Yatırım da yok, kredi talebi de!

Salı, 17 Ağustos 2010 - 05:00

Kredi konusunda her zaman ortada bir çekişme olmuştur... Bir yandan bankalar, kredi vermek için kapı kapı dolaşıp, şirketleri ikna etmeye çalışırlar. Hatta Anadolu’yu dolaşıp, müşteri ziyareti yapıp, kredi satan banka genel müdürleri de vardır. Bir yandan da şirketler, özellikle KOBİ’ler, ‘Kredi alamıyoruz’ diye dert yanarlar.

‘Piyasada kredi yok’

Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Erün ile sohbet ederken, konu kredilere geldiğinde, ‘Piyasada kredi yok’ değerlendirmesini yaptı. ‘Nasıl yani?’ diye sorduğumda tabloyu şöyle özetledi: “Gerçekten de biz vermek istiyoruz ama kredi talebi yok. Bankacılığı konut kredisi ve destek kredileri ayakta tutuyor. Otomobil kredilerinde hareket yok, daha çok kampanya bazlı, tüketici finansman şirketleri tarafından kredilendiriliyor.” Konuştuğum diğer bankacılar da ‘kredi talebi’ olmamasını, bankacılığın bilançosunun büyümemesinden de görebileceğimize dikkat çekiyorlar. Bir bankacı, “İlk 6 ay sonunda banka bilançoları büyümedi” diyerek önemli bir konunun altını çiziyor.
Gökhan Erün, “Garanti’nin bilançosu bile sadece yüzde 3 büyüdü” diyor ve devam ediyor:
“Eskiden kredi komitelerine çok yabancı kredi dosyası girerdi. Bir süredir yabancı kredi talebi azaldı, verilere bakarsanız büyüme olmadığını görürsünüz. Bu da yatırım yapılmadığının göstergesidir. Çünkü, yatırım yapacak orta ve büyük ölçekli şirketler, bunu yabancı para cinsi kredilerle fonlarlar. KOBİ’lerde ise daha çok TL krediler var. Onlar ise yeni yatırım için değil, makine yenileme amaçlı kredi kullanıyorlar.”

İşsizlik için yatırım şart

BDDK’nın verilerine bakınca, ‘döviz kredisindeki’ büyüme rakamları açıkça görülüyor. Hatta son aylarda döviz kredisinde küçülme olduğu da dikkati çekiyor. 30 Haziran 2010’da 125 milyar 184 milyon TL’ye ulaşan döviz kredileri, 9 Ağustos itibarıyla 112 milyar TL düzeyine gerilemiş. Dün açıklanan işsizlikle ilgili olumlu tablonun devam etmesi için, yeni kredi ve yeni yatırıma ihtiyaç var. Bankalardan gelen ilk işaretler hiç de olumlu bir tabloya işaret etmiyor. Belki yılın son çeyreği ve 2011 yılıyla birlikte bir hareketlenme olur. Bekleyip göreceğiz.

Yeni Normal aslında nedir?
Geçenlerde bir editör arkadaş arayıp, ‘Yeni Normal’ konusunda görüşlerimi sordu. ‘Yeni Normal’ adlı kitabımdan hareket ederek görüşümü almak istemişti. Ona da belirtmiştim. Ben ‘Yeni Normal’e, yönetim ve pazarlama açısından inanıyorum. Ekonomi ve piyasalarda ise bu kavram daha çok krizler sonrasında gündeme geliyor. Yani kriz sonrası yeni alışkanlıkları, daha ziyade kısa vadeli ifade etmek için kullanılıyor. ABD merkezli Pimco adlı şirket var. Özellikle tahvil alanında etkin olan ve 1.1 trilyon doları yöneten bu şirketin başkanı Bill Gross ile CEO’su (İcra Başkanı) Mohamed El Erian, Yeni Normal’i ısrarla savunuyorlar. Onlara göre, ekonomi ve piyasalarda böyle bir dönem başladı.

Ekonomi ve piyasada yeni dönem


Dün El Erian’ın yeni bir söyleşisini okuduktan sonra Yeni Normal’i, aslında ABD ve benzeri ülkeler için kullandıklarını anladım. Böyle bakarsanız, onlara hak vermek mümkün. Ama bütün dünya, özellikle de gelişmekte olan ülkeler için geçerli olduğunu düşünmüyorum. Zaten o da ‘Yeni Normal ne anlama geliyor?’ sorusuna yanıt verirken, benzer bir görüş ortaya koyuyor: “ABD açısından bakarsak daha düşük büyüme anlamına geliyor. Normalde ABD ekonomisi yüzde 3 büyüyebilir ama şimdi yüzde 2’den düşük büyümeye doğru gidiyoruz. Bu aynı zamanda daha yüksek büyüme anlamına geliyor. Şu anda yüzde 9.5 olan büyüme, yakın zamanda asla yüzde 5’lere dönemeyecek.”

Yeni hız limiti ve polisler!

Yeni dönemin önemli bir gerçeğinin de hükümetin düzenlemeleri olacağına dikkat çekiyor El Eria ve şöyle diyor: “Artık karayollarında daha düşük hız limiti ve onu kontrol edecek çok sayıda polis olacak, çünkü artık finansal krizde yaşadığımız büyük kazaları görmek istemiyoruz.” Ardından da Yeni Normal’de, ekonomi ve piyasalar kadar, yatırımcıların politikacılara da dikkat etmeleri gerektiğinin altını çiziyor. Hepsinden önemlisi, “Yeni düzen, büyümenin sanayileşmiş ülkelerden büyük gelişmekte olan ülkelere doğru kaymasını da beraberinde getiriyor” diyor. Yani, Yeni Normal’in ABD ve benzeri ekonomilerde geçerli bir yaklaşım olacağını belirtiyor. Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerin, kendi potansiyelleri çerçevesinde büyümelerine devam edebileceğini söylüyor. Benim de görüşlerimi alan gazeteci arkadaşıma söylediğim buydu.

Özel eğitimin faturası çok büyük
Çocukları için okul arayan ya da özel okula giden birkaç yöneticiyle bu konuyu konuşuyorduk... Genel müdür düzeyindeki yönetici arkadaşımla, ana okulundan üniversiteye, ‘özel okumanın’ maliyetini çıkardık: Ana okulunda 10-30, ilk öğretimde 20-50, lisede 20-50 ve üniversitede 30-50 bin TL aralıklarında ücretler var. Sadece okul ücreti bu 17 yılda en az 380 bin lirayı buluyor. Daha iyi okullarda ise bu bedel 900 bin, hatta 1 milyon liraya ulaşıyor. Kitap, servis, kurs ve diğer masrafları da eklediğinizde, biri 500 bine, diğeri de 1.2 milyona dayanıyor.
Bu hesap ortaya çıkınca arkadaşım şöyle bir öneride bulundu: “Acaba, çocukları devlet okulunda okutup, üniversiteden mezun olunca ellerine bu 500 bin TL ya da 1 milyon TL’yi vermek daha doğru olmaz mı?”
Siz ne diyorsunuz?
Tabii aydan aya taksitle ödediğimiz bu paraları biriktirip, eğitim sonunda bu haliyle ödememiz olanaksız gibi görünüyor... Ama ortaya çıkan rakamın büyüklüğü ve eğitimin giderek artan faturasının, çok sayıda aileyi kara kara düşündürdüğü bir gerçek...