Yassu Lefterimu!

Cumartesi, 22 Ocak 2011 - 05:00

Büyükada’da maalesef özel sohbetimiz olmamışsa da Lefter Küçükandonyadis öteden beri kahramanlarım arasındadır. Heykelini diken, geçtiğimiz günlerde sağlık sorunları yaşayan ama şükür atlatan Lefter’inin her daim yanında olan Fenerbahçe camiasının bu sembol ismi, benim için de hep tanıdık bir çehre olmuştur. 2002’de yayımlanan ‘Top Bir Dünyadır’da Lefter için yazdıklarımı hatırladım ve sizlerle paylaşmak istedim, biraz kısaltarak da olsa. “Geçmiş yılları geri getiremezsiniz ama anılarınız hep sizinledir, ister kendi sahanızda ister deplasmanda oynayın. Radyoda Muvakkar Ekrem Talu’nun “naklen” anlattığı futbollu, gazozlu, leblebili “Çocuk Haftası” ve “Binbir Roman”lı çocukluk günlerimden bugüne, gönlümde hep yer verdiğim bir “kalo anthropo”, okkalı bir insandır Lefter.

Anneannemin bana aldığı, o günler için büyük yenilik sayılan, madeni FB tokalı plastik kemeri takardım kısa pantolonlarıma. Plastik kemerler koptu gitti; Lefter’li yıllardan Lefter’siz yıllara, çubuklu formalardan çubuksuzlara, zaman gelip geçti. Ama o, aklımızda hep kaldı; top sihirbazı, aynı zamanda efendilik ve vefalılık simgesi olarak. O, bu topraklarda yaşayan bir Bizanslı, bir Osmanlı ve Türk’tür. Yeşil sahaların devini en son Haziran 1960’ta Ankara 19 Mayıs Stadyumu’nda izlemiştim, Türkiye’nin İskoçya ile oynadığı milli maçta.

İlk golü Metin atmış, sonra “ordinaryüs” Lefter’in iki şık golü gelmiş, genç Şenol da skoru tayin etmişti. Sanıyorum, ilk kez Britanya Adaları’ndan bir milli takımı yeniyorduk. Uzun süre onu işbaşında göremedim. Sahaya 9 kez kaptan olarak çıkan Lefter’in milli maçlarda attığı toplam 22 gol rekorunu ancak geçen yıllarda Hakan Şükür kıracaktı. Ama futbol tarihimizde İstanbullu Rum vatandaşımız Lefter’in, 1948 Nisanı’nda Yunanistan’la Atina’da karşılaşan milli takımın galibiyet golünü atması kadar anlamlı kaç gol vardır ki? 1925 doğumlu Lefter, Büyükada’da futbol oynarken dikkatleri çekti. Abisi Beyoğluspor’da oynuyordu. Henüz 16’sındayken Lefter’i Taksim Kulübü kaptı.

İstanbul mahalli liginin en gözde oyuncuları arasında gösterildikten sonra, Diyarbakır’da tam dört yıl askerlik yapacaktı. Şimdilerde çoğu operet askerliği yapan profesyonel futbolcuları düşünüyorum da... Ama o günlerde II. Dünya Savaşı’nın Türkiye’ye yaklaşan gölgesi, ordunun güçlü tutulmasını zorunlu kılıyordu. Mehmetçik Lefter, 1946’da terhis olup İstanbul’a döndüğünde Fenerbahçe Kulübü onu transfer etmek için bekliyordu. Açık profesyonelliğin olmadığı o günlerin 200 lirasına Fenerli oldu. 1947’den başlayarak Türk futbolünde bir efsane, yurtdışında futbol elçimiz olarak dikkat çekti.

1951’de 20 bin liraya transfer olduğu İtalya’nın Fiorentina, 1952-53 sezonunda ise Fransa’nın Nice takımlarında oynadı. Ama Büyükada’sız yapamadı, yurduna döndü ve 1965’e kadar yeniden Fenerbahçe’yi başarıdan başarıya götürdü. Ne çalımlar, ne frikikler, kornerler, ne penaltılar attı!!! Şapka çıkartırdı. Ah o günlerde bizde televizyon olaydı da soluk ve çizilmiş siyah-beyaz birkaç film karesi yerine onu “banttan” izleyebileydik... “Lefter’i top koştururken görmeyenler şanssızmış, karşısında oynamayanlar ise ne kadar şanslıymış” diye düşünürdük, eminim.

Milli formayı 50 kez giydi

“Müdafilerin” korkulu rüyası “ser muhacim” Lefter futbola erken başladı, geç bitirdi. Yeşil sahalara veda ettiğinde 38 yaşındaydı. Nüfus kâğıdı 41 yazıyordu, minik ustaya Taksim kulübünde lisans çıkarabilmek için yaşını büyütmek zorunda kalmışlardı çünkü. Fener formasıyla 615 maça çıkan ve 18’i ezeli rakip-dost Galatasaray’a, toplam 423 gol atan Lefter gerçekten bir yıldızdı. Taraftarın “Ver Lefter’e yazsın deftere” sloganı boşuna çıkmamıştı. Ne var ki, bir Metin Oktay’ın, Can Bartu’nun, Hakan Şükür’ün tersine, Lefter ne futbol oynadığı yıllar ne de eline geçen paralar açısından alın terinin gerçek karşılığını pek alabildi.

Tıpkı bir başka doğal yetenek, Beşiktaşlı Şükrü Gülesin gibi. II. Dünya Savaşı sırasında milli maçlar yapılamadı. Yeniden başladığı dönemde bile, Türkiye’nin oynadığı milli maçlar yılda birkaçı geçmiyordu. Lefter, 1948 Olimpiyatları’na katılan ve 1954 Dünya Kupası Finalleri’nde oynayan milli takımımızda yer aldı. Bu kısır ortama karşın, “ilklerin adamı” Lefter, gene de milli formayı 50 kez giyerek ‘altın şeref madalyası’nı alan ilk futbolcumuz oldu. Amatör mahalli liglerin dışında, 2 kez İstanbul profesyonel ligi, 3 kez Türkiye şampiyonluğu yaşayan Lefter’in “jübile”si yapıldı ama futboldan kopmadı.

Önce, Yunanistan’da Egaleo ve Güney Afrika’da Johannesburg takımlarında oyuncu-antrenörlük yaptı. Ardından Samsun ve Orduspor, Mersin İdman Yurdu ve Boluspor’da teknik direktör olarak sahaya çıktı. Sonra spor yazarlığını sürdüren futbol virtüözü, saha dışındaki efendiliğiyle de hep sevildi ve hep sevdi. Çapkın mıydı? Belki. Ancak karda yürüdüğünde izini belli etmedi, eşini ve yavrularını hep el üstünde tuttu.

Büyükada aşığı, ülkesini bırakmadı

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük futbolcuları sayıldığında adı ilk sırada gelen Lefter, İstanbullu ünlü birçok Rum kökenli sporcunun yaptığı gibi (Sofyanidis, Kasapoğlu) Yunanistan’a göç etmeyi hiç düşünmedi. O, mahallesinden, komşularından, bakkalından, kasabından, manavından, tozlu futbol sahasından, eşeklerinden, faytonlarından, vapurlarından hiç kopmadı, “ohi pedimu!”...

Kahvede, lokantada dost masalarındaki yerini hiç boşaltmadı. Bizdendi, bizlerle kaldı. Ne haç, ne hilal, ne de Davud’un yıldızı fark eder; bizler ‘insan’ı severiz çünkü. Eskiden olduğu gibi, bugün de aynı evde, Adalar Belediyesi tarafından adı verilen “Fenerbahçeli Lefter Sokak”ta oturan Türk futbolunun ölümsüz oyuncusuna, çocukluğumun kahramanına, gençliğimin gururuna “Yassu Lefterimu” diyorum, “Yaşa!”, “ca-ı gönülden.”

(15.01.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)