Aytül Farquharson

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Yaramazlık büyüklerin de ilacı

Pazartesi, 02 Kasım 2009 - 09:00

Çocuğun doğası gereği yaramazlık yapması gerekir. “Benim çocuğum hiç yaramaz değil” diyorsanız biraz durup düşünmeniz şart! Özgür ve yaratıcı düşüncenin hakim olduğu büyüme çağında çocuklar, henüz düşünce sistemleri baskı altına alınmamış olduğu için günlük hayatı bir kimya laboratuarından farklı görmüyor. Zaman içinde biz büyüklerin zorlamalarıyla ‘kutunun içinde’ düşünmeyi öğrenip, yaratıcılıklarına yavaş yavaş veda ediyorlar. 

Ya etmeyenler? Onlar da aramızdaki yaramaz büyükleri oluşturuyor. Ve, ‘Büyüklerin yaramazlığı affedilir değil’ diye düşünenlerin karşısına dikilecek tonla psikolojik araştırma var. Zaman zaman uygunsuz olarak kabul ettiğimiz davranışlarda bulunmak, aslında büyükler üzerinde de çocukların yaramazlıklarına benzer olumlu bir etki gösteriyor. Duygusal dünyamız üzerinde pozitif etki yapıyor, özgürlük duygusu veriyor ve beynimizdeki yaratıcı kimyasalları harekete geçiriyor. 

ALIŞILMIŞIN DIŞINA ÇIKMAK 
Yapılan psikolojik araştırmalar, hayatımıza heyecan verici davranış biçimleri katmanın daha çok başarı ve mutluluk getirebileceğini gösteriyor! Peki yaramazlığın ne kadarı iyi? Uzmanlar ciddi boyutlarda zararla sonuçlanmayacak şekilde kuralları, normları kırmanın faydalı yaramazlık olduğunu söylüyor. Beklenenin dışında davranışlar çok iyi bir yere ulaştırabiliyor bizi. Hani zaman zaman içinizde bir ses “Şunu yapsana bunu yapsana” der ama siz ‘öyle davranmamanız gerektiğini’ düşünürsünüz ve sürüye uyum sağlar yapmanız gerekeni yaparsınız. Oysa alışılmışın dışına çıkmak hiç beklenmedik yeni ufuklar açabiliyor çoğu zaman. 

“Psikoterapide Paradoksal Stratejiler” adlı kitabın yazarı psikolog Leon Seltzer “Daha küçükken, kişiliğimizin bir parçası olacak davranışlar oturmaya başlıyor” diyor. Yaramazlık yaptığımızda büyüklerden azar işitip ceza yedikçe bir daha o yaramazlığı yapmamaya karar veriyoruz. Kısa süre içinde sosyal normların şekil verdiği bir kutu içinde düşünmeyi öğreniyoruz. Esasen pek çoğumuz sınırları belirli bir dünyada yaşamayı güven verici bulmuyor da değil. Peki ya bu sınırların potansiyel kapasitemiz üzerinde uyguladığı baskı? İşte bunu cevaplamaya pek imkan yok. En azından hep kutu içinde yaşamayı ve düşünmeyi tercih edenler açısından. Almaya cesaret edemediğiniz bir riskin ne sonuç doğurmuş olabileceği konusunda tahmin yürütmek pek sağlıklı olmasa gerek. 

Psikolog Seltzer “Kendi üzerinizde uyguladığınız sınırların ötesine geçebildiğinizde, gerçek kimliğinizle daha iyi tanışabilirsiniz. Yaramazlık kutu içinde yaşayan halinizden birkaç adım uzaklaşabilmekten başka bir şey değil” diyor. Zaten bütün sosyal tatiller, kutlamalar bu sınırların üzerimizde uyguladığı baskılardan kısa süre için de olsa kurtulmak amacıyla değil mi? ABD’de neredeyse her ay bir kutlama adeti var. Bu hafta sonu çocuklar Cadılar Bayramı’nı kutluyor. Peki onlar kutlar da büyükler geri kalır mı? Bu, yılda bir kere herkesin istediği kılığa girdiği bir bayram. Bizim oğlan geçen sene hortlak kıyafetiyle dolaştı ve şeker topladı. Bu sene de polis olmaya karar verdi. Küçükler gibi yetişkinler de çılgınca giyinip dışarı çıkıyor bu bayramda. 

Vampir kadın, süpürgeli cadı, Sindrella veya Pamuk Prenses. Olmak isteyip de olamayacağınız hiçbir şey yok listede, içinizde kalmasın yeter! Üstelik kimse de size “Aaa şuna bak!” demeyecek. İşte aramızdan bazıları çoğunluğun bu türlü vesilelerle bulduğu rahatlama ve eğlenme fırsatını yaptıkları ufak tefek yaramazlıklarla elde ediyor. Bunu yaparken de kutu dışında düşünmeyi ve davranmayı tecrübe ediyor. 

PSİKOLOGLAR NE DİYOR? 

“Eğer yaşantınıza getirdiğiniz sınırlamalar sizi mutlu ediyorsa, kutu içinde yaşamanızın bir sakıncası yok. Ama eğer bu sınır ve kurallar sizin için bir mutsuzluk haline geliyorsa işte o zaman harekete geçmek lazım” diyorlar. Ve ardından ekliyorlar: Yaşadığı kutunun içinde mutlu olanlar bile, doğup büyüdüğü şehri hiç terk etmeyenler gibi kendini tonlarca yeni tecrübeden mahrum ediyor. 

RİSK VE YARATICILIK 

Yapılan araştırmalar risk ve yaratıcılık arasında kuvvetli bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Tabii sonuçları iyi hesaplanmayan yaramazlıklar kötü sonuçlar verebilir. Kaçamak yapmak isteyen bir erkek örneğin. Sizin yaramazlığınız kaçamak yapmaksa bu olayı kimsenin zarar görmeyecegi şekilde hesaplamak ve kurgulamak da sizin göreviniz. Evdeki karınız ve çocuklarınız açısından da, macera yaşadığınız öteki kadın açısından da! Örneğin bu hesabı iyi yapan erkeklerin tercihi sonradan kendisine yapışıp kalmayacağını çok iyi bildiği kadınlar oluyor ve kazanıyor! Hem kaçamağını yapıyor, hem de bu işten zarar görmeden sıyrılıyor... Bilinen bir şey var ki hayatta ileriye gidenler çok rahatça risk alabilen ve alışılagelmiş kalıpları yıkabilenler. Zaten kural ve normlar nereden geliyor ki? Bizim gibilerin seçtiği ve benimsediği davranış biçimleri değil mi? 

Kim demiş başkalarının koyduğu kuralların tam tersini denemenin iyi olmadığını? Buradan çıkarmamız gereken sonuç hayatı yaramazlıklarla geçirmenin iyi olduğu değil tabii ki. Sadece yaramazlığın (alışılmışın ve bizden beklenilenin dışında düşünme ve davranma) yaratıcı fikirlere giden bir yol olabileceğini veya açabileceği yeni ufukların hayatımızdaki problemleri çözebileceğini hatırlamak..