'Yargı bağımsızdır diyen ya siyasetçidir ya da deli'

Erzincan Eski Başsavcısı ve CHP Denizli Milletvekili Adayı İlhan Cihaner POSTA'ya konuştu

'Yargı bağımsızdır diyen ya siyasetçidir ya da deli'

RÖPORTAJ: CANDAŞ TOLGA IŞIK

candas@posta.com.tr

Türkiye’de yapılanın adı soruşturma, yargılama değil düpedüz ‘adam eksiltmedir.’ Yargı eliyle siyaset ve bürokrasi dizayn ediliyor. Hukuksuz ve ahlaksız bir kıyım gerçekleştiriliyor. Servis edilen, sızdırılan belgelere bir bakın! Uyduruk delillerle açılan soruşturmalara bakın! İnsanların özel hayatlarına pervasızca tecavüz edenlere bakın! Bütün bunlar olurken yargı ne yapıyor? Bu ülkede yargı ne bağımsız ne de tarafsızdır...

'TEK MÜCADELE PLATFORMUMUZ KALDI O DA SİYASET’

Neden siyasete girdiniz?

En etkin ve tek mücadele platformumuz kaldı, o da siyaset...

Ne ile mücadele?

Bu topraklarda daha özgür, daha demokrat, daha kardeşçe yaşayabilme mücadelesi...

‘BEN ŞÜPHELİYİM, BAŞBAKAN HÜKÜMLÜ’

Ergenekon sürecinde yargılamaları devam eden kişilerin aday gösterilmesi özellikle AK Parti tarafından çok eleştriliyor. Ne diyorsunuz bu eleştirilere?

Tam bir çifte standart ve dezenformasyon örneği… Başbakan Erdoğan’ın bizzat kendisinin bırakın davası devam etmeyi, kesinleşmiş mahkumiyet hükmü var. Halkı kin ve düşmanlığa tahrikten... Ben şüpheliyim, Başbakan hükümlü! Ayrıca meşhur AKBİL davası var. İGDAŞ, İSFALT, İSTON soruşturmalarını hatırlayın… Başbakan’ın dışında AKP’li milletvekillerinin 130 civarında dava dosyası var. Suç örgütü kurmak, zimmet, sahtecilik, ihaleye fesat karıştırmak... Ne ararsanız var! Dava, soruşturma dosyaları bekliyor. Wikileaks’teki AKP’lilerle ilgili iddialar hâlâ soruşturacak ‘cesur bir savcı’ bekliyor. Şimdi AKP’liler kendileriyle ilgili bunca soruşturma, dava, iddia varken bize “Siz nasıl aday olursunuz?” diye yüzleri kızarmadan hesap sormaya kalkıyorlar. Hangi vicdanla bizi eleştirdiklerini anlamıyorum. Ciddiye de almıyorum.

‘TÜRKİYE’DE YARGI ADAM EKSİLTME ARACI OLARAK KULLANILIYOR’

Peki, AKP’lileri bir kenara bırakalım. Kişisel olarak doğru buluyor musunuz yargılaması süren birinin siyasete girip, dokunulmazlık zırhına bürünmesini?

Yargının bağımsız ve tarafsız olduğu, masumiyet karinesi, gizlilik, lehe delil toplama, adil yargılama gibi hukukun temel kurallarının işlediği bir ülkede olsaydık elbette bu eleştiriyi haklı bulurdum. Ama Türkiye’de yapılanın adı soruşturma, yargılama değil düpedüz ‘adam eksiltmedir.’ Yargı eliyle siyaset ve bürokrasi dizayn ediliyor. Hukuksuz ve ahlaksız bir kıyım gerçekleştiriliyor. Servis edilen, sızdırılan belgelere bir bakın. Uyduruk delillerle açılan soruşturmalara bakın! Birinden rahatsız olduklarında ya da istemedikleri birinin bir göreve adaylığı, terfisi gündeme geldiğinde hemen bir tezgah kurup ‘hakkında ciddi iddialar var’ diyorlar. “İyi de kardeşim sizin hakkınızdaki iddialar ne olacak?” diye kimse sormuyor!

Savcılık yaptığınız dönemde sizin soruşturmasını yaptığınız bir şüpheli milletvekili adayı gösterilse nasıl tepki verirdiniz?

İkisi ayrı kulvarlardır. Milletvekili seçilme yani aday olma her vatandaş için anayasal bir haktır. Benim, sizin ya da bir başkasının yorumundan önce hukukun gerçekleri vardır. Onlar işler. Ayrıca ‘masumiyet karinesi’ diye bir şey var. Bir kişi suçlu olduğu ispatlanana dek masumdur, suçsuzdur. Bizde maalesef bir kişi hakkında dava açılır açılmaz alnına suçlu damgası yapıştırılıyor. Kaldı ki artık bu ülkede insanlar hakkında soruşturma açıp, şüpheli ilan etmek imzasız bir ihbar mektubu yollamak ya da meczup bir gizli tanık bulmak kadar kolaylaştı. Ayrıca şunu da bilmek lazım demokrasinin en güzel tarafı budur. Hoşuna gitmiyorsa oy vermezsin olur biter.

‘DOKUNULMAZLIK ZIRHININ BANA HİÇBİR FAYDASI YOK’

Ergenekon’dan tutuklu milletvekili adayları seçilirlerse tutukluluk durumu bitecek mi?

2007’de Sabahat Tuncel milletvekili seçildiğinde tutuklu yargılanıyordu. Mahkeme önce yasama dokunulmazlığına dayanarak tahliye etti, ancak itiraz üzerine gerekçeyi “Milletvekili olması nedeniyle kaçma ve delilleri karartma ihtimalinin kalmamış olması” şeklinde düzeltti… Bu sefer de benzer bir karar verilir ve derhal tahliye gerekir. Şu anda bağımsızlarla birlikte 14 tutuklu aday var. Çoğu da seçilecek gibi… Meclis’te bu kadar milletvekilinin temsilsiz bırakılması milli iradeyi sakatlar ve Meclis’in meşruiyetini tartışmalı hale getirir.

Sizin durumunuz nasıl olacak?

Benim hakkımda Erzurum’da açılan daha sonra Yargıtay’a gelen dava dokunulmazlık kapsamında değil. Diğer tutuklu adaylar hakkındaki davalar da öyle... Olay bu kadar açık iken ‘Silivri’den kurtulmak için aday oldular’ denmesi açıkça yalandır ve ayıptır. Tam tersi bunu diyen iktidar mensupları hakkındaki davalar dokunulmazlık kapsamındadır.

‘TÜRKİYE’DE DERİN DEVLET HÂLÂ VAR’

Sizce Türkiye’de derin devlet var mı? Kimdir derin devlet?

Adı derin devlet midir bilmem. Ama kastımız ‘devletin gücünü hukuk ve meşruluk sınırları dışına çıkarak kullanan, devlet içindeki çeteler’ ise, tabii ki vardır. Olmasaydı 6-7 Eylül olayları, 16 Mart katliamı, 1 Mayıs katliamı, Maraş katliamı, Susurluk, onlarca faili meçhul, ülkeyi 12 Eylül’e getiren olaylar olur muydu? Ayrıca Türkiye’de devlet içindeki bu çetelerin varlığını sürdürdüğünün en önemli kanıtı da bu olayların gerçek faillerinin hâlâ açığa çıkarılamamış olmasıdır.

Siz savcılık yaptınız. Derin devletin peşine düştünüz mü?

Sizce bu kadar savcı dururken neden benim başıma geldi bunca olay?

‘DERİN DEVLETİ ARAMAYA BUGÜNE KADAR HİÇ DOKUNULMAMIŞLARDAN BAŞLAYIN’

Kimdir derin devlet?

Kuşkusuz her şeyden önce yukarıda bahsettiğimiz olaylar olduğunda muktedir olanlar, bunların açığa çıkmasını engelleyenlerdir. Bir ucunda komünizmle mücadele dernekleri, jusmat, diğer ucunda malum davayı ‘domine’ edenlerle Yargıtay’ı/ Danıştay’ı/ yargıçları/ siyasileri/ generalleri hiç yakalanmadan (!) dinleyip, kaydedip servis edenler var.

“Derin devlet el değiştirdi ve yeniden yapılandı” diye bir iddia var?

Hayır. Yalnızca asker üzerinden teşhis koymaya çalışmamak gerek. Şu soruyu sormak lazım: Bütün bu olup bitenlerden kim kârlı çıktı? Derin devleti arıyorsak bugüne kadar hiç ‘dokunulmayanlar’ ya da hesap sorulmayanlardan başlamalıyız. Diğerleri olsa olsa maşadır.

CHP önce sizi listeye almadı. Son dakika değişikliğiyle aday gösterildiniz?

Evet, o süreç de değişik oldu. Benim içimde hâlâ bir burukluk var. Daha önceden ilan edilip sonra sıraları kayan adaylar adına bir burukluk.

Aday olmadığınız ilk açıklandığında nasıl karşıladınız?

İlk listeler yayınlanınca milletvekilliği adaylığı defterini kapatmıştım. Ben televizyonlarda alt yazı geçmeden yaklaşık 1,5 saat önce öğrendim. Sonuçta bir siyasi mücadele verecekseniz tek platform milletvekilliği değildir. O yüzden bir yıkım olmadı.

‘TÜRKİYE BİR POLİS DEVLETİDİR’

Türkiye’de devleti tanımlayın desem?

‘Polis devleti’ derim. Kendini hukuk kurallarına bağlı görmeyen devlet, hukuk devleti değildir. Bunun karşıtı da polis devletidir ki bizim yaşadığımız devlet buna daha yakın.

 Bunu biraz daha açar mısınız?

Anayasada barışçıl gösteri hakkı duruyorken sadece parasız eğitim isteyenler dövülüp onlarca ay tutuklu kalıyorsa, sağlıklı çevre hakkı anayasada duruyorken, yurttaşları zehirli atıklara karşı uyarmak için bilimsel açıklama yapan profesöre soruşturma açılıyorsa, din ve vicdan hürriyeti anayasada iken valiler cemevi kapatıyorsa, bilim ve sanat hürriyeti göz ardı edilip heykeller idam ediliyorsa, suç ve cezaların kanuniliği, özel hayatın gizliliği, masumiyet karinesi bizzat devlet tarafından vahşice ihlal ediliyorsa, seçim barajları ile milli irade gasp edilip seçme-seçilme hakkı ihlal ediliyorsa... Devam edeyim mi?

Yok, yeter.

Bütün bunların olduğu bir ülke ancak polis devleti olabilir.

Cevabınızı tahmin ediyorum ama usulen sorayım: Yargı bağımsız mı?

Ne bağımsız ne de tarafsız...

Neden?

Başkanı adalet bakanı, doğal üyesi müsteşar olan, cumhurbaşkanının doğrudan üye atadığı (üstelik bu üyelerin taraflılığı tescillenmiş) bir HSYK’ya (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) sahip, özel yetkili mahkemeleri olan, dahası hakim-savcıları bakanlığın işe aldığı bir yargı bağımsız da olamaz tarafsız da… Bu kadar somut veri varken ısrarla böyle bir iddiası olan ya siyasetçidir ya da deli...

‘DOKUNAN YANIYOR VE NEDENSE ÇAKMAĞI ÇAKAN HEP YARGI OLUYOR’

Cemaat yargıda etkili mi sizce?

Gören gözlere çok delil var. Baksanıza dokunan yanıyor ve maalesef çakmağı hiç sorgulamadan, etkin bir soruşturma yapmadan çakan da hep yargı oluyor.

Cemaatle hiç hukukunuz oldu mu?

Benim yasaların emrettiği soruşturmaları yapmak dışında hiçbir ‘hukukum’ olmadı. Anlaşılıyor ki bu ‘baronları’ çok rahatsız etti…

Denizli’den adaysınız... Seçime 1 hafta kala nedir bölgenizdeki durum?

AKP yasal olarak asla hesabını veremeyeceği bir seçim propagandası yapıyor. Medya rakiplerimizin seçim bürosu gibi çalışıyor. Cemaatler motorize ekipler kurup köy köy geziyor, hakkımda alçakça iftiralarda bulunuyorlar. Bazı dernekler afiş dağıtıp, bilboard kiralayıp yasak propaganda yapıyorlar. Anketör adı altında militanlar evlere girip benim hakkımda iftiralarda bulunuyorlar. AKP kadın kolları ev ev dolaşıp söylemediğim-söylememin mümkün olmadığı, yapmadığım-yapmamın mümkün olmadığı şeyleri anlatıp “oy vermeyin” diyorlarmış.

 Anketler nasıl görünüyor? Kaç milletvekili var, dağılım nasıl?

Ben sayı iddiasında bulunmuyorum. Ancak Denizli’de birinci parti olacağız diyorum.

‘ŞIRNAK’TA FAİLİ MEÇHULLERLE ÇOK UĞRAŞTIM’

Savcı olarak Şırnak’ta çalıştığınız dönemde faili meçhullerle uğraşmışsınız?

1997-1999 arasında İdil’de çalıştım. Faili meçhul cinayet dosyalarını ve kimliği tespit edilmeden gömülmüş cesetlerin olduğu dosyaları araştırmaya başladım. Bunlardan biri Şırnaklı üç köylünün 1988’de kurşuna dizildiği bir olaydı. Bir diğeri kimliği tespit edilmeden gömülmüş bir cesede ait dosyaydı. Önce kimlikleri tespit ettim sonra civar ilçelerdeki faili ve kimliği belli olmayan dosyalarla aralarındaki bağları ortaya çıkardım. O arada tayinim çıktı. Dosyaları fezleke düzenleyip Diyarbakır DGM’ye gönderdim. Bununla da yetinmeyip bu soruşturmayı ve bölgede tespit ettiğim önemli hususları bir rapor halinde Adalet Bakanlığı’na ilettim.

Ne diyordu o rapor?

Özellikle bu suçların devlet görevlileri olmadan ya da onların himayesi olmadan işlenemeyeceğini yazdım. Ancak sanırım raporu okuyan olmadı. Daha sonra o soruşturmada hakkında fezleke düzenlediğim bazı kişilerle aynı örgüt (!) mensubu olduğum iddia edildi. Beni bırakın, aynı soruşturmalardan birinde, yaptığı haberden faydalandığım gazeteci Ahmet Şık da benzer bir akibete uğradı!

‘HİÇBİR HAKİM-SAVCI, ÇOCUĞU HAKİM-SAVCI OLSUN İSTEMEZ’

Biraz da hakim ve savcıların sorunlarını konuşalım?

2 gün konuşurum... Hakim ve savcılar memurlaştırıldı, kamplaştırıldı. Yargılama kültürü ‘adalet’i iyice unuttu… En büyük sorun bu bence. Ayrıca geçim sıkıntısı var. Eşi çalışmayan birinci sınıfa ayrılmamış bir hakim-savcı geçinemez. Atama, terfi, teftiş sistemindeki sakatlıklardan tutun iş yüküne kadar sorunlar yumağı... Ayrıca alabildiğine kısıtlanmış bir sosyal hayat. Hiçbir hakim-savcı, çocuğu da savcı olsun, hakim olsun istemez Türkiye’de...

‘BENİ HEDEF SEÇEN CEMAAT, DERİN DEVLET VE İKTİDAR’

Erzincan iddianamesi sürecinde hedef seçildim. Cemaat, iktidar ve derin devlet... Bu üç ‘odak’ın öteden beri önemli ölçüde örtüştüğü ya da zaman zaman birlikte hareket ettiği yolunda ciddi işaretler var. Beni hedef seçenler ise her üçü de, hem de tam ‘çelik çekirdekleri’…

İlhan Cihaner kimdir?

İlhan Cihaner 1968’de Kars'ta doğdu. 1990’da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1994’te Cumhuriyet Savcısı oldu. Reyhanlı, İdil ve Çamlıdere'de görev yaptı. 2002’de Vezirköprü ve Alaşehir'de başsavcı olarak çalıştı. 2007’de Erzincan'a Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandı. Hakkında ‘Ergenekon’a üye olmaktan’ dava açıldı. Tutuklandı.

Yargıtay tarafından tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Tahliyenin ardından Erzincan'a gelerek Cumhuriyet Başsavcılığı görevine devam etti. 12 Haziran 2011’de yapılacak genel seçimlerde milletvekili adayı olmak için nisan ayında istifa etti. CHP’den Denizli milletvekili adayı olan İlhan Cihaner, evli ve bir kız çocuğu babası.

4