www.posta.com.tr
  • Açılış sayfam yap
  • Üye Girişi
  • Canlı Skor
  • RSS
  • Mobil
  • ALTIN89,0040 %0,30
  • BIST81205 %-1,16
  • EURO2,8625 %-0,28
  • USD2,1355 %-0,37

Kuzeyde bir yer Norveç

Norveç, Doğa Ana'nın doğurduğu en güzel çocuklardan biri olarak nitelendirilebilecek, son derece yeşil, suyu bol, doğal kaynakları çok olan bir ülke. Avrupa'nın en yüksek entelektüellik seviyesinde olan ülkede sanat ve edebiyata verilen önem hemen hissediliyor. Kökleri Vikinglere uzanan ülkede, yazın denizcilik ve su sporları, soğuk aylarda ise kış sporları aktif olarak yapılıyor...

15 Eylül 2012 - 05:00
Yazı Boyutu:

Haber: İnci Tulpar
incitulpar@gmail.com


Kuzey yönü; en sevdiğim... Eğer biraz yeşil, yağmur, rüzgâr seven bir yapınız var ise, anlarsınız beni. Gecenin az, pek az uğradığı Oslo’dayız... Gezinin ilk durağı... Pipervika Körfezi’nde, Ortaçağ’dan bu yana haşmeti ile dikilmekte olan Akershus Kalesi’ni, kuvvetli bir güneş aydınlatıyor. Güneşin kadrinin en bilindiği yeryüzü köşelerinden biri Norveç, çünkü yüksek mavi gökyüzünün altında bile kuzeyin esintisi hissediliyor. 1960’lı yıllarda petrol bulunana dek, fazla sayıda insanını yurtdışı göçüne kaptırmış olan Norveç’de artık yüzler gülüyor...

Norveç şu anda dünyanın, vatandaşlarına en yüksek yaşam standardını, en iyi sosyal hakları ve en iyi gelir düzeyini sağlayan memleketi. Bu etkenlere bağlı olarak yaşam süresi ve eğitim düzeyi açısından da İzlanda ile birlikte en tepede yer alıyor. 1905 yılında bağımsızlığını ilân eden Norveç, bu tarihten önce 100 sene İsveç’in, tam 400 sene de Danimarka’nın yönetimi altında kalmış. Petrol ve doğalgaz kaynaklarının bulunması ile iyice zenginleşen Norveç’te; başkent Oslo’da bile gösterişli binalara (opera binası hariç) veya lüks sayılabilecek yapılara rastlanmıyor! Binaların dayanıklı ve kullanışlı olması en büyük tercih sebebi.

Oslo, etrafını çevreleyen, yüzölçümünün üçte ikisini kaplayan ormanları ve dünyaya açılan deniz kıyısı ile dünyanın en güvenli şehirlerinden biri. Hâlâ doğal güzelliğinin ona kazandırdığı ve insanları tarafından saygı ile korunan bir masumiyeti var. Dünyanın en güzel tablolarından üçünü barındıran Oslo Sanat Müzesi bile, İstanbul- Nişantaşı’nda benzerleri mevcut taş bir lise binası görünümünde.

Olur da yolunuzu düşürürseniz orada mutlaka görmeniz gereken 3 tablo var: Amadeo Modigliani tarafından 1918’de yapılmış Mme Zborowska portresi. Ünlü Norveçli ressam Vinternatt Rondane’nin ‘Winter Night in the Mountains-Dağlarda Kış Gecesi’ tablosu. ‘En ünlü’ Norveçli ressam Edward Munch’ın ‘The Scream-Çığlık’ tablosu.

Oslo sanat müzeleri, galerileri, sokak kahveleri, mağazaları, benzersiz sahil şeridi ile gezmesi çok keyifli bir şehir. Sarı kiremit ile yapılmış parlamento binası, yani Stortinget, 1866 yılından bu yana Norveç Ulusal Konsey toplantılarına ev sahipliği yapıyor. Önündeki park ise, insanların yaz günlerinde güneşten faydalandıkları bir yeşil alan...

Oslo Eski Tren İstasyonu binası ise, günümüzde Nobel Barış Ödülü binası olarak hizmet veriyor. Geçmişten günümüze kadar bu ödüle lâyık görülmüş kişilerin çalışmaları burada sergileniyor. Nobel Barış Ödülü Merkezi’nin önünden rıhtıma yürüyünce Bygd¯y yarımadasına giden küçük feribotlara binebiliyorsunuz.

Adanın isminin anlamı, ‘üzerinde yaşanmayan ada’ imiş. Bu bölgede çok güzel evler, rıhtımında enfes tekneler, Viking gemilerini sergileyen Viking Müzesi ve Norveç Folklorik Müzesi bulunuyor. Her iki müze de Oslo’ya gelen turistlerce, en çok ziyaret edilen yerler arasında. Oslo, dünyanın en pahalı şehirlerinden biri.

Denizin nimeti, mükemmel tat ve tazelikteki balık çeşitleri bile, oldukça yüksek fiyatlar ile sofraya geliyor. Bu yüksek pahalılık endeksi, Oslo için söyleyebileceğim tek eleştiri. Bunun dışındaki aklınıza gelebilecek her konuda; eğitimli, açık fikirli, mutlu bir halk ve korunup kollanmış bir doğal güzellik var Oslo’da.


Yaz aylarında, civar kasabaların halk plajlarından denize girme olanağı da sunan Oslo’nun, kayakla atlama sporunu sevenler için de atlama rampaları ile meşhur bir banliyösü var. Şehrin biraz dışındaki Holmenkollen, Oslo’dan metro ile sadece 20 dakikalık mesafede. Yıl boyunca bir milyondan fazla sporseverin ziyaret ettiği Holmenkollen, her yıl mart ayında kayakla atlama festivaline ev sahipliği yapıyor.

Allah özene bezene yaratmış



Bergen’e tepeden bakmak... Fenükiler ile çıkılan Flöyen adlı tepe, kenti ve liman manzarasını seyretmek isteyenlerle dolup taşıyor.

Gezimizin ikinci durağı Bergen’e ulaşmak için tercih edilecek birkaç ulaşım seçeneği var; tren, feribot veya kiralık araç... Ben size, tren yolculuğunu önereceğim. Yolculuk 7 saat sürüyor fakat o pencereden bu pencereye koşturup tüm güzel manzaraların fotoğrafını çekmeye çalışırken zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyor insan. Ve Bergen...

Tanrı’nın özene bezene yarattığı bir başka coğrafya. Norveç’in ikinci büyük kenti ve eski başkenti. UNESCO Dünya Tarih Mirası listesindeki şehir. Yaz aylarında dolup taşan sokakları, tarihi limanı, üzerine karanlık düşmeyen gökyüzü, dantel gibi fiyortları ve karlı tepeleri ile ‘bir içim su’. Yanınıza şemsiyenizi almadan dışarı çıkmamanızı öneren pek çok internet sitesine inat; yakan bir güneşe tanıklık ettiğimiz Bergen’de gözün alabildiğince deniz var! Norveçli ünlü klâsik müzik bestecisi Edvard Grieg ve tiyatro yazarı Henrik Ibsen’in şehri olan Bergen’i görünce; bu sanatçıların ilham konusunda zorlanmadıklarını düşünüyor insan.

Bergen, tüm gün boyunca ‘büyük bir sokak partisine’ ev sahipliği yapıyor görünümünde. Bu imajda, şehrin tarihi limanının göbeğinde kurulmuş olan ‘Balık Pazarı’nın büyük etkisi var. Tezgâhlardan seçtiğiniz balığı, kenarda kurulmuş ızgaralarda pişirip ‘şipşak’ servis yapan balıkçılar farklı ülkelerin mensupları. Karmanın bir şakası da diyebileceğimiz şekilde, ilk gün balık yediğim tezgâhın sahibi bir Yunanlı çıkıyor! ‘Hoş beş’ güneşli Ege üzerinden ilerlerken yenilen balık, kuzey denizlerinin ‘en has’ mahsulü somon oluyor elbette.

Fiyordların başşehri: BERGEN



Norveç fiyortları; bir yeryüzü oluşumu harikası...

Bryggen denilen eski rıhtım bölgesinin en bilindik sembolleri rengârenk tahta dükkânları... Avlulara açılan daracık sokaklar içinde çok sayıda dükkân var. Genellikle turistik eşyalar satan bu dükkânlar, 1750’li yıllarda balık hali olarak kullanılmış. Bergen ‘Fiyordların Başşehri’ ünvânına sahip. Fiyordlar, özellikle İskandinavya kıyılarında sık rastlanan jeolojik oluşumlar...

Buzulların aşınması sonucu meydana gelen, iki taraftan sarp kayalıklarla çevrili uzun, dar ve derin koylar... Bergen limanından, şehrin kuzey ve güneyinde kalan büyük fiyordlara günlük geziler düzenleniyor. Bilgi ve bilet satışı, Bergen Turist Bürosu’ndan sağlanabilir. “Sadece fiyordları görmek için bile, Norveç’e gidilir” diyerek, bu devasa kayalık koylara duyduğum hayranlığı belli edeyim.

Bergen’e kadar giderseniz, kendinizi sadece şehir merkezi ile kısıtlamayın; mutlaka bir araba kiralayarak civar kasabaları gezin. Sarp yamaçları dolanan dar yolları, metrelerce uzunluktaki tünelleri, tünellerin bitiminde karşınıza çıkacak müthiş manzaraları, şelâleleri, neredeyse her kasabada olan rafting, kano ve balıkçılık merkezlerini de görün.

Dura dura, sindire sindire gezin bu güzel ülkeyi. Bu gezide, zor bir coğrafyanın hem güzelliklerini hem güçlüklerini gördüm. Beni en çok etkileyen ise bu coğrafya ile yaşamayı ve ona saygı duymayı öğrenen halkın doğa bilinci oldu: Sarp dağlar ve engin denizler arasında buldukları her düzlükte tarım yapıyorlar. O çetin kışlara dayanabilmek için gerekli önlemleri ve hazırlıkları hiç aksatmıyorlar. Bizim kadar cömert bir toprağa sahip değiller, fakat sahip olduklarını en verimli şekilde kullanmayı biliyorlar. Darısı bizim doğal güzelliklerimizin başına...

( 08.09.2012 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır. )
 


YORUMLAR

Bu haberle ilgili hiç yorum yapılmamış. ilk yorum yazan siz olun