Lütfen onlar 'Paralel' deyin

03 Nisan 2016, Pazar 16:00
AA

 

Washington sokaklarında üzerinde ‘Başkan Erdoğan’ı seviyoruz’ yazan LED’li reklam kamyonları hâlâ dolaşırken, o ülkenin başkanı tarafından milyonların gözü önünde topa tutulduk. Var mı ötesi?

43 yaşındayım, böyle üzücü bir şey ne duydum, ne işittim. Anamdan babamdan bana böylesi hüzünlü bir hatıra aktarılmadı. Okuduğum kitaplar böyle incitici bir olayı hiç yazmadı.

*

Şimdi biliyoruz, günlerce ‘Değerli yalnızlığımız’ senfonisi dinleyeceğiz. Fesat dış mihraklardan, dört tarafımızı saran lobilere kadar uzanıp lanetler okuyacağız. Yine bol keseden vatanseverlik dersleri alacağız.

Ama Allah aşkına, Amerika’dan dönünce birilerine; bina içinde “Biz çok özgürüz, demokratız” derken, bina dışında eylemci dövülemeyeceğini, böyle bir şeyin ancak ve ancak mahalle toplantısı gibi yerlerde mümkün olabileceğini tane tane anlatın. Gerekiyorsa bu konularda hızlandırılmış kurslar açın.

*

Bir de ricam: Ülkemizin itibarına böylesine zarar veren şahısların lütfen ama lütfen ‘Paralel’ olduğunu söyleyin. Söz! Bu kez isteyerek, bilerek, canı gönülden kanacağım...

Vatanseverlik dersi vereceklere

ABD’nin özgürlük konuşmalarını, kendimi bildim bileli Hollywood filmi izler gibi izlerim. Çünkü onlarda gerçekle kurgu hep iç içedir. O yüzden, bu konularda hiçbir zaman referansım olmaz.

Zaten, insan hakları, ifade hürriyeti evrensel değerlerdir, kriterleri bellidir. Kısacası; demokrasinin varlığı ve yokluğu konusunda ABD beyanı benim için delil niteliği taşımaz. 

*

Ancak; eleştiri karşısında da “Onlar kendi ülkelerine baksın” gibi ezik hezeyanlara kapılıp, ergenlik sivilcesi gibi cümleler de patlatmam.

Çünkü, diplomasi gibi cambaz bir mecrada bile endişeler artık böyle yüksek sesle dillendiriliyorsa, ülkem artık ciddi alarm veriyor demektir. Daha kaygılanırım.

Bu nedenle; 52 devlet başkanının katıldığı bir zirvede Obama’nın Türkiye’ye yaptığı demokrasi tavsiyesini ve Cumhuriyet mirasını, altını çizerek hatırlatmasını bir vatansever olarak çok önemserim.

Utandım

Cumhurbaşkanı korumalarının Washington’da bağırma görüntüsünü (üstte) izlediğimde gözlerime inanamadım. Çünkü; bir Türk olarak tüm dünyanın izlediği bu ipe sapa gelmez görüntülerin gerçek olmamasını öyle çok istedim ki.

Koskoca adamların içlerine sanki, 2 yaşında şımarık çocuk kaçmıştı. Topu topu 3-4 kişi olan eylemcilerin sloganlarını bastırmak için avazları çıktığı kadar bağırıyor, dünyada belki de şu güne kadar duyulmamış garip sesler çıkarıyorlardı.

Böyle bir şey yapmak kimin aklına gelebilirdi? 

*

Önce, bu akıl almaz sahnelerin ‘Sosyal medyada hazırlanmış komik videolardan birisi’ olduğunu düşündüm. Aksi taktirde, görüntünün devamında acil servis ekibinin ellerinde deli gömleği ile olay yerine koşması, fonda ambulans sireninin sesinin duyulması falan gerekiyordu çünkü.

Sonra niyeyse birden, Alev Alatlı’nın ‘Türkiye rönesansı yaşıyor’ sözlerini hatırladım. Arkasından kendimi; bu garip koroyu ‘modern sanat performansı’ diye kendime, yutturmaya çalışırken yakalayınca... Beyin fırtınasına son verdim. 

*

Ne saçmalıyorsun demeyin? N’apsaydım? Bizi tüm dünyanın gözü önünde komik duruma düşüren bu olayı sineye mi çekseydim? Hele hele milli birlik ve beraberliğe çok ihtiyacımız olduğu şu günlerde...

Anlayacağınız; rezil olduğumuzu kabullenmek yerine, bir vatansever olarak aklımı feda etmeyi bile tercih ettim. Ama neticede bir faniyim, gücüm yetmedi, kabullendim...

Sonuç: Milyonların dalga geçtiği o anlara gülemedim, öfkelenemedim. Çünkü dünya bu şahısları Ali, Ahmet diye adları sanları ile değil, Türkiye olarak tanıdı. Sadece utandım. Çok utandım...

Bu kadar özgürlük baş dönmesi yaptı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Brookings Enstitüsü’nde ne kadar özgür bir ülke olduğumuzu anlattığı dakikalarda...

- İfade vermesi için arandığını öğrenen bir akademisyen yurt dışından apar topar ülkesine gelmişti. Hani bir bildiriye imza atıp ‘hain’ olanlardan...

Ne garip, oysa biz ne vatanseverler görmüştük, bavulları hep bir kenarda duran ve büyük ülke sevdasıyla bir anda toz olup kaçan. Ama neyse, kendi ayağıyla gelen bu akademisyeni “Kaçma şüphesi var” diye tutuklayıp büyük vatanseverlikle hapse atmayı başardık. 

*

- Konuşmanın yapıldığı enstitünün önünde Türk korumalar, misafiri oldukları ev sahibinin güvenlik güçlerini zerre sallamayıp eylemcilere yönelik, hakaret ve tartaklama performansı sergiliyordu.

Sonra mı...

Bu kadar özgürlükten başım döndü, bayılmışım... Gerisini hatırlamıyorum.

AKLIMA GELMİŞKEN

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır fakat, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” vecizini bellemiş bir milletiz biz.

O yüzden “Ben gidersem devlet yıkılır” ve türevi cümleler bu millete veciz değil ancak olsa olsa çerez olur.

Bir de söz konusu durumda 92 yıllık cumhuriyetin reklam arası son bulur. O kadar...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.