Konut sektöründe KDV iadesi

21 Mart 2018, Çarşamba 07:59
AA
Peşinen hemen belirtmek gerekir ki, konut tüketicilerinin KDV iadesi talep etmesi hukuka aykırıdır.
Zira,

A.    Tüketici İşlemlerinde KDV Maliyet Unsurudur.

Bir an için inşaat sektöründen çıkıp, diğer sektörlere göz atalım: 
Her nasıl ki;

-   Tüketici, marketten bir çikolata aldığı zaman tüm vergiler dâhil fiyatını öder ve o çikolataya isabet eden vergi oranını bilmez,

-   Tüketici bir kitap aldığı zaman tüm vergiler dâhil fiyatını öder ve o kitaba isabet eden vergi oranını bilmez,

-   Tüketici akaryakıt aldığı zaman tüm vergiler dâhil fiyatını öder ve akaryakıta isabet eden vergi oranını bilmez,

-   Veya bir otomobil aldığı zaman tüm vergiler dâhil fiyatını öder ve o otomobile isabet eden vergi oranını bilmez ise;

Diğer bütün sektörlerde de, tüketici hiçbir zaman net fiyat + KDV şeklinde bir fiyat ayrıştırması yapamaz. Zira tüketici politikası ve tüketici hukuku gereği, “tüketici fiyatı” vergiler dâhil toplam fiyatı ifade eder. (Tüketici fiyatının ne olduğuna dair önceki tarihli yazımıza bakabilirsiniz.)

Demek ki, tüketici işlemi yapan bütün sektörler için KDV bir maliyet unsurudur. Tüketici fiyatlaması yapılırken o malın veya hizmetin oluşturulması için gereken diğer maliyet unsurları gibi KDV de bir maliyet unsuru olarak ele alınıp hesaplamalar yapılır.

Doğal olarak, maliyet unsurlarının pahalanması veya ucuzlaması tacirin ticari riskini ilgilendiren konulardır. 


Örnek olsun:

i.    Otomobil siparişi veren bir tüketici olsun. Tüketici, otomobil gelene kadar o bedele etki eden unsurların değişmesi sebebi ile (mesela gümrük vergilerinin ucuzlaması veya artması, yine otomobillerdeki KDV oranın azalması veya artması, yine otomobil firmasının o esnada otomobili daha ucuza üretecek bir teknoloji bulması sebebiyle) kendi yararına bir değişim talep edemeyecek veya kendi zararına bir değişim kabul etmeyecektir.

ii.    Tüketici bir kitap siparişi vermiş olsun. O kitap gelene kadar kitaba isabet eden KDV oranı azaldığı vakit bu KDV indirimi sebebi ile fiyatın değişmesini talep edemeyecektir.


Hâlbuki her iki örnekte de, tüketiciye bir sözleşme ve fatura verilmek zorundadır. Bu sözleşme ve fatura üzerinde, ilgili vergi mevzuatı gereği, malın KDV hariç tutarı, KDV oranı ve tutarı ile nihai bedel yazmaktadır. Ancak vergi mevzuatı gereği hazırlanan belgelerde bu rakamların ayrı ayrı yazılması, sözleşmenin objektif esaslı unsuru olan ve tarafların iradelerinin buluştuğu “bedel” in tüm vergiler dâhil fiyat olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Vergilerin ve maliyetin artması tacirin zararına olduğu gibi, vergilerin ve maliyetin azalması da tacirin yararınadır. 

Konut sektöründe de maliyet unsurlarının artması veya azalması tamamen tacirin risk payıdır. Ön ödemeli konut satın alan tüketici, konutun yapımı sürecinde demirin veya çimentonun ucuzlaması sebebi ile fiyat değişimi talep edemeyecek ise, KDV oranının indirilmesi sebebi ile de fiyat değişimi talep edemeyecektir. Bunun tersinde de maliyet unsurlarının pahalanması veya KDV oranının artması sebebi ile fiyat değişimi yapılamayacaktır. Aksi sözleşmede yer alsa dahi geçersizdir. Zira tüketici fiyatı, tüm vergiler dâhil bedeldir ve taraflardan biri, sözleşmenin esaslı unsuru olan bedelin sonradan çeşitli sebeplerle değişmesini talep edemez; bedelin taraflardan biri için çekilmez hale gelmesi durumunda bedel değişimi değil; sözleşmeden dönme söz konusu olabilecektir. 

Bunun tek istisnası olan ‘bedel uyarlanması’ ancak ‘Aşırı ifa güçlüğü’ başlıklı TBK m. 138 gereğince, “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir.” hükümleri doğrultusunda hayat bulabilecektir. Kaldı ki bu durumda dahi, doktrinde hâkim olan görüş, bedel ödenmiş ise uyarlanmasının talep edilemeyeceği yönündedir.

B.    Tüketici Hukukunda Fiyat Ayrıştırması ve Fiyat Denetimi Yasağı

Öncelikle fiyat ayrıştırması yasağı, “tüketicinin korunması” için sektöre getirilmiş bir yasaktır. Bu yasak, konut alan bir tüketicinin, konutun penceresi veya kapısı gibi ortalama bir tüketicinin konut kavramına yüklediği unsurlar için, fiyatın ayrıştırılması ve dolayısı ile tüketicinin toplam fiyatı gözden kaçırmaması için getirilmiş bir yasaktır. Bu yasak, modern hukuk kurallarını benimsemiş bütün ülkelerde açık veya zımni bir şekilde uygulanır. Keza, vergilerin ayrıştırılmaması da bu yasak kapsamındadır. Bu sebeple yukarıda yapılan “tüketici fiyatı” kavramının, paket fiyatı yani tüketicinin o malı veya hizmeti edinmek için bütçesinden çıkacak toplam bedeli göstermek zorunda olduğu vurgulanmıştır.  Fiyat ayrıştırması yasağı, Türk Hukukunda da, 6502 sayılı TKHK’da m.4/3’te “Tüketiciden; kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir bedel talep edilemez.” hükmü ile düzenlenmiştir.

Fiyat denetimi yasağı da, liberal piyasa ekonomilerinde, serbest piyasa şartlarına müdahale edememesi için “yargı gücüne” getirilmiş bir yasaktır. Adam Smith’in yazdığı “Ulusların Zenginliği” isimli kitaptan bu yana fiyat piyasada oluşur ve denetlenemez. Bu kuralın istisnası, kamu hizmeti niteliğinde hizmetlerde, tekel hizmetlerde ve rekabet ortamının tehlikeye girdiği piyasalarda gerçekleşir. Yine bu yasağın Türk Hukukundaki görünümü 6502 sayılı TKHK m.5/7’de “Sözleşme şartlarının haksızlığının takdirinde, bu şartlar açık ve anlaşılır bir dille yazılmış olmak koşuluyla, hem sözleşmeden doğan asli edim yükümlülükleri arasındaki hem de mal veya hizmetin piyasa değeri ile sözleşmede belirlenen fiyat arasındaki dengeye ilişkin bir değerlendirme yapılamaz.” hükmü ile düzenlenmiştir.

Konut fiyatı hem hukuki düzenlemeler gereği hem inşaat sektörü teamülleri gereği tüm vergiler dâhil toplam fiyattır. Bu fiyat tarafların sözleşme kurma iradelerini belirler ve sözleşmenin esaslı unsuru olan “bedeli” oluşturur. Bir dizi resmi belge üzerinde, vergi mevzuatına göre yapılan şekli ayrıştırma ve tüketici hukukuna göre (m. 54) gösterilmesi zorunlu olan birim fiyatın, ayrıştırmada yer alan rakamların tüketici fiyatını değil; çeşitli vergi ve harç hesaplamaları için yapılması zorunlu olan tutarları/değerleri gösterdiği anlaşılmaktadır. Oluşan bu fiyatın, daha sonra taraflarca değiştirilmesi veya yargı tarafından denetlenmesi hukuka uygun olmayacaktır.

C.    Ön Ödemeli Konut Satışı “Taşınmaz Satışı-Eser Sözleşmesi Karması” sözleşmedir.

Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri TBK m.264’te yer alan ve satış sözleşmelerinin bir çeşidi olarak sunulan “ön ödemeli taksitle satış” sözleşmelerinden çok “eser sözleşmesine” benzemektedir. Zira ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde mal henüz hazır değildir; buna karşılık tüketici ile anlaşılan bedel karşılığında, resmi projeye aykırı olmamak üzere, tüketicinin de isteklerinin göz önüne alınabilerek imal edilecek bir inşaat söz konusudur. TBK m. 470’te eser sözleşmesi “yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu bakımdan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinin “taşınmaz satışı–eser karması sözleşme” olduğunu mütalaa etmek faydalı olacaktır. Eser sözleşmelerinin ön ödemeli konut satış sözleşmelerine doğası ve yapısının benzerliği gereği, satış sözleşmesi hükümlerinde boşluk bulunması halinde kıyasen doldurulabilecek hükümlerin bulunduğu bir sözleşme çeşidi olduğunu hatırlatmak istediğimizi belirtebiliriz. Bu benzerlik gereği eser sözleşmesi hükümlerinden TBK m.480’de “Eser, öngörülenden az emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile işsahibi, belirlenen bedelin tamamını ödemekle yükümlüdür.” şeklinde yer alan hükmün de göz önünde tutulabileceğini belirtmekte fayda görüyoruz. 

*** Bir sonraki yazımızda, hukuki değerlendirmemizi tamamlayabilmek için, İnşaat Sektörünün Teamülleri ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının 23.09.2016 tarihinde yaptığı duyurunun hukuki niteliği ve içeriği kaleme alınacaktır.