Endişe

01 Mart 2015, Pazar 00:38
AA

Bu topraklarda dün ‘onaylayın-onaylamayın’ tarihi bir gün yaşandı: Silahların susmasına hiç bu kadar yakın olmamıştı Türkiye. Başbakanlık Ofisi’nde açıklama yapılırken, benim aklımda bi kış akşamı elinde portakallarla kapımı çalan arkadaşım Kezban vardı. Boğazıma sızı düğümlendi. Gençliğimin ilk can arkadaşı. 

***

Fakülte koridorunda, koltuk altlarımızda kimlik kartı niyetine sıkıştırdığımız Cumhuriyet gazetesini görüp arkadaşlık için birbirimize onay vermiştik. Kısa ama ömürlük arkadaşlığımız oldu. O akşam, içeri girmeden kapı ağzında, çok sevdiği portakalları verdi sarıldı ve gitti. Hiç konuşmadık. Zaten konuşamazdık. Aradan yıllar geçti, ben 42 yaşına geldim, ama Kezban 19’unda kaldı.

***

Yoksulluk içinde okumuş İstanbul’u kazanmıştı. Ne hain, ne kandırılmış ne canavardı. Tanıdığım en iyi, en zeki insanlardan biriydi. Ben Türk’tüm, Kezban da Kürt! Kendi dünyamızdaki eşitliği ülkesinde de istiyordu o kadar. Hain aranıyorsa şayet, ana sütü gibi helal hakları almak için hayatının baharında Kezban’ın ve nicesinin ölümüne neden olanlara bakmak gerek. Keşke Kezban bugünü görebilseydi. Keşke 30 yılda çatışmalarda kaybettiğimiz 50 bin insanımız hayata geri dönebilseydi. Ah Keşke... Dilerim, insan yerine artık bu topraklara öfke ve nefret gömülür. Ancak kalbim keyifle gülemiyor, çünkü ‘Ancak’larım var benim. Evladı öldürülen anayı meydanlarda yuhalatan bi kindarlık, 13 yaşındaki çocuğu bile ‘hakaretten’ sınıfından polislerle gözaltına aldıran bir kibir, gösteri ve protesto hakkını kimi zaman kanla bastırabilecek kadar gözü dönmüş bir sistem var karşımda. Ve bu sistem, sıkıyönetim yasalarını aratmayan bir paketi sandık gücüne dayanıp, hayatıma dayatarak bir gelecek planlıyor benim için. Ve ben biliyorum ki, nasıl iki kere iki dört ediyorsa; demokrasiye sadakat olmadan da barış gelmez.

***

Diktatörlük sinyalleri, uzaydan bile gözlenebilecek kadar arşa çıkarken, iktidarın kendi yönetim şekline demokrasi güzellemesi yapması beni ürkütüyor. Bir masa var ortada. Müzakare mücadele demek biliyorum. Barış benim de rüyam. Ama masadakiler gözümü korkutuyor. Çünkü kim ne derse desin iktidarın tek gündeminin o masada baş köşede olduğunu biliyorum. Evet, ben tıpkı referandum sürecinde ‘endişeli modern’ diye ötelenmeye razı oluyorum ve diyorum ki yine: Endişeliyim.

TEK BİR SIFATIMIZ VAR...

‘Çapulcular, ayyaşlar, darbecilerin’ yaptığı Gezi eylemleri zamanında, ‘ilim, irfan, inanç, ahlak sahibi, vatansever, demokrasisever, darbe karşıtı’ gibi sıfatları tekeline alan birileri dünyanın en ahlaksız yalanlarından birine imza attı. Kabataş’ta üstleri çıplak, deri eldivenli, bandanalı yaklaşık 100 erkeğin başörtülü kadına saldırıp üzerine işediklerini yazdılar. Ülkeyi iç savaşa sürükleyecek bu ahlaksızlığın iddia sahipleri, yazanlar, yayanlar, meydanlarda halkın gözünün içine baka baka bu iftirayla nefret saçanlar, sizin şu dünyadaki tek gerçek sıfatınız ‘alçaklık’ bilesiniz.

Ecdad mı ortak?

Hükümet, aylardır ‘Türk tipi-Türk tipi’ diye kestirip atarak, Türkiye’nin kaderiyle ilgili mevzuya sürpriz yumurta muamelesi yapıyor. Neyse ki sayın Cumhurbaşkanı bu kez de genetik bilmine el atarak meseleyi sürpriz olmaktan çıkardı sağolsun. ‘Başkanlık sistemi genlerimiz’de varmış. Gördüğünüz gibi her şey bilimsel yeni Türkiye’de. Eee peki anlamadığım bi şey var benim; model genetikse, her fırsatta niye ‘Bakın süpersonik demokrat Amerika’da başkanlık sistemi var’ diye örnekleme yapıyorsunuz. Yoksa Amerika’yla ecdad ortak da haberimiz mi yok.

Bu film kesmedi

¦ ‘Diyarbakır nere, Kobane nere’ dediniz, ‘Kardeşiz’ diye sadece süslü birlik ve beraberlik cümlelerinde eşitlediğiniz Kürt’ün kalbini yok sayarak ‘Kobane düştü düşecek’ diye kürsüleri inlettiniz.

¦ Bu mesajlarla dünyanın gördüğü gelmiş geçmiş en büyük katil sürüsünün yanında saf tuttunuz. Sonuç; katil sürüsünden temizlenmiş o küçücük yerden geçip 38 insanı o katil sürüsünden kurtardınız. Ama Başbakan’ın deyimiyle ‘Küresel güç, cihan devleti olmaya yürüdüğümüz’den bu küçük kasabanın kudreti altında ezilemezdiniz!

¦ Malum her eve bir dev aynası Yeni Türkiye’nin en çılgın projesi. O yüzden hesapta şanınıza yakışır bir prodüksiyon yaptınız. Ama ufak bi ayrıntıyı unuttunuz. Amerikan filmleriyle büyümüş toplumu 5. sınıf senaryo kesmez. Bari 5 Oscarlı ‘Er Ryan’ı Kurtarmak’ı izleseydiniz!

KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI

Memlekette ‘kan donduran’ olaylar yaşıyoruz. Bu dehşet tablosu içinde ölümler bile bi tarafa konuyor artık. Pelikan vurulması iktidara bağlanabiliyor mesela.

¦ Bu vehamete ‘meczupluk ya da enlem boylam hesabıyla paralel’ bakabiliriz elbet. Ki sığ sularda yüzmeyi çok severiz, müşterisi boldur. Amma velakin; ‘İnançlı, ahlaklı nesil yetiştireceğiz’ derken mini eteğe dolanıp, diğerinin ahlakının etek boyunu ölçüyor birileri nefret saçarak. Tekmeleriyle hayat yok eden polis ‘Cumhurbaşkanı Gezi’ye darbe diyor, ben darbe bastırdım’a dayıyor kötülüğünü. Esnaf, camına gelen kartopunu kana buluyor övünerek.

¦ Kötülükleri ‘Şiddet artmadı, görünürlük arttı’ diye yıllık oranlarla izaha kalkıyor birileri. Şirketin yıllık kâr-zarar bilançosu değil hayatın bedeli. Kanımız donarken asıl vahimi ruhlarımız da donuyor yaratılan kutuplarda. ‘Yeni Türkiye’de korkunç bi şey oluyor: Kötülük sıradanlaşıyor.