'Geçiş oyunu'nu becerememek

10 Ekim 2017, Salı 12:55
AA
Daktilo kullanan neslin son ekibine dahil olmuştuk kıl payı. 

Bu çok kısa süren zaman diliminde hani şimdi ilkbahar nasılsa öyle, sıra beklerdik haber yazmak için büroda. Bir daktilo çok sayıda muhabirdik. Paylaşmayı, saygı duymayı, yetinmeyi hayatın içinde bir daktilonun tuşlarına basarken pekiştirdik belki de...

Ne kadar kısa da olsa alıştığımız 'hal' değişince afalladık. Nasıl yani şimdi bilgisayar ile mi yazıp geçecektik haberleri? İşimizi kolaylaştıracağı söylense de, o 'koro'ya katılmayıp alışkanlıklarını sürdürmek istemeyenler de yok değildi. Ama gelecek bizimdi ve önümüz çok açıktı, bilgisayar çağında nasıl olur da bu hıza ayak uyduramazdık. Bu hıza ayak uyduramamak genç yaşta ıskartaya çıkmak demekti...

Yalnızca haber yazma hızımız değil tüm yaşantımız değişti. Yaşadıkça bir günde 4 mevsim gibi, tüm hikayemiz değişti. Daktilodan, bilgisayara, filmden dijitale derken önümüzden geçenleri saymak mümkün olmuyordu. Hıza ayak uydurup değişen, dönüşen, değiştirenler yol alırken kimileri tümüyle reddetti kimileri reddedebildikleri kadarı ile direndi...

Yalnız bu dönüşümlerle birlikte kaybettiklerimizi kimse listelemedi nedense. Ya da üzerinde durmadı. Kimsenin vakti yoktu durup incelikleri anlamaya. Bu baş döndüren hız, kazanma odaklı yaklaşım; aidiyeti, sadakati, masumiyeti örseledi. Bu değişim dönüşüm ile birlikte bencillik çağı açıldı. Bir de füzyon mutfağına döndü hayat. Çok hızlı geçişken karışık sanki...

Dün Ampute Milli Takımı'nın Avrupa Şampiyonu olmasının ardından hep birlikte sevinmeyi umarken sosyal medya ağırlıklı olarak yazılanları görünce yazdım bunları. Sahadaki başarı ile A Milli Futbol Takımı'nı karşılaştırmanın nedeni üzerine düşündüm.  Bir öteki bir nefret edilen yaratmadan neden yapamıyoruz biz? Neden olduğu gibi bakamıyoruz. Neden sürekli bir karşılaştırma telaşı neden sevinirken bir de ötelemenin üstüne basmanın derdine düşüyoruz... Acaba biz bu geçiş oyununu beceremedik mi? Ya da benim gibi düşünenler 'geçiş oyunu'na yatkın değil de mi bunları dert ediyoruz?