Bir gazete kimin çıkarını yönetir?

28 Ocak 2018, Pazar 05:00
AA
Donald Trump, Twitter hesabından şöyle bir yorum paylaşmıştı: “ABD, CNN’den çok daha önemli.

Ancak ABD dışında CNN International hâlâ (sahte) haber konusunda etkili bir kaynak.

Ve halkımızı dünyaya kötü gösteriyor. Dışarıdaki dünya onlardan gerçeği öğrenemiyor.” CNN’in Trump’a yine Twitter üzerinden verdiği cevap unutulmazdı: “ABD’yi dünyada temsil etmek CNN’in işi değil. O sizin işiniz. Bizim işimiz haber yapmak.”



Amerikan basınının Vietnam’da, Soğuk Savaş’ta ve bilhassa yakın geçmişte Irak’ta hükümetlerinin işlediği insanlık suçlarını görmezden gelen tavrına dair onlarca örnek verilebilir.

Merak ediyorum, mesela tarih boyunca insansız hava araçlarıyla en çok masum sivilin ölümüne sebep olan Amerikan Başkanı Obama’nın bu “yönüne” dair Hollywood bir film yapar mı? Sanmıyorum.

Neyse, konuyu dağıtmayalım. Tüm bu “kötü” örneklerle birlikte Amerika’da “özgür gazetecilik” noktasında son derece “iyi” örnekler de mevcut. Amerikan sinema endüstrisi namı diğer Hollywood -her zamanki gibi- bu iyi örneklerden birini beyaz perdeye taşıdı.



“İyi örnek her zaman iltifata tabidir” der atalarımız. “Spotlight”, “Başkanın Bütün Adamları” (All the Presedent’s Men) gibi Amerika’da basının tarih boyunca ne müthiş işler yaptığını anlatan filmlerden sonra şimdi de Steven Spielberg imzalı “The Post” vizyonda...

Film eleştirisi yazarken bütün filmin hikayesini anlatan yazılardan da nefret ederim. O yüzden The Post’un hikayesini anlatmayacağım. Ancak The Post bugün özellikle Amerikan Başkanı Trump’ın dünyada başını çektiği gazeteciliği yönetenlere hizmet etmesi gereken bir meslek gurubu olarak gören zihniyete enfes bir yanıt niteliği taşıyor.



“Bir gazete kimin çıkarını yönetir?” sorusuna The Post filmi damgasını vuran bir diyalogla yanıt vermiş: “Basın yönetenlere değil, yönetilenlere hizmet için vardır.” Bu soğuk pazar günü yapacak daha iyi bir işiniz yoksa mutlaka gidip The Post’u seyredin...