Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Yargı, neden bilet fiyatlarına karışır?

Çarşamba, 10 Şubat 2010 - 05:00

Bana istediğiniz kadar aksini söyleyin, yine de kabul edemiyorum. Yargının, belediyenin metrobüs biletlerine yaptığı zammı “fazla bulup” iptal etmesinden söz ediyorum.

Karar halk tarafından beğeniyle karşılandı. Sonuçta da zam geri alındı. Aslında her şey yasalara uygun şekilde yapıldı.

Gaddar belediye, yargı tarafından doğru yola getirilmişti. Yargı fakir halkı korumuş oldu.

Şimdi burada bir dakika duralım. Zira işin içinde bir çarpıklık yok mu?

Eğer otobüs fiyatlarından yıkılıp yerine yenilerinin yapılacağı projelere kadar günlük yaşamın her alanına yargıyı soktuğumuz taktirde, bu ülke yönetilemez duruma girmiyor mu? Nitekim son yıllarda hemen her alanda böylesine bir kaos yaşanmıyor mu?

Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama, bu şekilde yapılmaz. Belediyelerin aldıkları kararların hesabını yine belediyeler verir.

Bu insanları bizler seçiyoruz ve yetki veriyoruz.

Eğer gereksiz zamlarla hayatımızı cehenneme çevirirlerse, onlara cezalarını sandıkta yine biz vermeliyiz, yargıçlar değil.

İktidarları eleştirebilir hatta yerden yere vurabiliriz, ancak iktidarların her şeyi yargıya sorup, yargının vereceği karara göre adım atmalarını istememeliyiz.

Atatürk Kültür Merkezi’nin durumu ortada. İstanbul’u Kültür Başkenti ilan ettik, oysa henüz doğru dürüst bir operası, bir sanat merkezi yok. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Atatürk Kültür Merkezi’ni yeniden yapmaya kalktı, adamı dünyaya geldiğine pişman ettik. Bugünkü durumuna bakın. Dünyanın en çirkin binası Taksim’in göbeğinde oturuyor.

Neden?

Yargı, eski binanın tarihi kimliği ve özgün konumunun yeni projede korunmadığı (!) gerekçesiyle yıkılmasını önledi de ondan...

Benim mantığım bunu kabul etmiyor.

Eğer bu şekilde yolumuza devam edeceksek, gelin belediyelerin alacakları kararların tümünün yargıç denetiminden geçmesini sağlayalım...

Olacak iş mi bu? Ne ilginçtir ki, hem toplum olarak hukuk filan dinlemeyiz, hem de işimize geldiğinde hukukun boşluklarından yararlanıp yargıyı kullanırız.

Sonuçta yargıçlar da yasalarda yazan kuralları uyguluyor, onlara bakarak karar veriyor. Kafalarına göre veya benim gibi düşünerek karar vermeleri halinde, bu kez yasaları çiğnemekle suçlanacakları açık.

O halde her konuyu yargıya taşımaktan kurtulmak için, Meclis’in köklü bir yargı reformu yapması, kanunlarda idareyle yargının yetki alanlarını çok net şekilde tarif etmesi gerekiyor.

Aksi halde bu karmaşadan kurtulmak mümkün değil.

Yargı, askerin yerine mi geçiyor?

Sadece günlük yaşamımızı değil, yargı, siyasi yaşamımızı da yönetiyor. Dikkat edecek olursanız, laik kesim son dönemlerde Ak Parti’ye yönelik muhalefetini, yargı üzerinden yapar oldu. Daha önceleri askerin etkisi kullanılır ve iktidarların beğenilmeyen eylemlerine Genelkurmay’ın tepki göstermesi sağlanırdı.

Artık asker siyaset ile arasına mesafe koydu.

Konuşmuyor, siyasetçiye nasıl hareket etmesi gerektiğini söylemiyor. Yargı devreye girmiş gibi görünüyor. Cumhuriyeti koruma ve kollama, yargıçların omuzlarına bırakıldı. Bu yargı karmaşasından kurtulmamız gerekiyor. Ne yaparız, nasıl yaparız bilemiyorum... Ancak bir şeylerin düzelmesi kaçınılmazlaşıyor. Ak Parti iktidarıyla mücadeleyi hep dolaylı yollardan yapıyoruz.

Bu durum önümüzdeki seçimlere kadar da devam edecek ve son kararı 2011 seçimleri verecek. Ancak sandıktan ne çıkarsa çıksın, yine de pek bir şeylerin değişeceğine inanmıyorum. Yine halkı bilinçsizbilgisiz bir koyun sürüsü gibi göreceğiz... Yine onun oy verdiği parti veya partileri beğenmeyeceğiz... Sonra ne olacak biliyor musunuz? Bir gün yeterli çoğunluğu bulacak bir başka iktidar, yargının kolunu kanadını kırıp, kendi kafasındaki yargıyı yaratacak. O zaman da işi abartıp, yargı tümden etkisizleşecek.

Ak Parti, elindeki parlamenter çoğunluğa rağmen, bugüne kadar yargıyı tümünden değiştirmedi veya değiştiremedi. Ancak hiç kuşkunuz olmasın, Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere, eğer AKP bir dönem daha iktidar olursa, yargıya bu partinin felsefesine yakın isimler ve mekanizmalar hakim olacaktır. Böyle bir olasılık hepimiz için kötü sonuçlar verecektir. Yargıyı ne kadar dengeli bir sisteme oturtabilir, yasaları ne kadar açık ve net şekilde yeniden elden geçirip düzenlersek, hukuk sistemimizi o kadar sağlamlaştırırız.

Eğer bu haberi, POSTA Gazetesi veriyorsa...

POSTA’nın dünkü manşeti çok ciddiye alınmalı. Özellikle de TSK’ya karşı “yıpratma kampanyası” statüsüne sokulmamalı. Unutmayalım ki, bu gazetenin temel politikası, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne toz kondurmamak, mesnetsiz, sırf yıpratmak için yapılan yayınlardan kaçınmaktır. Dünkü manşet haber Candaş Tolga Işık tarafından titizlikle incelenmiş, kontrol edilmiş ve doğrulandıktan sonra sayfaya taşınmıştır. Genelkurmay Başkanlığı’nın bu konuda bir açıklaması var, ancak haberin özünü değiştirmiyor. Eğer POSTA gibi, bu konularda dikkatli davranan bir gazete böyle bir haberi manşete çıkarıyorsa, yetkililer olayı mutlaka ciddiye almalı ve kamuoyunu da bu yönde aydınlatmalı.