Türkiye'nin Gündemle İmtihanı

02 Mart 2014, Pazar 05:00
AA

Bu hafta imtihan yok, zaten aylardır çok zor bir sınavdan geçmiyor muyuz memleketçe? Tapelerden dünyaya yayılıyor sesli dramımız. Geleceğimiz sıfırlanıyor gözümüzün önünde. Ben bu hafta ‘Babacıma’ koştum. İnandıklarımı, her şeye inat hatırlamak için... İyi pazarlar...

Hayatta ben en çok babacımı sevdim...


Annem, babam ve ben...


İşçidir benim babam. Doğdum işçiydi, yaşlandım hâlâ işçi. Yıllarca devlet için çalıştı, günü geldi, emekli oldu. İktidarın da telkin ettiği gibi; üç evladı var. Biri ben, biri Umut, biri de Puik, köpeği. 5 ay önce bi de torun geldi. Uçuyor havalarda. Bizler için çalışmaktan hiç emekli olmadı ama. Kursağımıza giren her lokmada babamızın şeref kokan alın teri vardır. ‘Yok’ diye bi şey bilmedik biz hiç. Büyüyünce anladık hayatta bize yaptığı tek montajı! Yokken ‘var’ ettiğini. Mesela; ilk daktilomu babamın nasıl satın aldığını yıllar sonra annemden dinledim. Babamdan bana geçen onurdur o daktilo, hâlâ gururla saklarım...

*

Çok parası olmadı hiç ama asıl önemlisi; hiç çok para hayali olmadı. Zaten elinde avucunda ne varsa dağıtmayı sever. Paylaştıkça da değmeyin onun keyfine, mest olur. Hiçbir bankada hesabı yok, emekli maaşını aldığı hariç. Ama kuruşuna kadar, fazlasıyla hak edilmiş. 50 yıldır aynı yastığa baş koyduğu “Sultanım” dediği annemle kendisine sorsan ama, servetlerine paha biçilmez. Hayat onlara şahane bi güzellik yapmış, birbirlerini bulmuşlar. 

*

Bildim bileli hiç eğildiğini görmedim babamın, her koşulda hep dik durdu. Babamın tek kahramanı Atatürk, benimkisi ise babamdır. Küçüklüğümden beri hiç öyle “İnşallah”, “Maşallah”, “Allah” sözcüklerini de pek duymadım ağzından. Ama Çerkez Hacı Rahmi’nin oğludur, bilirim yürekten inanır. Öyle ki; lisedeyken “Ben inanmıyorum” dediğimde kolunu omzuma atıp yanağıma bi öpücük kondurmuştu, daha dün gibi hatırlarım. İnanç ve inanca saygı konusunda aldığım ilk kuvvetli dersimdir bu. Güzel de küfreder babam. Ben arada “Ama baba, bu kabul edilemez, çok seksist bi ifade” falan derim. “Entel entel konuşma” der gülerek. 

*

Rakıyı, rakı masası sohbetini çok sever. İlk rakı dersimi de babamdan aldım. Hâlâ en iyi rakı masası arkadaşımdır. Çok güzel türkü söyler rakı masasında. Zaten bi tek babamdan dinlemeyi severim türküyü. Gözlerimin içine bakarak söyler. Tam bir Anadolu delikanlısıdır. Kültürel kodlarında maçoluk vardır, ama biricik kızı ilk sevgilisini tanıştırdığında, genci utangaç bakışlarla süzmekten öte bir şey yapmamıştır. Aşk acılarım da babamın omzundaki gözyaşlarımdır.

*

Sağlam mı sağlam bir iradesi vardır. Kesseler doğrudan vazgeçmez, hayatını bile koyar ortaya, o kadar gözü karadır. Kalp hastasıdır. Ama, yazdan beri eşinden, çocuklarından kaçıp kaçıp gittiği yerlerde, yıllarca hizmet ettiği devleti, bol bol biber gazıyla mükafatlandırmıştır kendisini. 70’li yaşlarında ‘vatan haini’ ilan edilmenin içini yakan öfkesiyle oğlu ve kızının itirazlarını da “Böyle onursuz yaşanmaz” diye tokatlamıştır en delikanlısından. Bu yüzden korktuğum zaman önce babamdan utanırım.

*

Gencecik elleri vardır... Hiç yaşlanmaz... 42 senedir her düştüğümde kaldırır, o elleri hiç yorulmaz. Kocaman da bi yüreği. Kendi çapımda ne zaman fırtınalara yakalansam, direk kırılsa, yelken yırtılsa, gövde delinse hemen oraya sığınıveririm. Yara alan her yerimi onarır... Sorgusuz, sualsiz, karşılıksız... Limandan her ayrılışımda anlarım büyük korkusunu, kaygısını. Ama hiç “Gitme” demedi, demez. Bekler, sadece bekler... Hayatı bilir, yetiştirdiği kızını bilir, daha büyük fırtınalar için hazır eder kendini... Küçüklüğümden beri beni hep “İyi şanslar” diye yolcu eder. Niye bilmiyorum ama sanırım zırh giymeyi hiç öğretmediği için bana. 

*

İki çocuğunun da ağzından her gün yürekten, gururla “Babacım” sesini duyar, en büyük saadetidir bu onun. Hayatımızda ilk kez, geçende vedalaşırken cümlemin sonundaki “Babacım” sözcüğünde suratı değişerek, huzursuz gözlerle bana baktı. Kısa bi şaşkınlıktan sonra anladım ne olduğunu. Ona “Her şeyi çalabilirler. Ama kelimelerin anlamlarını çaldırmamak lazım babacım” diye sıkıca sarıldım.

*

İki kez aşık oldum hayatta. İkisi de benimle ölecek. Ama kıyaslarsak aşkları şayet; Can Yücel’in de dediği gibi “Hayatta ben en çok babamı sevdim.”

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.