Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Yargı reformundan kasıt ne?

Cumartesi, 20 Şubat 2010 - 05:00

Yaşanmakta olan olay, yani görünürdeki Erzincan ve Erzurum savcıları arasındaki çekişme, bir hukuk mücadelesi olmaktan çıktı, bir iktidar mücadelesi haline dönüştü. Ve belki de hep öyleydi! İktidar mücadelesi haline dönüşünce de tarafların olayı kendi siyasi görüşleri açısından değerlendirmesi kaçınılmaz oluyor. Oysa hukuk kuralları ve yasa maddeleri açısından olay incelendiğinde hükümetin yargıya müdahale ettiği ve yönlendirmek istediği ortada. Yargı da buna direnebildiği kadar direniyor! Direndiği için bu kez ne gündeme geliyor? Yargı reformu! Hükümet diyor ki “Yargı siyasallaşmıştır, doğru işlememektedir, onun için bir yargı reformu yapılması gerekmektedir.” Oysa bunun Türkçesi şu: “Yargıyı istediğimiz gibi yönlendiremiyoruz, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısını değiştirmeli ve oraya kendi görüşümüze yakın üyeleri atamanın yolunu bulmalı ve böylece bize ayak bağı olan bu yapıyı düzeltmeliyiz.” Sadece HSYK mı? Bir de Anayasa Mahkemesi var tabii, iktidar partisinin canını sıkan, partisinin laiklik karşıtı eylemlerini izleyip kapatma davası açma yetkisi olan. Demek ki Anayasa Mahkemesi üyelerinin de iktidar tarafından seçilmesinin sağlanması ve parti kapatma yetkisinin daraltılması gerek. Bunun adı Yargı Reformu! AKP’nin istediği türden bir yargı reformu yapılırsa iktidara karışan görüşen kalmayacak. Yani yargı yürütmeyi denetleyemeyecek, daha doğrusu denetlemeyecek ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın kararlı bir ifadeyle dile getirdiği Kutlu Yürüyüş gerçekleşecek. İşin aslı budur ve bunu “bilirkişi” kimliğiyle televizyonlara demeç verip duran “demokrat” kimlikli isimler de gerine gerine ifade edebilmektedir. Demokrasinin katlinin adı demokrasi oldu!

CEMAATE DOKUNAN YANIYOR

Erzincan’da ne oldu da savcısından jandarma komutanına ve MİT yöneticisine kendisini tutuklu buldu? İsmailağa Cemaati, özellikle kız çocuklarına yönelik bir “Baba beni okula gönderme!” kampanyası başlatmıştı. Köyden, kasabadan topladıkları küçük çocukları ve okula gitmesini önledikleri kız çocuklarını kendi dini anlayışları çerçevesinde eğitimden geçiriyorlardı. Bunu takibe alan Erzincan Başsavcısı, şimdi tutuklu. Kendisinin tutuklattığı cemaat üyeleri serbest bırakıldı. Cemaatin yasadışı eylemleri vardır diyen Jandarma Komutanı da tutuklu. Yoktur diyen emniyet müdürü terfien yurtdışına atanmış. Erzincan Savcısına “bu senin soruşturduğun silahlı örgüt, benim yetki alanıma giriyor” diyen Erzurum Savcısı’nın yaptığı ilk iş, Erzincan Savcısını Ergenekoncu diye tutuklatmak oldu. Yetkisi HSYK tarafından elinden alınınca da dosyayı gece yarısı İstanbul’a kaçırmış. Tutukluluğa itiraz görüşülemiyor ve İstanbul Başsavcısı Engin, “Aceleye gerek olmadığını, hafta içi yetkili savcının belli olacağını” söylüyor. Bir tutukluluk kararının kaldırılmasının acelesi olup olmadığını içerde olan bilir tabii. Erzincan savcısı Cihaner’in avukatı Turgut Kazan, darbe dönemlerinde bile böyle zulüm yaşanmadığını söylüyor. Şükretmemiz gereken tek şey şu anda tutuklulara fiziki işkence yapılmadığıdır! O da herhalde “demokrasiye geçiş” aşamasında olduğumuzdan. Geçince o da olacak!

ON GÜNDE İŞ BUL

Kamuoyu yargı savcı kriziyle uğraşırken Sosyal Güvenlik Kurumu golü işsizlere atıvermiş. İşsiz kalanlar bundan böyle ücretsiz sağlık hizmetlerinden eskiden olduğu gibi 100 gün yerine sadece 10 gün yararlanabilecekler. Yani işsizliğin yüzde 16’yı bulduğu ülkemizde işsiz kalan biri 10 gün içinde hemen iş bulabilecek varsayılıyor. Bulamazsa? Hasta olmayıversin bir zahmet.