlığını kadere bağlamıştır, aşk falan da aramıyordur artık.

8 YILDA YÜZDE 41 ARTIŞ

Günümüzde yalnızlıktan yakınan olduğu gibi, “Ben böyle mutluyum” deyip hayatını yalnız sürdürenler de var elbette (Buradaki yalnızlık, sevgili ya da eş olmaması durumu. Yoksa aile ve arkadaşlar kast edilmiyor). Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre; Türkiye’de yalnız yaşayanların sayısı son 8 yılda 475 bin kişi artarak 666 binden 1 milyon 141 bine çıktı. Bunların 782 bini kadınlardan oluşuyor. 30 yaşın altında 33 bin kadın, 69 bin erkek yalnız yaşıyor. En çok 65 yaş üstü kadınlarda gözlenen yalnız yaşama, giderek daha genç yaştakileri de içine almaya başladı. Bu veriye göre; yalnız yaşamanın artık bir tercih haline dönüştüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Ailesinden ayrı bir evde yalnız yaşamayıp, duygusal anlamda yalnız olanları da hesaba kattığımızda devasa bir toplulukla karşı karşıya kalıyoruz. Her ne kadar bu insanlar “Ben yalnızlığı kendim tercih ettim. Yoksa ne doktorlar ne mühendisler...” diye başlayan cümleler kursalar da kazın ayağı öyle değil. Kişiyi yalnızlığı tercih etmeye iten sebeplerin başında geçmişlerindeki travmatik aşk ilişkileri var. Şimdi gelelim kimlerin yalnızlığı tercih ettiklerine...

1- SON BİRKAÇ İLİŞKİSİNDE ALDATILAN YA DA TERK EDİLENLER

Güven duyguları neredeyse sıfıra inen bu insanlar yeni bir ilişkiye başlama konusunda çok tedirgindir. Aynı acıları tekrar yaşamaktansa hayatına kimseyi almamayı yeğ tutmaktadır. Çevresindeki herkese şüpheyle bakmakta, bu yüzden sağlıklı mantık yürütememektedir. Ancak kendi iç dünyalarında büyük fırtınalar yaşamakta, bunu da sürekli sosyal faaliyetlerde bulunarak maskelemektedir.

2- BOŞANANLAR YA DA EVLİLİĞİN EŞİĞİNDEN DÖNENLER

Mutsuz evlilikten sonra boşanıp yeni bir hayata geçenler de ilişki kurmakta zorlanıyor. Boşanma anlaşmalı dahi olsa travmatik bir durumdur. Bu travmayı da uzman yardımı almadan atlatmak zordur. Evlenmeye karar verdiği kişiden darbe yiyenler ya da çeşitli sebeplerle evliliği gerçekleştiremeyenler de bu kategori içinde yer alıyor. Her şeye baştan başlamak onlara zor geliyor.

3- ÇEVRESİNDE HEP MUTSUZ EVLİLİK VE BOŞANMA GÖRENLER

Anne-babasının ya da yakın akrabalarının evliliklerinde mutsuz olması ve sürekli tartışıyor olması kişiyi hem evlilikten hem de uzun soluklu ilişkilerden soğutabiliyor. Ayrıca kişinin çevresinde yaşayan evli çiftlerin kavgalarına ya da tartışmalarına şahit olması da bu korkunun artmasına sebep olabilir. Doğal olarak “Ben de hayatıma birini alırsam böyle olacak” kaygısına kapılıyor.

4- İSTESE DE UZUN SOLUKLU İLİŞKİ KURAMAYANLAR

Özgüven eksikliği olanlar, narsistik kişiliğe sahip olanlar, egosu çok yüksek olanlar bu kategoriye giriyor. Bu tür insanlar sadece kısa süreli ilişkiler kurabiliyor. İlişki yol alıp bir noktaya doğru ilerlediğinde mutlaka hata yapıyorlar ve terk ediliyorlar.

5- İLİŞKİ SORUMLULUĞU KONUSUNDA PROBLEM YAŞAYANLAR

Yaşadıkları ilişkide sorumluluğu üzerine almayıp ‘tek başına’ gibi davranmaya devam edenler de yalnız kalmaya mahkum oluyor. ‘Biz olmayı’ beceremeyip, sanki hayatlarında kimse yokmuş gibi davranmaya devam ettikleri sürece de uzun ve sağlıklı ilişki kuramıyorlar. Gelip geçici ilişkiler yaşamak işlerine geliyor.

KURTULMAK GEREK

Sonuç olarak yalnızlık yukarıdaki kategorilere dahil olan insanlar için sanki ‘tercih’ gibi görünse de aslında zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. ‘Yalnız’lığın kurtulunması gereken bir olgu olduğuna dair araştırmalar var. Örneğin; son 50 yılda yapılan birçok araştırma evli olmayanlarda ve yalnız yaşayanlarda kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin arttığını gösteriyor. Yeni yapılan bir çalışma bu kişilerde kalp krizlerinin daha sık olduğunu ve iyileşmelerinin de evli olanlara göre daha zor olduğunu ortaya koydu. Finlandiya’da yapılan bir araştırmada da yalnız yaşayan insanlarda akıl ve ruh hastalıkları oranının daha yüksek olabileceği ortaya çıktı. Başkalarıyla birlikte yaşayan insanların, sosyal hayatlarının daha aktif olması ve daha yüksek seviyede manevi destek almaları nedeniyle, akıl ve ruh hastalıklarına karşı daha iyi korundukları söyleniyor. Yazıya bir şarkıyla başladık şarkıyla bitirelim. Bestesi Norayr Demirci’ye, sözleri Ülkü Aker’e ait Hicaz makamındaki ‘Dert Ortağım’ şarkısında ne der?

“Aşk kadehiyle içtiğim sensin
Sevgili diye seçtiğim sensin
Bütün dünyayı gezdim dolaştım
Anladım ki tek sevdiğim sensin
Dert ortağım benim
Biricik sevdiğim
Söyle senden başka
 Kimim var benim”

Tüm yalnızlara bu şarkıdaki gibi bir sevgili diliyorum.