İkizler, üçüzler ve 2 yaş sendromu

15 Kasım 2012, Perşembe 05:00
AA

İki yaş krizini, iki ayrı çocuk arasında kalarak atlatmaya çalışan bir anneyim. İkiz çocukları idare etmek zor diye düşünürken, üçüz çocukların iki yaş krizini nasıl idare edebilirdim diye düşünmekten kendimi alamıyorum bazen.

Süt kızım Elisa’nın bize geldiği günlerde, bu sorumun da cevabını hemen alıveriyorum. İkizlerle, Elisa’nın arasında sadece üç ay var. Bir nevi üçüz gibi büyüyorlar. Aynı okula gidiyorlar ve aynı sitede oturduğumuz için, okul sonrasında da sürekli görüşüyorlar. Bu durumda, üç tane aynı yaşta kız çocuğunun 2 yaş krizini de gözlemleme fırsatı buluyorum. Üçüz annelerine, 2 yaş krizinde sonsuz sabır dileyerek gözlemlerimi aktarıyorum.

Kişilik çatışması

Nasıl ki üç ayrı kardeşin karakterleri birbirinden farklıysa, üçüz ya da ikiz çocukların da karakterleri tamamen farklıdır. Bu durumda, istekleri asla birbirini tutmayacağı gibi, kendi aralarında gruplaşma da yapabilirler. Bunu hem kendi çocuklarımdan (onu doğurmamış olsam da, Elisa da benim yavrum), hem de üçüz anneleriyle olan konuşmalarımızdan biliyorum. Bu gruplaşma halleri zaman içinde değişebilir. Mesela bizim evde Elisa ve Derin, gruplaşma içerisindeyken, Mavi kendi isteğiyle bu gurubun daha dışında kalıyor. Elisa çıtkırıldım, Mavi kuralcı, Derin ise çabuk sıkılan bir çocuk. Neyse ki birbirlerinden vazgeçmeyen ve iyi anlaşan çocuklar. Kişilik çatışmaları, iki yaş kriziyle su yüzüne çıktığında, ev tam bir ağlama senfonisine dönüşüyor. Her biri ikna edilmekten son derece uzak oluyor. Bu durumda ikiz ya da üçüz annelerinin kriz yönetimini iyi idare etmeleri gerekiyor.

Kriz yönetimi

Çığlık çığlığa ağlama senfonisi bir müddet sonra azaldığında –ki asla müdahale etmeden tamamen durmuyor- her birini ayrı koltuklara oturtup, durumu olabildiğince açık haliyle anlatmak gerekiyor çocuklara. Sebep ve sonuç ilişkilerini mutlaka söylemek lazım. Tehdit etmeden (“Ağlarsan seni parka götürmem” gibi) çocuğa  ağlarken konuşamayacağını, çünkü o ağladığında kendi sesini duymakta zorlandığını söyleyerek, biraz daha sakin bir ortam yaratmak ilk kural. Paylaşılamayan bir oyuncak için kavga etmenin ne kadar saçma olduğunu anlatmak çok önemli.

Ben bunu yaparken, aynı annenin karnını, aynı zamanlarda paylaşmış çocukların, bu kadar küçük ve önemsiz bir oyuncağı paylaşamadıklarını gördüğümde çok şaşırdığımı söylüyorum onlara. İkiz ve üçüz annelerinin böyle özel ve etkili bir durumu var. Onların da, bu kadar özel ve güzel bir durumu paylaştığını anlatarak, saçma bir oyuncak için birbirini üzmeye değmeyeceğini, güzel güzel anlatıyorum. Sonra bir bakıyorum, birbirlerinin yanaklarını okşamaya başlamışlar sevgiyle.

Ya da öğle uykusuna gitmek istememe krizi. Her okul dönüşü evde uyku saatine gittiklerini, bunun yeni bir şey olmadığını, her gün öğlen uyuduklarını ve gelişimleri için bunun ne kadar önemli olduğunu anlatıyorum tek tek. Dinliyorlar ve inanmayacaksınız belki ama hak verip, susup, uyuyorlar.

Dinlemek

Biz ne kadar kendimizi dinletmek için uğraşıyorsak, onların da dinlenmeye ihtiyaçları olduğunu bazen unutuyoruz. Önce onları dinleyip, neyi istemediklerini ya da istediklerini anlasak, ve ardından buna göre bir konuşma yapsak, daha etkili olacağımıza eminim. Biz yetişkinlerin bile anlaşılmamak en büyük derdimiz olabiliyor. Konuşmaya yeni başlamış bir çocuğun, doğru kelimeleri bularak kendini ifade etmesi çok güç olduğu için, bazen sorununu ağlayarak anlatmaya çalışıyor. İşte bütün mesele de bu. Dinlemek.