Ana muhalefeti masaya yatırdım

22 Mart 2015, Pazar 05:18
AA

Geçen hafta Kılıçdaroğlu’na kısa bir uyarıöneri yazısı yazmıştım. En çok mail bu 15 satıra geldi. “Yetmez ama evet. Devam” dediler. Bir lise arkadaşımın, Türkiye’nin en eski bir derneğinin üyesi olan eşi de yaşadığı bir olayı nakletti. Anlatayım da görün hayati bir seçime giden CHP’nin halini. Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü ve eşi Nazlı Hanım, İstanbul’daki CHP’ye yakın kadın derneklerini bir toplantıya davet etmişler. Dostlar alışverişte görsün diye de konuşup durunca davetli hanımlar, buna CHP kadın kolları da dahil sonunda isyan etmişler. “Biz buraya niye geldik. Görev verin ne yapacağız” diye. 81 yaşında olduğunu söyleyen bir hanım, göğsüne vura vura feryat etmiş. “Hep CHP’ye oy verdim ama yamalı bohça iktidarından başka bir şey görmedim. Sizi dinledim yine hayal kırıklığına uğradım. Bakın adam muhtarları topluyor, muhtarlar da mahallelerindeki kapıcıları. Herhalde bir plan yapıyorlar. Siz ne yapıyorsunuz? Bizler ne yapacağız bilmiyoruz” deyince, İnönü yatıştırmaya çalışmış. “Genel merkezi bekliyoruz. Ay sonunda bize ne derlerse, biz de bir toplantı daha yapacak sizleri eğitime alacağız.” İşte CHP’nin bir seçim toplantısının özeti. Şimdi gelelim CHP’ye. Tanıtım kampanyası 28 Mart’ta açıklanacak. Seçim bildirgesi daha bitmediği için ilan edilemiyor. Yahu ne gerek var 120 sayfalık bildirgeye. Kim okur? Şunu ana başlıklarla kısaltıp bastırsanıza. Atı alan Üsküdar’a yaklaştı. Dört nala dolaşıyor. Güya tarafsız Cumhurbaşkanı, her gün kameraları karşısına getirtecek nedenler bulup 2-3 kere konuşuyor. Onun boş bıraktığı dakikaları ise Başbakanı doldurmaya çalışıyor. CHP’de ise, önce Obama’nın kampanyasını yapan şirketle anlaşıldı lafı çıktı ama anlaşılamadı herhalde ki şimdi tüm ümitler reklamcı Ali Taran’a bağlandı. Yeni bir Genç Parti örneği yaratır diye. O günün şartları ile bugünün şartları arasındaki farklar hiç düşünülmeden. Siz Taran’a öyle şeyler vermelisiniz ki; o da cicili bicili ambalajlayıp, sizi pazarlasın. 28 Mart’ta göreceğiz.

¦ 77 milyonun fişlenmesini olay yaptınız. Unutmayın ki; AKP’ye oy verenler için bu dert değil. Onlar zaten fişlenmiş biatcı. Geriye kalanlar korkup CHP mi diyecek? Hayal.
¦ Emekliye 2 bayramda ikramiye dediniz. İşte bu.
¦ Sosyal yardımlara bastırın, sağlıkta yeni taahhütlerde bulunun.
¦ Üniversite öğrencilerine inandırıcı vaatler yapın.
¦ Kadınları şaşırtın, “Aman Allahım!” dedirtin.
¦ Tabii, ‘yolsuzluk, hırsızlık’ diyeceksiniz ama bilinmeyen bir şeyler söyleyin.
¦ 7 milyon işsize bir nebze de olsa ümit verin. Çünkü hangi kesimden olursa olsun insanlar için önemli olan yarındır, geleceğidir. Unutmadan, Kılıçdaroğlu’nun İzmir 2. Bölge 57. sıradan önseçime gireceğini açıklaması, demokratik açıdan çok önemli bir adım. MYK ve üst yönetim de bu mesajı almalı ve halka vermelidir. Hedefi yüzde 35 diye koymanız ise en büyük hata. İktidar vurgusu yapın iktidar. Cumhurbaşkanı ‘400 milletvekili’ diyor, siz yüzde 35. Yol yakınken bu stratejik hatadan vazgeçin. Bütün bunlar için ise, güven vermiş, ağzı iyi laf yapan, halkı coşturacak bir hatip lazım. Benden tavsiye, Kılıçdaroğlu, her gittiği yere Muharrem İnce’yi de götürsün. İnce coştursun, Kılıçdaroğlu devam etsin. Anlaşıldı ki; bu iş artık kibarlık, efendilikle olmuyor. Ama Erdoğan gibi de değil tabii. Bakın AK Parti yandaşları bile, onun dilinden, kızgınlığından, milleti 2 kutba ayırmasından şikayetçi. CHP, bu rahatsızlığı üstüne basa basa kullanmalıdır. Başkanlık tırmanışı ancak böyle önlenebilir. Tabii diğer muhalif partilerin de takoz koymasıyla. Daha çok var. Yine konuşuruz.

NANKÖRLÜK BU

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son günlerde mikrofonu eline aldığında “400 vekili verin, bu iş huzurla bitsin” diyor bıkmadan usanmadan. Muhalifleri de “Ne olacak diktatör” diye karşılık veriyor. Hay insafınız kurusun. Size de 150 kontenjan ayırmış ya. Yetinin artık. Ne istediniz de vermedi. Nankörsünüz siz nankör. Ayrıca diktatör olsa otobüsle mi dolaşır. Hangi diktatör dolaşıyor. Salon salomanje zırhlı Mercedes’ler dururken. Dedim ya, nankörlük sizin yaptığınız.

VALLA BÖYLE DEDİ...

“Bir Cuma namazını Sultanahmet’te kıldım. Çıkışta bazı turistler bana el kol işareti yaptı. (Demek ki neymiş, el kol işareti yapanlar her zaman korumalar tarafından derdest edilmiyormuş. Eşref saatini yakalamak lazımmış) Yanlarına gittim. Meğer o hafta ABD’ye gideceğimi biliyorlarmış. Bana “Siz bu sağlık reformunu nasıl yaptınız?” diye sordular. Onlara anlattım. Sonrasında, “Obama’ya da bunu anlatsanıza” dediler. Görüşmemizde anlattım. Ama onlar tam olarak yapamadılar. Vatandaşına en iyi sağlık hizmetini veremeyen devlet başarısız bir devlettir.”

HDP'liler nefes aldıkça...

HDP Eş Başkanı Demirtaş, son grup toplantısının kısalığı ile Meclis tarihine geçerken, söyledikleri ile de HDP’li olsun olmasın kamuoyunun dikkatini çekti. “Sayın Recep Tayyip Erdoğan HDP var oldukça, bu topraklarda nefes aldığı müddetçe, sen başkan olamayacaksın. Seni başkan yaptırmayacağız” diyen Demirtaş, son cümlesini de 3 kere tekrarladı. Diğer yazımda yazdığım gibi, CHP, hala beklerken, MHP; bir kapalı kutu olarak sadece cevap yetiştirirken, HDP’nin bu çıkışı bakalım milletin aklını başına getirebilecek mi? Bakalım sahil kesimleri ve batı bu çıkışı nasıl algılayacak. İşin aslına bakarsanız, HDP önce bağımsızlarla sonra BDP ile, 2011’den, Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar oylarını arttıran bir trend içinde. 2.5 milyondan başladılar, 4.5 milyon (yüzde 9.76) oya kadar geldiler. Yüzde 10 için gereken oy da 4.6 milyon. Ancak Ahmet Türk, “2015 Öcalan’a özgürlük yılı olacak”, Bitlis milletvekili “HDP barajı aşamazsa o gün kıyamet kopacak” derse, Demirtaş’ın yarattığı hava ters tepebilir. Bu da böyle biline. Demirtaş, ayrıca “AKP ile kirli pazarlık içinde olmadık, olmayacağız da” diyerek seçim sonrası tahminlerinde bir kapıyı da kapattı. İyi bir kampanya ve oy alınamayan bölgelerde vitrine çıkarılacak iddialı adaylar da baraj için önemli etkenler olacak. HDP baraj oylarının hepsini tabii ki AKP’den almayacak. Buna diğer partiler ve ikna olacak kararsızları da eklemek lazım. Havuzun dışı ‘aşar’ diyor ama daha çok erken. İşin özü seçmene samimi, dürüst davranan kazanacak.

Bu ruj başka ruj

Mersin’de katledilen Özgecan’ın çantasından çıkarıp canavara sıktığı biber gazı canavarı daha da azgınlaştırmıştı ama bu gaz yine de kadınların can simidi. Tabanca taşıyacak halleri yok. Bıçak taşıyanı var ama en kolayı biber gazı. İnternete girip baktım, ne de çok çeşidi varmış. Deodoran, ruj, parfüm görünümlüleri çok şık. Her sanal markette de var. Fiyatları 5-120 lira arasında. Etki gücüne göre. Sevgili hanımlar bana göre siz siz olun bir tane edinin. Pembe otobüs filan çare değil. İnmeyecek misiniz? Yanınızda bir koruyanınız yoksa bir rujunuz olsun bari. Aldırmayın biber gazı taşıyana 48 aya kadar hapis gelecek laflarına da. Ceza verecek yeri şaşırdılar herhalde.

BİR HAYALİN SONU

Beşiktaş, akıl almaz bir oyunla 112. yılını kutladığı gün Avrupa’ya dramatik bir şekilde veda etti. Bir aydır yeşertilen ümitler, çArşı’nın olağanüstü çabası, Motta’nın muhteşem golü tur için yeterli olmadı. Bir gol yedik kilitlendik. Hiç beklemediğimiz bir mağlubiyet aldık. Böyle bir takıma kaybetmek üzücü ama Brugge’ün bu yıl Avrupa Ligi’ndeki bütün istatistikleri bu maçta da tuttu. Gururlan’amadık. Yine de Beşiktaşlılar’a ve ülkemize yaşattığınız heyecan ve sevinç için elinize sağlık çocuklar. İnşallah özlediğimiz başarıyı gelecek yıl yeni stadımızda yaşatırsınız. Artık Avrupa bitti ama lig devam ediyor. Bugün bir derbi var. Rengim belli. Onun için, “iyi oynayan kazansın” gibi beylik bir laf edemeyeceğim. Tabii ki Beşiktaş’ın kazanmasını bekleyeceğim. Beşiktaşlı kardeşlerime söyleyeceğim şu ki, asla küsmek yok. Bu takım bizim. Çok beyazlar yaşadık ama rengimizde siyah da var. Sizlere bir de sürprizim var. Fenerbahçe-Beşiktaş maçından önce iki takımın bayan şöhretlerinin maçı varmış. Saklıyorlar. Ben Beşiktaş bayan şöhretlerinin takım resmini ele geçirdim. Bakalım Fenerbahçe kimlerle çıkacak. İyi seyirler.

Bahar Erdeniz, Nazan Şoray, Serpil Örümcer, Nil Burak, Meral Zeren, Mine Mutlu, (Oturanlar soldan) Meral Orhonsay, Seyyal Taner, Güngör Bayrak, Yeliz, Nurhan Damcıoğlu.

MERAK BU YA...

¦ Putin 24 Mayıs’ta Erivan’a gideceğini açıkladı. Yani Erdoğan’ın davetini reddetti. Hem de 20 milyar dolarımızı alarak. Biz hala ‘Cumhurbaşkanımız Putin’le yarım saat telefonla konuştu’ diye paye çıkarmaya çalışıyoruz. Yazıklar olsun.

¦ 1 Mayıs’ta Taksim’in yine emekçilere yasaklanmasında amaçlanan yeni gerginlik politikası. 40 gün kala açıkladılar ki; milleti 40 gün iyice gerebilsinler. Muhtemel olaylarda da “Bak gördünüz, faşist bunlar” diye seçimde kozları olur. Bu işi biliyorlar.

¦ Yeni bir uygulama başladı. Cumhurbaşkanı konuşma yapacağı yere gitmeden önce ‘makul şüphe’ ile protesto edebilir diye kişileri gözaltına alıyorlar. Gidince de bırakıyorlar. Sakın oralarda dolaşmayın. Polis, kaşınızdan, gözünüzden şüphelenebiir.

CIZZZ...

Karakolda amir suçluyu (!) yakalayan polise soruyor:
- Ne yaptı? - Arabasının radyosundan İstiklal Marşı çalıyordu amirim.
- Anladım Cumhurbaşkanına hakaret etti yani.
- ‘Ama memur bey’, diyecek oldu suçlu.
- Bana da hakaret ettin şimdi. Atın nezarete. Bir ara götürürsünüz savcıya. 5 ay yatsın da görsün.