www.posta.com.tr
  • Açılış sayfam yap
  • Üye Girişi
  • Canlı Skor
  • RSS
  • Mobil
  • ALTIN86,0190 %0,95
  • BIST83282 %0,93
  • EURO2,7535 %-1,26
  • USD2,2225 %-0,04

Ayakkabı kutusundaki para kimin?

28 Aralık 2013
Yazı Boyutu:

Küçücük bir haberdi ama lezzetliydi: Halk Bankası Gen. Md. Süleyman Aslan’ın evinde, tarihe geçen ayakkabı kutusu içinde bulunan ve elkonulan 4.5 milyon doları birisi geri istedi! Kim? Banka müdürünün “Bana bağış parası olarak verdi” dediği vakfın başkanı AKP İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge. Sonuna kadar haklı. Süleyman Aslan deseydi ki “Bu parayı bana Yazgülü verdi”, ben çıkıp “Verin paramı” demez miydim? Derdim! Ama bir tuhaflık var: Aslan, o paranın bir kısmının Uluslararası Balkan Üniversitesi için bağış olduğunu, bir kısmının da mezun olduğu Osmancık İmam Hatip Lisesi için olduğunu söylemişti; Bürge hepsini istiyor! E batan geminin malları!



Kırk katır mı kırk satır mı?

Sokaktaki adam paralara takıldı kaldı. Yolda otobüste, her yerde bu konuşuluyor. Hele Başbakan’ın oğlunun şüpheli sıfatıyla sorgulanmak istenip o dosyanın savcıdan alınması ve savcının da veryansın etmesi, ortalığı iyice bulandırdı. Tabii insan kim kimdir bilemiyor. Bildiği tek şey, Başbakan’ın yolsuzluğun başında olması!

Savcı var, savcı var


Polis mi cemaatten, savcı mı, hakim mi? Gel çık işin içinden! Silivri mahkemelerinde tahliye kararı veren hakimleri sürdüler. Cemaatin üstüne gitmek isteyen İlhan Cihaner’i Erzurum’dan gelip makamında canlı yayında tutukladılar. Başbakan işine geldiği sürece bunları uzaktan seyretti. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dedi. Daha sonra kriz çıktığında “Ne istediler de vermedim?” diye sitem bile etti. Eğitim psikologlarının uyardığı nokta tam da bu: Çocuğa bile her istediğini verirsen sonunda veremeyeceğin bir şey çıkar; oğlunu ister, seni ister! Ve savaş başlar. Sokaktaki adamın ‘yolsuzluklar bitecek’ heyecanını köreltmek istemem ama bizim yapmamız gereken intikam duygularıyla mutlu olmak değil, bu yolundan çıkmış kontrolsüz gücün isteklerinin ülkenin tümünü nasıl etkileyebileceğini görmek. Sonuç olarak yolsuzluklardan kurtuluyoruz derken cemaatin eline geçmek de var! Her ikisi de bize hayır getirmiyor.

*

Hapistekileri de unutmayalım

17 Aralık’tan beri yaşadığımız olayları en güzel özetleyen söz yine bir fırlamanın tweetiydi: “Ülke bir reklam arası versin, tuvalete gidemiyoruz!” Memleketin haline kayıtsız kalmak mümkün mü? Hükümet-cemaat savaşının ortaya saçtığı gerçekler can acıtıyor, Başbakan’ın siyasi danışmanı açık ve seçik “Cemaat orduya kumpas kurdu” diyorsa bunun hiç mi sonucu olmayacak?

Ya Çelebi’nin telefonu?

İçişleri eski Bakanı Muammer Güler telefon tapelerine eklenmiş konuşmalardan bahsederken aklına hiç mi emniyette emanete alınan telefonuna 139 telefon numarası eklenen ve bu yüzden 16.5 yıl hapis yiyen Teğmen Mehmet Ali Çelebi gelmiyor? Başbakan Danışmanı ...... Akdoğan’ın bu sözleri üzerine sorumlu bir savcı çıksın ve suç duyurusunda bulunsun. Balyoz davası hükümlüleri tahliye edilmeli ve tutuksuz olarak yeniden yargılanmalı. Sadece Ebru Gündeş’in mi içi kan ağlıyor, sadece onun kızı mı inciniyor? Subay babaları er yapılmış ve maaşları kesilmiş, babasızlığa bir de maddi zorluk katılmış o kadar çocuk var ki! Babaları ihale yolsuzluğu yapmadı diye mi onlar için kıyamet kopmuyor?

BU HABERİ PAYLAŞ