YASAKÇILIKLA NEREYE?

a
a
Pazar, 07 Kasım 2010 - 05:00

Rahmetli Özal’ın başbakanlığının birinci dönemi (1983-1987) ekonomide “dışa açılma”; ikinci dönemi siyasette “içte açılma” dönemi oldu. Türk Ceza Kanunu’nda komünizm propagandasını yasaklayan 141-142 Maddeler ve din devleti istemeyi yasaklayan 163. Madde ortadan kaldırıldı.
Peki ne oldu?

[[HAFTAYA]]

Türkiye komünist mi oldu? Din devleti mi kuruldu?
1980 öncesinde 141-142 Maddeler yürürlükteydi. Ne olmuştu? Hareketli gençliğin yarısının komünist olması engellenebilmiş miydi? 163. Madde varken mi “din devleti” isteyenler çoktu, yokken mi?
Bu arada söylemeliyim ki “141. 142 ve 163” Maddelerin kaldırılması tartışmalarında, ANAP’ın liberal kanadının temsilcisi sayılan bir bakan itiraz ederken milliyetçi-muhafazakar sayılan yazarınız ise özgürlükçülüğü savunmuştur.
“Çelebi böyle olur liberallik dediğin” diyelim ve geçelim.
12 Eylül’ün beş kişilik yasama organı, bölücülüğü birebir önleyecek (!) çözümü bulmuş ve Türkçe’den başka dilde konuşmayı yasaklamıştı.
Bu yasak kime yaradı dersiniz?
Elbette bölücülüğe!..
“T.C. sizin anadilinizi konuşmanızı bile yasaklıyor” sözünden daha etkili bir propaganda olabilir miydi?
Özal’ın ikinci döneminde bu saçmasapan yasanın yürürlükten kaldırılması grupta tartışılmış ve yine yazarınızın yaptığı konuşmalar etkili olmuştu. Yasak kaldırıldı ama “ve bâde harabül Basra”... Basra harap olduktan sonra...
Üniversite öğrencisiyken temel kitapları okumak istedim. Sıra Karl Marks’ın Das Kapital’ine geldiğinde Milli Kütüphane’nin yöneticileri “Yasak” diyerek bana kitabı vermediler. Sonra, Türk Ocağı’nın kütüphanesinde buldum, okudum... Ne oldu? Komünist mi oldum? Das Kapital’i okuyarak komünist olan ve olanı duyan, parmak kaldırsın. Yok mu? Olmaz ki...
1989 yılında Kültür Bakanı olduğumda ilk yaptığım işlerden biri “yasak kitap” avramını kaldırmak oldu.
O zaman Yankı Dergisi’nde yazan Ahmet Taner Kışlalı benimle söyleşiye geldi. Sorduğu sorulardan biri şuydu; “Bundan sonra bir Yaşar Kemal, bir Aziz Nesin, bakanlığın kitaplıklarına girebilecek mi?”... Soruya şöyle karşılık verdim; “Yaşar Kemal de girer, Aziz Nesin de, Necip Fazıl da, Saidi Nursi de”. Girdiler.

ÖZGÜRLÜK GELİŞMENİN İLK ŞARTIDIR

Özgürlükler olabildiğince genişlediğinde insanlar mutlu olur, toplumlar gelişir. Özgürlüklerden korkmamak gerekir, diye düşünüyorum.
Elbette özgürlükler başkalarının hak ve özgürlüklerine ve toplumun sağlığına zarar vermemelidir.
Ancak!..
Düşünceleri serbestçe ve korkusuzca açıklamak özgürlüğünün kime ne zararı olabilir? Düşünceler ancak karşı düşüncelerle gelişir.
İnanmak ve inancını yaşamak özgürlüğünün, inancında içtenlikli olan başkalarına ve topluma hiç bir zararı olmaz.
İnsanları tek düşünce kalıbına ve tek tip inanca sokmak isteyenler hatta, bağlandıkları düşünceye ve inanca da zarar verirler. Toplumların ise durağan ve geri kalmış olmasına yol açarlar. Açmışlardır, açmaktadırlar.
Diyorum ki, düşünce özgürlüğünün önünde engel olmasın.
Diyorum ki, bırakın insanlar inandıkları, istedikleri gibi yaşasınlar... Sünni Müslümanlar da Caferi Müslümanlar da Alevi Bektaşi Müslümanlar da... Hıristiyanlar da Museviler de başkaları da...
Ne yapalım, “tebliğ” yapmayalım mı? Yapın elbette. Ama Kuran-ı Kerim’in hükümlerini unutmadan: “Dinde zorlama yoktur” ve “Senin dinin sana, benimki bana”.