Namus sözü

15 Mart 2015, Pazar 05:00
AA

İstanbul Üniversitesi (İ.Ü.) rektörlük seçimlerinde sandıktan Prof.Dr. Raşit Tükel 1202 oyla birinci çıktı. 908 oyla ikinci çıkan Vekil Rektör Prof. Dr. Mahmut Ak kameralara büyük bi özgüvenle “Cumhurbaşkanı yeni rektörü atayana kadar açıklama yapma gereğini duymuyorum” dedi. Sayın Cumhurbaşkanı’nın sandığa bağlılığını tüm Türkiye bilir. “Demokraside her şey sandıktır”, “Sandık namustur”, “Türkiye’nin istikametini sadece sandık belirler” Erdoğan’ın veciz sözleridir. Muhalefete bu sözlerle çok ayar çekmişliği vardır. Şimdi zurnanın zart dediği yerdeyiz. Cumhurbaşkanı sandıktan çıkana saygı gösterip, solcuların desteklediği Prof. Dr. Tükel’i rektör olarak atayacak mı? Atamazsa kendisinin meşhur ‘Sandık namustur’ sözünü arşivlerden kaldırtacak mı? Hadi bakalım hep birlikte göreceğiz.

En büyük günah


Polisin attığı gaz fişeğiyle yitirdiğimiz Berkin Elvan’ın bu hafta ölüm yıldönümüydü. Kimileri o gün eylem yaptı, kimileri mezarbaşında, kimileri de evinde Berkin için dua etti. Birileri ise yine aynı cümleleri tekrarlayıp durdu. “O çocuk ekmek almaya gitmiyordu.” Velev ki ekmek almaya gitmedi, velev ki eylemdeydi. 14’ünde öldürülen çocuğun arkasından bu soruyu sormak şu demek: ‘Hükümeti protesto eden öldürülür!’ Bu sorunun başka bi amacı yok! Bi kendinize gelin yahu. Vicdansızlık en büyük günah değil miydi? Yoksa artık günahlar da mı değişti!

Gerçek düşman


Tokat’ta kadın din ahlak öğretmeni, kız öğrencilere ‘başlarını örtmedikleri için tecavüze uğramalarının, öldürülmelerinin mübah olduğunu’ söyledi. Tepkiler üzerine kendi isteğiyle başka bir okula gönderildi. Ne oldu şimdi? Bu rezalet çözüldü mü? Böyle bir zihniyetin gencecik öğrencilere öğreteceklerini bi düşünsenize. Dünyadaki islamofobiden şikayet eden iktidarın önce bi dönüp kendi sokağına bakması gerek. Ben bundan daha büyük bir İslam düşmanlığı propogandası olabileceğini sanmıyorum.

Memlekette bir derin şüphe

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamaların yarattığı endişe giderek artıyor. Gezi eylemleri ve sonrasında yaşanan her şeyi lobiye bağlamıştı.

- ‘Robot Lobisi’, ‘Faiz Lobisi’, ‘Yahudi Lobisi’, ‘Borsa Lobisi’, ‘Sermaye Lobisi’, ‘Medya Lobisi’, ‘İçki Lobisi’, ‘Porno Lobisi’ vesaire vesaire... Derken, Türkiye’nin üç tarafının denizlerle değil, lobilerle çevrili olduğunu öğrendik. İktidar mensuplarından biri yolda düşse, mevzuyu ‘Kaldırım Lobisi’ne bağlayacak kıvamda bi hayatımız var artık.

- Amma velakin bu hafta, akıl sınırları daha zorlandı. Cumhurbaşkanı, Erol Büyükburç’un öldüğü gün öyle bir açıklama yaptı ki; cümleyi üç kere okudum. Sonra sırtımı koltuğa dayadım, boş gözlerle metne baktım. Sonra tekrar cümleyi okudum. Cumhurbaşkanı “Özellikle de yarınki programı öncesinde böyle bir şeyin gerçekleşmiş olması düşündürücüdür” diyerek şarkıcının ölümüyle ilgili şok bi imada bulunuyordu. Oysa 3 resmi doktor cenazeyi incelemiş, ölümün ‘doğal’ olduğuna karar vermiş, rapor yazmıştı.

 - ‘Yarınki program’ denilen de Bursa’da küçük bir konserdi. Ama cümleyi okuyunca insanın kafasından ‘Allah Allah Büyükburç bilmediğimiz bir devlet işinde falan mı çalışıyordu acaba?’ diye geçti. Eeee sonuçta, bu imayı yapan kahvedeki Ahmet amca değil, koskoca Cumhurbaşkanı. Tekrar sorduk soruşturduk. Netice değişmedi. Aile açıklamaya çok şaşırmıştı. Bu yüzden cenaze günü tekrar ‘doğal ölüm’ açıklaması yapmak zorunda kaldılar.

- Mevzu kapandı kapanmasına ama kafada başka şüpheler bıraktı. İki gün sonra Erdoğan’dan 14 Mart Tıp Bayramı etkinliğinde “Bir doktora, bir hemşireye kalkan el ihanet zincirinin uzantısıdır” açıklaması gelince, memleketin kafası iyice karıştı. Açıklamanın üzerinden 48 saat geçmesine rağmen ‘Sağlıkta şiddet ile ihanet arasında’ hâlâ bağlantı kurulamadı.

İki tavsiye



Bu hafta size iki değerli gazetecinin kitabını tavsiye edeceğim. Biri Tolga Tanış’ın “Potus ve Beyefendi” diğeri ise Tuğce Tatari’nin “Anneanne Ben Aslında Diyarbakır’da Değildim” adlı kitabı. Biri ‘bugünü anlamak’ diğeri ise ‘dokunabilmenin mucizesini’ kavramak için çok değerli çalışmalar. İyi pazarlar...