Ali Poyrazoğlu: Defilelerden oyuncu toplayarak olmaz

06 Mayıs 2017, Cumartesi 05:00
AA
Ali Poyrazoğlu, yakın arkadaşı Bülent Kayabaş’ın ölümünden sonra “Yapımcılar Bülent’e çok haksızlık etti” demişti. İsyanı devam ediyor: Sektör yaşlıları ötekileştiriyor. Sadece Çağatay’la çekin bakalım diziyi! Olacak mı? 

Bülent Bey’in rahmetli olmasından sonra, “Televizyon yapımcıları Bülent Kayabaş’a sahip çıkmadılar” dediniz…

Evet. Bülent öldükten sonra acı içindeydim, çok ağlıyordum. 38 yıllık sahne arkadaşım... Yıllarca birbirimizin gözlerinin içine bakarak oynadık sahnede. Disiplinli, düzgün, ciddi, bilgili ve okuyan bir adamdı Bülent. Benim en yakınımda olan insandı. Tiyatroda 38 yıl çalışınca, karını kocanı görmüyorsun o kadar.



■ Bülent Bey’in yapımcılara böyle bir sitemi olmuş muydu?

Kırgındı. Bülent öldüğü için artık rahatlıkla söyleyebilirim: Hastalığını saklamak istedi. Bir tek ben, karısı, Tarık Akan ve Rutkay Aziz biliyordu. Öyle istedi. “Ayıp mı bu, herkes hasta olabilir, niye saklıyorsun” dedim. “Seyircim üzülsün istemem” dedi. Ama kendisi çok üzülüyordu.

■ Neydi rahatsızlığı?

Bağırsak kanseriydi. Doktoru check-up yaptır demiş. Telefon etti, “Gelsene Nişantaşı’na, kahve içeriz” dedi. Gittim, buz gibi bir suratla, “Kanserim” dedi. Bağırsağından 45 cm kestiler. Kurtulduk. Beş yıl sonra akciğerinde metastas yaptı. Acı çekiyordu ama yorulsa da oynamaya devam etti.



72 yaşındaki Bülent Kayabaş 19 Nisan’da hayatını kaybetti.

■ Para yüzünden mi devam etti?

Bülent tiyatrodan geçinmiyordu. Seslendirmeden para kazanıyordu. Ama bütün bu işler kesildi.

■ Neden?

Çünkü radyo terapide ses telleri yandı. Bülent dram da oynardı, komedi de… Ama teklif hiç gelmiyordu. Eskiden haftada bir iş gelirdi. Ona çok dokundu. Dizilerde oynayabilirdi ama Türkiye değişti. Dizilerde dört-beş genç çocuk, yakışıklı oğlan-güzel kız hikayeleri… Az dizi var seyrettiğim. Eski, oturmuş aktörler döktürüyor.



■ Hangi oyuncular?

Çetin Tekindor, Uğur Yücel, Haluk Bilginer... Belirli bir yaşın üstündeki oyuncular için karakter yazılmıyor. Oysa, o alemi iyi kuramazsan, dizin elinde kalır.

■ Ama bu yönetmen sorunu…

Yönetmen dünyayı hayal eder, kurma işi prodüktörle ortak yapılır. Jimnastik salonlarından, defilelerden insan toplayarak dizini ayakta tutamazsın. Emekli olmuş, o kadar mükemmel aktör var ki… Sonra Avrupa ve Amerika neden daha iyi? Onlar üç kuruş az verelim diye yeteneği sınırlı adamları dizilere yerleştirmiyor.

■ Oyuncu emekli olmaz mı?

Niye olsun. 80 yaşında adam lazım olduğunda o yaşanmışlığı, o bakışı kimin yüzüne yerleştireceksin? Ama Türkiye’de işin kolayına kaçılıyor. Genç bir oyuncu 3 bin liraya oynatılıyor. Popüler olunca 10 bin lira istiyor. İyice tanınınca 30 bin lira istiyor. Onu şutlayıp bir başkasını 3 bin liradan başlatıyorlar.

■ Bölüm başı 70 bin alan var...

Çok az... Anlatmak istediğim şu: Sektör yaşlıları ötekileştiriyor, onların seyircisi yok mu sanıyorsun?

■ Türkiye’de yok. Var mı?

Özcan Deniz’in dizisi ‘İstanbullu Gelin’de öyküyü ayakta tutan İpek Bilgin... Kıyamet koparan ‘İçerde’de millet Çetin Tekindor ve Uğur Yücel’in karşılıklı sahnelerini seyretmek için dört gözle bekliyor.

■ Ama genç kızlar Çağatay (Ulusoy) çıksın diye bekliyor…

O zaman sadece Çağatay’la çek bakalım diziyi! Olacak mı?

■ Piyasa da tıkandı…

Çünkü aynı öykülerden sıkıldı millet. Oyuncular ‘star’ olamıyor. İsimleri ‘o şeydeki kız’, ‘bu şeydeki oğlan’ diye kalıyor. Demek ki bir yanlış var. Bu açık değil mi?
 

EMEK’TE OYNAMAKTAN UTANMIYORUM


■ Sizi yenilenen Emek Sineması’nda oynuyorsunuz diye çok eleştiriyorlar…

Biliyorum. Emek sanki kutsal mabet, namusu kirleniyor. Üç temsil oynadım. Çünkü tiyatro gösterileri için uygun değil. Tarihi bina olduğu için ışık dahi asamıyorsun. Eskiden festivaller yapılıyordu, insanlar birbirlerini görüyordu, güzel de oluyordu. Ama tuvaletleri leş gibi kokuyordu, ısınmıyordu. Bakımsızdı, koltuklar yırtıktı, yenilenmesi gerekiyordu. Yenilerken tarihi eser bozulmadı. Ben onların avukatı değilim. Ama bina gerçekten iyi restore edilmiş.

“Emek Sineması Kapatılmasın” eylemlerine gitmiş miydiniz?

Gitmedim, gitmem de… Son 10 yılda, kimse gitmiyordu ki. Sinema kimliğini kaybetmişti. Festivallerde insanların toplandığı, ışık konulamadığı için lezzetsiz açılış konuşmaları yapılan bir salondu, o kadar. Beyoğlu’nda çok daha güzel sinemalar harap edildi. Ne oldu Atlas Sineması? Dünya ölçülerinde, mükemmel bir sinemaydı. Pasaj oldu. Ne oldu Saray Sineması? Kimsenin sesi çıkmıyor, Emek’e takmışlar. “Orada oynamaya utanmıyor musun?” diyorlar. Utansam oynamam.

■ Beyoğlu’nun eski havasının olmaması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Beyoğlu’nun haline baksınlar, o bozulmaya, çürümeye yakınsınlar. Takmışlar kafayı Emek Sineması’na!
 

AFİFE ÖDÜLLERİ’Nİ CİDDİYE ALMIYORUM


■ Afife Tiyatro Ödülleri’ne gittiniz mi bu sene?

Hayır gitmedim.

■ Davet etmediler mi?

Edemezler, çünkü jürisini oyunlarıma davet etmiyorum. Zaten artık Afife Tiyatro Ödülleri’ni ciddiye almıyorum.

■ Kızacaklar şimdi bu sözlerinize...

Konuşma hakkını kendimde buluyorum, çünkü o ödülü en çok alan adam benim. Ama bir bankanın personel gecesine dönüştürülürse, karşı çıkarım. Ödülün bir marka değeri kalmadı ki… Tiyatroların çoğu “Beni yazmayın listenize” diyor.



■ Başka hangi tiyatrolar var?

Ferhan Şensoy’un, Nilgün Belgün’ün, Nejat Uygur’un tiyatrosu dahil, 17 tiyatro. Ödülü öyle laçkalaştırdılar ki…

■ Ne yaptılar?

Ödül vermek istiyorsan, bütün oyunları seyredeceksin arkadaş. Jüriden bir kişi gidiyor oyuna, “Beğenmedim” diyor ve listeden çıkarıyor. Böyle yapacaksan yapma. 124 ödül almış bir oyuncuyum. Türkiye’nin en iyi oyuncusu benim diye almıyorum bunu. Biliyorum ki, ödüller bir kişinin şahsında o mesleğe emek verenlere teşekkür etmek, saygı göstermek için verilir. Sen arkadaşının hakkının yendiği ödülü alıp bağrına basamazsın arkadaş.

■ Türkiye’deki hiçbir ödüle inanmıyorsunuz o zaman?

İtimadım sarsıldı. Türkiye’yi çürüten hastalık nepotizm, yani ‘adam kayırma’. Bizden olsun çamurdan olsun. “Gelmeyin tiyatroma, biletle bile sokmak istemiyorum” diyorum. Utanmıyorlar mı? O 17 tiyatroyla, aldığımız ödülleri sahnenin önüne bırakmayı düşündük. Ama Afife Hanım’ın ruhuna ayıp olur dedim.

■ Siz kendinizi hangi kümede görüyorsunuz?

Amatör kümedeyim. Amatör, işini delice seven, kendini adamış, o işin sevdalısı demek. Acemi demek değil.

■ Yıllarca “Tiyatro krizde” dendi, bu yıl toparlandı ama...

Tiyatro krizde değildi ki, işini kötü yapanların tiyatrosu krizdeydi. Beceriksizler, tiyatrolarını yönetemiyorlar. Sonra “Tiyatro batıyor” diyorlar. Batan senin tiyatron!

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.