Kusuruma bakmayın

08 Mayıs 2016, Pazar 19:00
AA

Bir Anneler Günü yazısı yazayım dedim. Kendi anneme de hediye olsun.

Böyle içinde gücülükler olsun, öpücükler olsun.

Ne bileyim işte; bahara yakışır olsun, anaya yaraşır olsun...

*

Ama daha bir kaç saat önce şehit oğlunun tabutuna öpücük konduran, kafasına roket düşen minicik kızını uğurlayan annenin gözyaşlarını görmüş bu gözler...

IŞİD’in roketli saldırılarında 4.5 ayda 21 kişi öldü. Son kurban 6 yaşındaki Nisa’ydı. Kızını önceki gün toprağa veren anne Zehra Dönmez “Neden kimse bir şey yapmıyor” diye gözyaşları içinde isyan etti.

El gitse, beyin duruyor, beyin gitse, vicdan insanlığımı muhasebe masasına oturtuyor.

Karşıma zırt pırt çıkıp yazdığım satırları ayıplıyor. Börtü böceğe ‘insan mualemesi’ yapan bir kadının evladıyım sonuçta.

Her neyse yapamadım, hepinizin ellerinden öperim, kusuruma bakmayın.

*

 

Ben kendi annemden çok iyi öğrendim ki; ana için evlattan öte hediye yok. Evlattan öte hayat da yok.

Bu yüzden, annelerinin oğulları, kızları yerine soğuk mezar taşlarına sarıldığı topraklarda da bana göre neşeyle sıcacık kutlanacak bir gün yok!

Ama, bugün sabahtan akşama kadar annelere ve anneliğe methiyeler düzecek olan sayın etkili ve yetkili kişilere söylenecek iki çift söz var: Hamaset yapmayı bırakın, anaları evlatsız bırakmayın.

BUNU DA GÖRDÜK

Ne zaman ‘Bu ülkede daha ne olabilir ki?’ diye sorsam, başımıza gelen başka bir olayla sarsılıyorum.

Bir ülke düşünün, bir kentinde halk yaşamak için gazeteye ilan verip hükümetinden ‘Acele edin ölüyoruz’ diye yardım istiyor.

Bir taraftan da çaresizliklerini duyurdukları için, nelerle suçlanabileceklerinden korkup ilanlarına ‘Devletimize bağlıyız’ notunu düşüyor.

Hükümetine ‘Burası da vatan toprağı’ diye hatırlatma yapıyor.

Evet burası Kilis, 79. vilayetimiz beyler.

Osmanlı rüyalarına dalıp dünya haritasına bakarak hayaller kuran sizler, arada bir de

Türkiye haritasına da bakarsanız iyi olacak.

Bence yok

Anayasa Mahkemesi Can Dündar ve Erdem Gül’ü ‘Tutuklanmaları kişi hürriyeti ve güvenlik hakkı ihlalidir, hukuksuzdur’ diyerek bırakmıştı.

Daha önce “Haberi yapan, bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” diyen Cumhurbaşkanı da, yüksek yargının verdiği bu kararı da tanımadığını halka ilan etmişti.

*

Tehditten, yaralamaya, şantajdan hakarete kadar sabıkası bulunan bir ‘vatansever’, cuma günü ‘vatan haini’ diye bağırarak, ‘gazetecilik’ten başka sabıkası olmayan’ Can Dündar’ı öldürmeye kalkıştı.

Suikast girişimi, ‘Avrupa’nın en büyük adalet sarayı’ diye hava atılan 250 milyon dolarlık adliyenin kapısında, onlarca polisin önünde yaşandı.

*

Can Dündar’a yaptığı haberden dolayı uyuz olduğunu açıklayan, bu hayırlı vatandaş, terörle mücadele yerine adli suçlar şubesine götürüldü.

Başka söze hacet var mı? Bence yok...

Ders olsun

Birileri her fırsatta, kendi fıtratlarınca ‘annelik, eşlik, kadınlık nedir, ne değildir?’ diye parmak sallayarak ders veriyor ya hani...

Ha işte; o zatlara minik bir tavsiye: İnternete girin.

Dilek Dündar’ın eşi Can Dündar’ı canı pahasına nasıl koruduğunu gösteren görüntülere tıklayın.

Sonra başa sarıp sarıp izleyin. Hem kadın olmak nedir iyice öğrenir, hem de dersinizi alırsınız.

Hatırlıyor musunuz?

Geçen mayıs Türkiye neleri konuşup tartışıyordu hatırlıyor musunuz?

Mesela; Cumhurbaşkanı’nın AKP’ye alenen oy isteyerek Anayasal olarak bağlı kalması gereken tarafsızlık ilkesini çiğnediğini...

Aradan sadece 1 sene geçti, işte geldik yine mayısa.

Ülkece neredeyse gırtlak gırtlağa gelinen mevzunun, yazıyı çiziyi geçtim artık arkadaş sohbetlerinde bile konusu oluyor mu?

*

Hadi onu da geçtik. ‘Cumhurbaşkanı anayasayı çiğniyor. Tarafsızlık yeminine uymuyor’ diye cümleler aklınızdan bile geçiyor mu?

Anlaşılan o ki; tartışılmaz ilkeleri, tartışılmasına izin vermek yerine korumak gerekiyor.

...Ki ilkesizliğe alışılmasın.

Büyüksün Türkiye

Bu ülkede 14 yılda ne facialar gördük. Ama bir Allah’ın kulunun da çıkıp ‘Benim sorumluluk alanım- benim ihmalim benim başarısızlığım’ deyip istifasını verdiğini göremedik.

Yıllar sonra Davutoğlu sayesinde istifa müessesi memlekete geri döndü.

Ama ne dönüş:

Başbakan istifa edeceğini açıkladı. Ama öncesinde halka ne kadar başarılı işler yaptığını bir bir saydı.

*

Düşünün; nasıl bir gelişmişlik içinde yaşıyorsak; başarısız tek bir yöneticimiz olmadığı için yöneticiler başarıdan istifa ediyor. Büyüksün Türkiye!

Böylece öğrendik

Başbakan’ın vedasıyla, ‘memleketi kurtaracak yönetim’ diye propagandası yapılan Türk tipi başkanlık sisteminin ne olduğunu da net olarak öğrendik.

Millet yerine o seçecek, o getirecek, o götürecek. Millete de evinde oturup tek o adamı seyretmek düşecek...

Merak ettiğim

Yeni Başbakanı merak ediyor muyum? Hayır.

Benim merak ettiğim tek şey var: Başbakan’dan boşalan koltuğa atanacak düşük profillinin kim olacağı...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.