Aman Allahım bu deli mi?

15 Nisan 2018, Pazar 05:00
AA
Adrenalini düşen Amerika’nın yarı deli başkanı Trump, dünyayı sallarken piyasaları da altüst etti. Neymiş, Esad kimyasal silah kullanmış ve en az 80 kişinin ölmesine sebep olmuş.

Adam “Kullanmadım” diyor. “Uluslararası bir heyet gelip incelesin” diyor. Olayın olduğu Duma’daki hastanelerin doktorları, “Bize kimyasal silaha maruz kalmış kimse gelmedi” diyor. Ama Trump’a heyecan lazım. Hem de dünyayı da heyecanlandıracak bir adrenalin tozu.

Aynı kaleci yapılmayınca topunu alıp, “Oynatmıyorum” diyen mahalle çocuğu gibi. Lafı sözcülerine de bırakmıyor. Tam bir Twitter fenomeni. İşini orada hallediyor. “Hazır ol Rusya, füzeler geliyor. Hem de yeni ve akıllı” diyerek. Putin, biraz daha aklıselim bir lider. “Sağduyu galip gelmeli” diyerek adamın gazını almaya çalışıyor ama yarı deli başkan durmuyor. Tweet üstüne tweet. BM Güvenlik Konseyi toplanıyor. Orada da kavga. Sonuç yok. Netice olarak yalnız kalıyor Trump efendi ve bir basamak aşağı iniyor: “Vurabiliriz ama vurmayabiliriz de.”

Gemiler demir alıyor, uçaklar havalanıyor. İt dalaşının bir başka türlüsü yaşanıyor. Bu arada, Cumhurbaşkanımız Erdoğan da arayı bulmak için telefonlarla çabalayıp duruyor.

Teselli bulunacak olay ise bütün büyük devletlerin, “Böyle bir operasyonda biz yokuz” demeleri. Garip olansa, “Biz katılabiliriz” diyen Suudi Arabistan’la, yarım ağız destek veren İsrail. Suriye’yi parçalayıp hamm yapmak için.

Ne yazık ki, bu kayıkçı kavgası devam ederken edilen lafların negatif yansıması bizi vurdu. Dolar ve euro tarihi zirve yaptı. Benzine ve motorine gelen aşırı zamlar, dolaylı olarak her şeye, herkese yansıyacak. Çaresi yok.

Sonuç: Hiç endişe etmeyin. ‘3. Dünya Savaşı’ filan çıkmaz. Yukarıda da dediğim gibi bu kayıkçı kavgası biter. Trump, adrenalin ihtiyacını giderir. Olay ekonomimizi ne kadar etkiler, işte onu bilemem. O da AKP iktidarının ferasetine kalmış. “Bizi etkilemez” sözleri inşallah gerçek olur.

HEKİMBAŞI ORTAYA ÇIKARDI

İstanbul Boğazı bir faciadan kurtuldu. Olan tarihi Hekimbaşı Yalısı’na ve tek varlığı bu olan aileye oldu. Facia ise, yalıya giren gemi ile, 80 bin ton petrol taşıyan tankerin çarpışmasıydı. Neyse ki, önlendi. Ve tabii hemen Kanal İstanbul akıllara geldi.




Bu kaza iki usulsüzlüğü de dron’lar sayesinde ortaya çıkardı. Yalıya bitişik iki lokantanın, denize kazıklar çakarak açık alanlarını büyüttükleri ortaya çıktı. Kalır mı, yıkılır mı bilemem. O İBB’nin işi. Şimdi, bir drone tespiti de benden. İnternette bir fotoğrafta gördüm. Yalının sağında ormanın içinde kocaman bir inşaat alanı var. O da çıktı ortaya.

Eski Pervaneli Köşk’ün alanı. Şimdi köşk filan yok. Beton duvarlar gözüküyor. Daha neler yükselecek göreceğiz. Verilen izin de köşkün restorasyonu içinmiş meğerse. Al sana restorasyon. Bu alandaki orman vasfında olan onlarca ağaç da şimdi yok. Yok olması da yasak. Yenileri dikilse dahi. Bakalım pirincin taşı nasıl ayıklanacak?

AFGAN GO HOME

 Suriye istikrara kavuşsa da 3,5 milyon göçmen ülkelerine dönse diye beklerken, başımıza yeni bir dert çıktı. İran, sınırı gevşetip, ülkesindeki 3 milyon Afgan, Pakistanlı ve daha uzaklardan gelen göçmeni üstümüze salmaya başladı. Her gün 500 göçmen ülkemize girip batıya doğru dağılıyormuş. Arada kaçamayanları ise uçaklarla geri gönderiyoruz. Fotoğraflarda bir şey dikkatimi çekiyor. Göçenlerin çoğu genç ve hep erkek. Tek tük kadın ve çocuk... Kimdir bunlar? Cihatçı mı, terör örgütü üyesi mi? PKK’dan sonra yenilerini mi buyur ediyoruz?

Mutlaka ince eleyip sık dokumak lazım. Hem besle hem başına belayı al olmasın. Yol yakınken tedbir alınmalı. Şart. Suriyelilere 1,5 milyon Afganlı da eklenirse mahvoluruz.

Suriyeliler bile tehlikeyi görmüş, “Afgan go home” diyorlar. Anlayın artık.

AMAN HA...

Cübbeli Ahmet, yanmaz kefenine sarınıp, meşhur terliklerini giyip, cennete gideceğini açıklamış. Yeni yazdığı ‘Şifa Ayetleri’ kitabının lansmanı için herhalde. Tabii gençler de durmamış. “Giderken yollara işaret bırak. Gidince de bir konum at hocam. ‘Sevap Point’ kazan” demişler. Ben de diyorum ki, seni dört gözle bekleyen hurilere gitmeden önce, yol üstündeki kumarhaneye de uğra. Biraz para kazan. Paran çok olsun. 40 huriye yetiştirmek kolay değil.




Gurbetçi içini dökmüş

Almanya, Türkiye’de mal varlığı olan gurbetçilerimizin sosyal yardımlarını iptal etmeye başladı. Hatta çifte vatandaşlığı bile ırkçıların baskısıyla sonlandırma çabasında. Seçim yapın diyor. Ya Türkiye ya Almanya.




Aynı şekilde Avusturya da çifte vatandaşları ülkesinden kovmaya hazırlanıyor. Kolay mı, üçüncü nesile ulaşmış gurbetçileri kovmak. Kendi ekonomileri bile sallanır valla.

Bir gurbetçimiz ise, otomobilinin arka camına yazdığı yazıda, “Keşke” diyor Recep Tayyip Erdoğan’a. “50 yıl önce sen olsaydın, bizim buralarda ne işimiz vardı” diye de eklemiş. Kısaca bu iş olmayacak duaya amin demek. Böyle gelmiş, böyle gider. Belki şu sıralar biraz rahatsız olurlar, 3-5 kurbanlık yanar ama sonrası aynen devamdır.

Siyasetin neşesi

Son 15 yılda Türkiye’de insan ömrünün 3.3 yıl uzadığı açıklanınca, İzmir milletvekili Necip Kalkan, fırsatı kaçırmadı ve “AKP’ye oy verin ömrünüz 3 yıl daha uzasın” dedi. Birkaç gün sonra da Esenyurt’un AKP’li yeni belediye başkanı, “Burayı kaybedersek Kudüs’ü kaybederiz, İslam’ı kaybederiz, Mekke’yi kaybederiz” deyiverdi. Eh, ne diyelim. Bunlar da siyasetin neşesi olsun gari.