Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Yargı hep hoyrattı, siz şimdi farkına vardınız

Çarşamba, 03 Mart 2010 - 05:00

Önce Ergenekon, ardından Balyoz soruşturmaları kamuoyunun önemli bir kesiminde tepki çekti. Tepkilerin bir bölümü, askerin soruşturulmasına yönelik. Ak Parti’nin tamamen ideolojik (dincilik) nedenlerle TSK’yı yıpratmak ve süngüsünü düşürmek için hareket ettiğine, kendinden yana savcı ve polisleri kullanarak bu kampanyayı açtığına inanılıyor. Ancak toplumun büyük bir bölümü, soruşturma sırasında askere ve diğer sanıklara yönelik muameleye tepki duyuyor.

Televizyonlardaki tartışmalara bakın, gazetelerdeki yorumları veya açıklamaları okuyun, hep aynı noktalara dikkat çekiliyor.

“Cinayet sanığı gibi, sabaha karşı evinden alıp götürüyorlar. Davet edemezler miydi?”

“Gösteri yapar gibi gözaltına alıyorlar, basının önünden geçiriyorlar...”

“10 ay içeride tutuyorlar, sonra serbest bırakıyorlar...”

“İnsanlar neyle suçlandıklarını dahi bilmiyorlar...”

“Komplo teorilerinden, soyut hayali senaryolardan, köşe yazıları veya gazete haberlerinden hareket edip dava açıyorlar...”

Daha neler neler...

Ancak bu eleştirilerin büyük bölümü yargı mekanizmasının işlemesinden kaynaklanıyor.

Polisin kişileri gözaltına alma yöntemleri, izlediği prosedür, muamele...

Savcının, “delil” diye nitelediği veriler, dosyayı oluşturması, yargıya hazırlama süreci...

Yargıcın iş yükü veya olayın genişliği karşısında davayı zorunlu uzatması, istediği belgelere hızla ulaşamaması...

Hep aynı yaklaşım, değişen bir şey yok...

Bizler, Ergenekon ile başlayan ve Balyoz ile devam eden süreçte yaşanan soruşturma, gözaltı ve tutuklama olaylarından gördüklerimize bakıp, sanki yargı eskiden çok duyarlı, son derece dikkatli ve Avrupalı meslektaşları gibi hareket edermiş de, şimdi değişmiş sanıyoruz.

Oysa, tam aksine...

Yargı eskiden de, böyle hoyratça hareket ederdi. Sanığın dahi insan hakkı olduğunu umursamazdı. İnsanlar sürüklenerek gözaltına alınır, yine aylarca sorgusuz sualsiz tutulur, yine gazete haber ve yorumlarından veya hayali senaryolardan iddianameler hazırlanırdı.

Dün ile bugün arasındaki tek fark nedir bilir misiniz?

Dün yargı büyüklere dokunmazdı.

“Etkinler” suç işleseler dahi onlara farklı muamele yapılırdı. Onlar, yargının ve polisin bir başka yüzünü görürlerdi.

Ne olursa, normal vatandaşa olurdu. İtilir kakılır, zamanında dayak yer, suçsuz olmasına rağmen yıllarca hapis yatsa dahi sesini çıkaramazdı.

Bugün eleştirdiğimiz yargının yeni bir yanı yok. İktidardan direktif almalarına veya iktidarın direktifiyle tutum değiştirmeye de ihtiyacı yok.

Yargımız hep aynı.

İşte, şimdi eskiye oranla daha fazla reform çığlıkları atılmasının nedeni de bu... İlk defa yargı sistemimizin ve çağ dışı uygulama yöntemlerinin farkına vardık.

Tutuksuz yargılama zamanı geldi...

Acaba tutuksuz yargılama zamanı gelmedi mi?

Neden, tutuklu yargılama tercih ediliyor?

Bu iki soruya yanıt aramak istiyorum. Daha açıkçası, yargı sistemini “tutuksuz yargılamayı” düşünmeye, bu yönde cesaretlendirmeye çalışmak istiyorum.

Saf bir şekilde tutuklamanın tümüyle kaldırılmasını önermiyorum. Gayet tabii “kaçma veya delilleri karartma olasılığı yüksek kişiler” tutuklanacak. Bunda hiçbir kuşku yok.

Benim işaret etmek istediğim “gereksiz tutuklamalar”, daha doğrusu tutuklanmasına gerek olmayan sanıkların durumu.

Bizim yargı sisteminde her önüne geleni tutuklamak yoktur, ancak son yıllarda moda oldu. Kimi zaman işin kolayına kaçılıyor, kimi zaman şov yapma niyetine, kaçma ihtimali olmayan kişiler de tutuklanıyor.

Özellikle Ergenekon davasında bunun örnekleri çoktu. Mustafa Balbay en tipik örneğidir. Hurşit Tolon ve daha nicelerinin, aynı şekilde ne kaçma ne de delil karartma olanakları vardır. Buna rağmen, aylardır içerideler. Kimbilir daha ne kadar tutuklu yaşayacaklar ve bir gün beraat edip çıktıklarında, çektikleri yanlarına kalacak.

Yazık değil mi?

Günah değil mi?

Gelin bu hoyratlıktan artık vazgeçelim. Tutuksuz yargılama dönemine girelim...