Yaşam tarzıyla birlikte geliyorlar -11-

Elazığ'da Gar Müdürü 5 oğlunu da okutmuş. İstanbul'da dernek başkanı olan Erkan Özbey, okumuş olmanın kendilerine güç verdiğini söylüyor

Perşembe, 04 Mart 2010 - 13:41

Yaşam tarzıyla birlikte geliyorlar -11-

HAZIRLAYAN: NAİL GÜRELİ
nail.gureli@milliyet.com.tr


İstanbul’daki Türkiye içinde Elazığlıların en yoğun yaşadığı bölge Maltepe’de Cevizli. Burada yaklaşık 25 bin Elazığlı yaşıyor. Biz de bir Pazar günü Cevizli’deyiz. Önce İstanbul Elazığ Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin Başkanı Erhan Özbey’le (38) görüşüyoruz. Erhan Özbey’in özgeçmişi, maaşallah, daha bu yaşta çok zengin. Elazığ Lisesi’ni bitirdikten sonra Samsun 19 Mayıs Üniversitesi, ardından Ankara Gazi Üniversitesi’nde master. Çevre mühendisi olarak, Türk Standartları Enstitüsü’nde Rize ve Samsun’da laboratuvar müdürlükleri yapmış.Çağdaş dernekçilikErhan Özbey 1998’de İstanbul’a TSE laboratuar Müdürü atanarak gelince hemen Elazığlıların bu hemşehri derneğine üye olmuş, bir yıldır başkanlığını yapıyor. Dinamik başkan, dernekçilik anlayışını şöyle özetliyor:
“Dernek başkanı olduğumda, mevcut rutini korumaktan ve çevremizde gördüğümüz dernekçilik anlayışından farklı bir şey yapmak istedik. Nedir o? Avrupa’da bu anlamda enciyo (NGO) sistemleri var. Sivil inisiyatiflerin, bırakın hemşehrilerini bir araya getirmeyi, toplumda örgütsel anlamda yönetime takviyede bulunmak, lobi çalışmalarıyla ilgili ülkenin lokomotifi olmak yolunda uğraş verelim istedik.
Bizim ülkede, maalesef, birimiz bir yere gittiğinde diğer herkesin oraya gelip yerleşmek gibi bir tarzı var. O alışkanlıklar, sonra, geldiği ili de bozup yaşayarak kendini bulur. Kendi memleketindeki yaşamı aynen buraya nakleder. Ben dernekleri araştırdım, hiçbirinde bu anlamda bir müspet çizgi göremedim.”

Tekel, Elazığlıların çekim noktası
İstanbul’daki Elazığlıların yoğun olarak Maltepe Cevizli’de yerleşip oturmalarının nedenlerinin üzerinde sohbet ediyoruz. Diş Hekimi Yıldırım Buluç, ilk sözü alıyor; Elazığ’dan gelişleri anlatıyor:
“Elazığ’dan trene atlayıp direk geliyor, Cevizli’de trenden iniyor, ertesi gün işe başlıyor.”
Bu iş nasıl oluyor? Mehmet Büyükçe adında bir sendikacının adı ortaya atılıyor. Herkes merhum Mehmet Büyükçe’nin benzeri bulunmaz efsane bir sendikacı olduğu görüşünde birleşiyor. Ve Murat Büyükçe, rahmetli amcası Mehmet Büyükçe’yi anlatıyor:
“Ben üçüncü kuşak olarak İstanbul’da doğan bir Elazığlıyım. Amcam Mehmet Büyükçe, Tekel Cibali Sigara Fabrikası’nda(şimdi Kadir Has Üniversitesi) işe başlayıp, sonra Cevizli’ye nakledilen, o dönemde Tekel’de sendika başkanlığı yapan bir işçi lideri. Elazığ’dan gelenlerin ilk çaldığı kapı Mehmet Büyükçe olmuş. Hiç ayırım yapmaksızın, aşağı yukarı hepsini Tekel’e yerleştirmiş. Yaklaşık bin kişiyi Tekel’e yerleştirdiği söylenir. Kartal ve Maltepe ilçelerinin ortasındaki Cevizli’deki Elazığlıların yaklaşık yüzde 80’inin burda ikamet etmelerinin nedeni budur. Cevizli’de ilk Elazığlılar Derneği’nin kuran da kendisidir. O tarihte Elazığspor’u organize etmiştir. Çok girişimci bir insan. İlkokul tahsili bile yok; okuryazar, dışardan öğrenmiş.

Kemaliye’den kasap gelmiyor
Mâlum, Eğinliler’in başlıca mesleği kasaplık. Bunun, Saray’ın kendilerine verdiği et kethüdalığından geldiği anlatılır. Günümüzde ise yeni adıyla Kemaliyeliler, gelişime ayak uydurarak, kasaplık işlerini et ticaretine dönüştürdüler. Yine de aralarında geleneksel kasaplığı sürdürenler az değil.
Beyoğlu Çiçek Pazarı’ndaki Coşkun Kasap bunlardan biri. Beyoğlu’nda oluşuna bakarak, “sosyete kasabı”da diyebilirsiniz. Kemaliyeli iki hemşehri Halil İbrahim Ersoy ile Ali Coşkun Çiçek Pasaj’ındaki dükkânlarında çalışan 8-10 hemşehrisiyle birlikte kasaplığı sürdürüyor. Bizim gittiğimizde Ali Coşkun yoktu; patron olarak Halil İbrahim’den geliş öyküsünü dinledik:
“Ben 1966’da geldim İstanbul’a, 16 yaşımdaydım. Şimdi 60 olduk. Biz dokuz kardeşiz, beşi erkek, beşimiz de kasabız. Biri burada, kardeşim İsmail. Bu çarşıda, iki kasap var, öbür dükkân da kardeşlerimin.

İstanbul’a 44 yıl önce akrabalarımla beraber trenle geldik. Vapurla İstanbul’a geçtik. Amcamın oğlunun yanında kasaplığa başladım.”
Başlayış, o başlayış işte, bugünlere geldiler. Geldiler, ama arkası gelmiyor.
“Şimdi artık kimse kasaplık yapmıyor, diyor Halil İbrahim. Kasaplık çok azaldı. Gençler sevmediler bu mesleği. Şimdi et ticareti yapanlar çoğaldı. Biz devam ediyoruz. Sosyete müşterimiz de var, sosyete restoranlarımız da var, müşterimiz olarak.”
“Bu durumda ekonomik kriz size pek tesir etmemiştir.”
“Herkese ne kadar tesir ettiyse bize de etti.”
“Pek etmemiştir.”
Gülüyor: “Etti, etti. Marketler çoğaldı, etler de pahalandı artık. Milletin alım gücü de azaldı.”
Halil İbrahim Ersoy bekâr, Bostancı’da oturuyor, Kemaliyelilerin yoğunlukla oturduğu yerin Karagümrük olduğunu söylüyorlar. Köyde kimselerin kalmamasına karşın, Halil İbrahim’in köyle ilişkisi sürüyor, orada bir ev yaptırıyor:”İnşallah bu yaz faaliyete geçecek” diyor. Ya İstanbul’daki sosyal hayat? “Sabahleyin altıda kalkıyorum, akşam sekiz, sekiz buçukta eve gidiyorum.”

‘Tarım yok gurbetçilik var’

Kasımpaşa, Aksekililerin yoğun olarak yaşadığı yerlerden biri. Buna paralel olarak aynı bölgede birkaç hemşehri derneğiyle karşılaşabiliyorsunuz. İşte size bu bölgedeki 12 derneğin adı (Sonuna “Yardımlaşma Derneği” ibaresini ekleyerek okuyabilirsiniz.):
Cevizli Beldesi, Süleymaniye Beldesi, Bademli Beldesi, Kuyucaklı Beldesi, Gümüşdamla Köyü, Güryaka Köyü, Çınardibi, Susuz Şahap, Ceceler, Kara Kışla, Değirmenlik, Salihler.
Biz Cevizli Beldesi Derneği’nin lokalinde Akseki’lilerle buluşuyoruz. Lokalin bir bölümü kahvehane tarzında, bir köşesi işe yer minderleriyle otantik aksesuarla düzenlenmiş; Akseki havasını yaşatıyor.

Dernek Başkanı Yalçın Çetin’in(63) önce babası gelmiş İstanbul’a. Aksekililerin geleneksel mesleği sayılan zeytinyağı satıcılığı yapmış. Akseki’den söz ederken: “Tarım yok, hayvancılık yok, gurbetçilik var” diyor Yalçın Çetin. Kıyafet devrimini öncelikle ve en iyi uygulayanların Aksekili olduğun da ilave ediyor.

Seyyar yağcı ve tuhafiyeci

Hasan Ulaş (71) Akseki’den İstanbul’a 1951 yılında babasıyla birlikte gelişini anlatıyor: “İlkokulu bitirip babamla İstanbul’a geldik. Balık pazarı diye bir yer var Beyoğlu’nda. Sırtımıza ip bağladık küfecilik yaptık. Gayrimüslümler oturuyordu İstanbul’da. Biz onların ayak işlerini yapardık; evlerine meyve sebze taşırdık, verirlerdi elimize 50 kuruş. Akşam oldu mu gelirdik bura, Kasımpaşa’ya. Abilerimizin lokantaları vardı, bize yemek ayırırlardı. Onu yerdik, orda bekâr odaları vardı, orda yatıp kalkardık.
Sonra yaşımız daha büyüdü, meslek değiştirdik, meyvecilik yaptık; dükkânımız oldu. Sonra 63’te askerden geldik. Konfeksiyon, tuhafiye işine girdik, triko. Seyyar. Bir valiz. Fabrikadan alıyoruz, evlere servis yapıyoruz. Evlere nasıl giriyoruz? Bizden evvelki ağabeyler sırtlarında yağ satıyorlardı; zeytinyağı, zeytin… Onların tanıdığı müşterilerine, biz de askerden yeni geldik, bunlara tişörttür, çoraptır, mendildir, gömlektir satıyoruz.
Sonra işi ilerlettik, ciddi firmalarla alışveriş yaptık; marka götürmeye başladık. O zaman beğendiler; birbirlerine hep prezante. Derken Kasımpaşa’da dükkân açtık. Bu işte böyle, 40 senemizi verdik.

Bizim Aksekililere çok pazarlık yapıyor, derler. Doğrudur. Biz çok sıkıntılarla büyüyüp para kazandığımız için, harcarken de hesaplı davranırız. Akseki için ticaretin başkenti derler. Şimdi emekliyim, iki oğlan bir kızım var, altı tane torunum var, dört erkek, ikisi kız. Kızım İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu.
Eski Haysukul vardı, bilirsiniz, şimdi Anadolu Lisesi oldu, kızım orda edebiyat öğretmeni oldu. Damadım da burda Anadolu Ticaret Lisesi’nin müdürü.” İstanbul mozayiğinde bir Türkiyelinin, bir Aksekilinin yaşam öyküsü bu. Evlatlarının mürüvvetini gören bir babanın hak edilmiş gururuyla anlatıyor.

İstanbul’da çocuk okutmak çok pahalı
Artvin’in Karadeniz’le buluşan iki ilçesinden biri olan Arhavi’li Zekiye Canoğlu (54) liseyi bitirdikten sonra, hemen bütün gençlerin yaptığı gibi, gurbete açılmak zorunda kalmış. Ve tabiî bir de iş bulma şansını arttırabilmek umuduyla…
“İstanbul’a 1980’de geldim. Ablam buradaydı, onun yanında kaldım. İki yıl kurslarda sekreterlik eğitimi aldım. Ondan sonra iş hayatına girdim, önce Telekom’da, sonra özel şirketlerde devam ettim. Ve çok şükür bu yıl da tamamlayıp emekli oldum.”

Zekiye hanım evli değil, ağabesiyle birlikte oturuyor. Beş-altı yıl öncesine kadar dernek çalışmalarında aktif rol aldığını, şimdi de derneğe gelip gittiğini anlatıyor: “Çünkü insanlarımla diyaloğu çok seviyorum” diyor.
Ve geçim sorunu?
“Hayat pahalı” diyor Zekiye Canoğlu. “Ben bizi takip eden nesilden endişeliyim. Şöyle ki, İstanbul’da eğitim çok pahalı. Ümraniye’de yaşayan insanlarımız genelde asgari ücrete veya asgari ücreti biraz geçen gelire sahip. Bir çok aile çocuk okutuyor, ilkokuldan üniversiteye kadar.”
Anımsatalım mı? Artvinlilerin eğitime verdikleri önemi daha önce de aktarmıştık.

6