www.posta.com.tr
  • Açılış sayfam yap
  • Üye Girişi
  • Canlı Skor
  • RSS
  • Mobil
  • ALTIN88,2600 %0,63
  • BIST77716 %-0,26
  • EURO2,8615 %0,00
  • USD2,2115 %0,00

Posta.com.tr Yazarları

yazar
 
BU HABERİ PAYLAŞ
  • Arkadaşına gönder
  • Yazdır
 

Namık!

04 Aralık 2013
Yazı Boyutu:

Tarih 4 Aralık 2012…

Yani geçen sene bugün…

Hava kasvetli mi kasvetli, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor…

Elimdeki şemsiyeyi zar zor kapatıp, Cağaloğlu’nda eski bir iş hanından içeri giriyorum…

Ortak bir arkadaşımız aracılığıyla, adını yıllardır duyduğum ama tanışma fırsatı bulamadığım bir yayınevi sahibiyle randevum var…

Dharma Yayınevi’nin sahibi Namık Kemal Atalay…

İçeri giriyorum, sıcacık bir gülümsemeyle karşılıyor beni…

Sıcak bir kişiliği olduğunu biliyorum…

Zira ortak arkadaşımız Murat, gitmeden tembihlemişti…

‘’Sakın mesafeli durma, rahat ol, çok sıcaktır Namık…’’

Hakikaten öyle…

Neşeli, kıpır kıpır, yerinde duramıyor…

Yeni gelmiş Hawai’den, tatilden…

Anlata anlata bitiremiyor Kauai Adası’nı…

‘‘Cennet’’ diyor, ‘‘İlk fırsatta yeniden gideceğim, bayıldım..’’

Çocuksu bir coşkusu var…

Çaylar içiliyor, tatil fotoğraflarına bakılıyor, yayınevinin gerçek ev sahibi kedi Kiki seviliyor, derken sıra geliyor asıl konuya…

Konu; kitap projem…

‘’Cinsel hayatı biten evli çiftlerin gerçek yaşam hikayesi…’’ diyorum…

‘‘Hımm’’ diyor, ‘‘Doğru… Evliliklerde bir süre sonra cinsel hayat bitiyor değil mi?’’

‘’Evet’’ deyip, hararetli hararetli anlatmaya devam ediyorum…

Bir veya iki soru daha sorup, gözleriyle sehpanın üzerinde duran çantamı işaret ediyor…

‘‘Görebilir miyim kitabınızı?’’

Gayet rahat, hatta sonradan düşündüğümde biraz pişkince ‘‘Kitabı yazmadım ki daha…’’ diyorum…

‘‘Yazmadınız mı?’’

‘‘Evet, yazmadım… Bu, sadece kafamda bir fikir… Yaz deyin yazayım…’’

Birkaç saniye duruyor ve…

‘‘Tamam o halde yazın…  Hatta size tarih vereyim, o tarihte teslim edin bize… 25 Şubat… Bir ay sonra çıkarırız, yaza girerken piyasada olur.’’

Gözlerim parlıyor, el sıkışıp ayrılıyoruz…

Cehaletime bakar mısınız?

Elimi kolumu sallayarak, kafamda kitap fikriyle bir yayıncıyla görüşmeye gidiyorum…

Nereden bilebilirim; bu işlerin yayın dünyasında böyle olmadığını…

Meğerse kitabını yazar, yayınevlerine yollar, aylarca olumlu veya olumsuz yanıt gelmesini beklermişsin…

Velhasıl ben o gazla kitabı zamanından bir hafta önce  teslim ettim ama içim kıpır kıpır…

Acaba beğenecekler mi?

Bir gün geçti arayan yok…

‘‘Tamam’’ dedim, ‘’Kimse aramadığına göre beğenilmedi, basmayacaklar…’’

Ertesi gün akşamüstü, zır telefon…

Arayan Namık…

Aynı çocuksu neşesiyle, ‘’Sen ne yaptın yahu?’’ diyor…

‘’Nasıl, beğendin mi?’’ diye soruyorum, hafiften ürkerek…

‘’Beğenmek ne kelime, dünden beri hepimiz bilgisayarlarımızda kitabını okuyoruz… Harika olmuş, ellerine sağlık… Ne yalan söyleyeyim Özsel, bu kadarını beklemiyordum...’’

Ağzım kulaklarımda telefonu kapatıyorum ve evin içinde sevinçten zıplıyorum…

Bir ay sonra matbaadan gelen kitapların yüzlercesini önüme koyuyor Namık…

‘’İmzala haydi… Ama önce bana.’’

O gün kendisine imzaladığım kitaba da yazdığım gibi, Namık olmasaydı, bana inanmasaydı, ‘‘Yatak Odası’’ olmazdı…

Sonrasında defalarca Namık ve çok eski dostu, sırdaşı, editörü sevgili Derya Ayyıldız ile bir araya gelip kadeh tokuşturduk ve tanıştığımız gün Namık’ın

‘‘Görebilir miyim kitabınızı’’ demesine, benim ‘‘Kitabı daha yazmadım ki…’’ cevabıma, o gün hasta olduğu için yayınevinde olmayan Derya’nın ertesi gün ‘‘Hasta olup, seni bir gün boş bırakmaya gelmiyor Namık… Nasıl hemen ‘Tamam, yaz’ dersin’’ demesine katıla katıla güldük…

Yazın Kauai Adası’na gitmek için gün sayıyordu…

En son 2 Kasım Cumartesi günü Tüyap Kitap Fuarı’nda imza gününde bir araya geldik Namık ile…

‘’Gittin mi Kauai’ye?’’ dedim…

‘’Gidemedim, şu işler biraz rahatlasın gideceğim ama’’ dedi…

Yine her zamanki gibi çocuk neşesiyle yaptıklarını anlattı, güldük…

Ayrılırken sıkıca sarıldı ve ‘’Hafta içi bir gün yine gel, kitabını imzala’’ dedi…

‘‘Çok yoğunum Namık, zor olur’’ dedim.

‘‘Ayarlamaya çalış, uzun uzun sohbet ederiz’’ dedi.

Ayarlayamadım, gidemedim…

Keşke gitseydim…

Gitseydim ve bana inanan koca yürekli Namık ile uzun uzun sohbet etseydim, gülseydik, kahkaha atsaydık…

Yoksa bu kadar ağır gelmezdi; geçen cumartesi sabahı, 49 yaşında aramızdan apansız çekip gitmesi!

Bugün onunla tanışalı tam bir yıl oldu…

O yağmurlu İstanbul günü, nereden bilebilirdik ki,ömrünün son 365 günü olduğunu, geri sayımın başladığını, bu arada hayatıma dokunup değiştireceğini…

Oysa daha çok ocakbaşına gidip kadeh tokuşturacak, facebook’ta paylaştığı kedi videolarına gülecektik…

Olmadı…

Huzur içinde uyu Namık…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

Sahibinden Satılık Otomobiller