Bunca zorluğa karşın mutlu

19 Mart 2011, Cumartesi 05:00
AA

1978’de iki aylık bebecik iken, Köy İşleri’nde çalışan babasını orman yolunda bir motorsiklet kazasında yitiren Naciye Yalçın için yaşam hiç de kolay olmayacaktı. Rabbim, ne zor günlerdi! Kütahya-Simav’a 20 km uzak Karakoca Köyü’nde biri erkek, ikisi kız üç çocuğuyla 25 yaşında dul kalan annesi Zeynep, onları büyütmek için saçını süpürge etti. Gelir yok; yokluk, yoksulluk cefası... Gündüzleri tarlada çalıştı, geceleri ‘kabahalı’ dokudu. Allah razı olsun, kayınpederi kol kanat gerdi, onları köylük yerde korudu.

Minik Naciye büyüdü, ilkokula gitti. Çalışkan ve becerikliydi. Öğretmeninin ufak çocuğuna da bakıyordu boş zamanlarında. Allah var, ‘hocahanım’ ve eşi de onlara maddi-manevi hep yardımcı olacaklardı. Bu arada, abisi ve ablası kendi ayakları üstünde durur hale gelmişlerdi. Gurbet yolu açıldı. Önce, ablası İstanbul’da bir evde yatılı çalışmaya başladı, eline geçen parayla ailesine yardım etti.

Ardından, abisi Üsküdar’da bakkallık yapmaya başladı. Ucuza bir ev tuttu, dul anasını, artık ondördünü süren Naciye’yi yanına getirtti. Ablası işinden ayrılıp onlara katıldı. Aile yeniden birleşmişti. Karakoca Köyü’ndeki o zor günlerden sonra, şimdi de koca şehirde, İstanbul’da tutunma savaşı başlıyordu.

Evlenmesi zor oldu

Zeynep Ana, kirayı çıkarmak için apartman merdivenleri siliyordu. Naciye, Üsküdar Fıstıkağacı’nda bir konfeksiyon atölyesinde iş buldu. Başta, ayak hizmetine koştular onu. Sonra baktılar ki elinden iş geliyor, makineye geçirdiler. Yetenekliydi, kısa zamanda usta bir şapkacı oldu çıktı. Birkaç yıl çalıştı. Meraklıydı, her işe atılıyordu. Henüz yirmisinde ya vardı ya yoktu, tam ustabaşı yapıyorlardı onu, işten ayrıldı. Ama hayırlı bir iş için ayrılmıştı: Köyde ilkokula birlikte başlayıp bitirdikleri Celal Yalçın’la evleniyordu. Yıl 1998. Celal’i Naciye’den de önce bilirdik. Apartman görevlisi abisi askere gidince yerini bir süreliğine o doldurmuştu. Efendi, çalışkan bir gençti.

O zamanlar doğalgaz yok henüz, kömürlü köhne kazanı ısıtmak için az mı uğraşırdı! Abisi askerden döndü, bir süre sonra Göztepe’de başka bir apartmanda çalışmaya başlayınca, bu kez yeni evli Celal kapıcımız olacaktı. Naciye ile böyle tanıştık. Annesi Zeynep de uzak düşmedi, komşu apartmanın görevlisi oydu zira. Celal’im askere gidince ana kız, iki komşu apartmanı pek güzel idare ettiler; günlük alışverişleri, temizliğini yaptılar, havalar soğuyunca doğalgazla çalışan kazanı yaktılar. Birbirlerinden uzun yıllardır hoşlaşmalarına karşın, bizim Celal ile Naciye’nin evlenmesi pek kolay olmamıştı. Çünkü babasının öldüğü kazada motorsikleti kullanan ve sağ kalan kişi, Celal’in dayısıydı.

İki aile arasında kaçınılmaz bir soğukluk doğmuştu böylece. Ama sonunda “kızı verdiler”. Munis yüzlüdür Naciye. Ama küçük yaştan beri hayatın tüm zorluklarını göğüslemeyi öğrendiği için, kendini ezdirtmez. Celal de zaten iyi bir insan, sorunsuz yaşarlar. İki çocukları oldu. Sefa şimdilerde 6. sınıf öğrencisi, Merve ise ana okulunda. Oğlan, çalışkandır; her sömestr güzel karne getirir. Lakin keratanın rüyası futbolcu olmak. Çok da yetenekli. Naciye oğlu için “Kendi bilir” diyor, “Ama okusa, bir de yabancı dil öğrense daha iyi olur.”

Naciye, İstanbul’a gelip de ilkokul sonrası öğrenimine devam edememenin, geçinme davasına çalışmak zorunda kalmasının burukluğunu yaşıyor. Güleç kızı Merve ise daha şimdiden gününe göre “hemşire olcam”, “öğretmen olcam”, “doktor olcam” diyor. Neden olmasın? Aile bütçesine katkı için mahalledeki tanıdık ailelere gündeliğe giden Naciye diyor zaten: “Kendim için hiçbir şey istemiyorum. Tek amacım, çocuklarımı vatanına, çevresine faydalı insanlar olarak yetiştirmek.”

Köy yapımı erişte

Naciye, hayata artık daha iyimser bakıyor. “Belirli sıkıntıları atlattık, aç değiliz, açıkta değiliz.” Gerçekten de dul Zeynep anasının, boş kilerle bebelerini doyurma mücadelesi verdiği köy günleri artık çok geride kaldı. Sesiz ve utangaç tabiatlıdır Naciye. Dinine bağlıdır ama hurafelere inanmaz, mahalle baskısına gelmez; “Kur’an’a, sünnete” itibar eder yalnızca. Evliliğinden de memnun. “Anlaştıktan sonra, güzel bir şey. Önemli olan, eşlerin birbirine saygısı. Celal her yönden iyidir.” Naciye evinde, yaşamında mutlu ve huzurlu bir insan. “Bir sıkıntım yok.” Her daim güleç yüzlü annesi Zeynep Hanım da öyle. Damadı Celal gibi, onun artık sigortalı bir işi var. Dahası, geçenlerde merhum kocasının sigorta eksiğini kapatıp dul maaşı da almaya hak kazanmış. Çok bir şey değil, birkaç yüz lira. Ama onun için büyük para.

Naciye, Celal ve çocukları her yıl ağustos ayında 20 günlüğüne köye tatile giderler. Dönüşte bana haşhaşlı çörek, az da erişte ve tarhana getirmeyi unutmaz bu cömert insanlar. Onlar köydeyken yerlerine kim bakar? Elbette Zeynep. Hele izinden dönsünler, bu kez o gidecek Simav’a. Feleğin sillesini yiyip yılmadan yoluna devam eden azimli ana kızlar böyle oluyor. Üçüncü kuşak Merve elbette daha şanslı. Kısacası, her kadının 8 Mart’ı kendine...

(12.03.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)