Bu bayram onların elini tutun

20 Eylül 2015, Pazar 15:00
AA

Merhaba Erkut Amca demiş Rümeysa Akyol. Ve bakın ne demiş: “Duyarlılığınıza güvenerek, sizden bir ricada bulunmak istiyorum. Ben lösemi tedavisi görüp LÖSEV’in destekleriyle bu zorlu savaştan galip çıkmış bir genç kızım.

8 yaşımda lösemi teşhisi aldım. Gittiğimiz devlet hastanesinde doktorlarım, ilk tanı sonrası, ‘3 ay ya yaşar ya yaşamaz. Eve götürün’ demişlerdi ama ailem zorla beni hastaneye yatırdı. Neler çektik neler.

Sizleri üzmemek için anlatmayacağım. Bir süre sonra yattığım bölüm enfeksiyon nedeniyle kapanınca ortada kaldım. Tedavi ortasında beni hiçbir hastane almadı. O sırada LÖSEV kabul etti beni hastanesine.

Tedavi yüzünden yürüyemeyen, ürkek bir kız çocuğuydum. O kadar içten baktılar ki bana bütün hastane, vakıf bir anda ailem oldu. Yürüyemediğim için beni sırtında gezdiren hastabakıcılar, sabah kahvaltı yapamadığım için erkenden gelip benimle kahvaltı yapan doktorlarım, hangi renk pijamayı istersin diyen çamaşırhane görevlisi, sürekli ailemi arayan ve ‘bir ihtiyacınız var mı’ diyen sosyal hizmet birimi.

Hangisini anlatayım. Et, kuru gıda, kıyafetten bilgisayara her türlü ihtiyacımı karşılayıp, ilgilerini bir an bile çekmediler üzerimden LÖSEV’in hastanesi LÖSANTE’de.

Tedavimin nasıl bittiğini bile anlamadım. Ama hayat tek bir çizgi halinde gitmiyor maalesef. 3 yıllık tedavimin bitiminden 3 ay sonra annemi kaybettim. 11 yaşında artık hayata küsmüşken, yine LÖSEV yetişti.

O kadar güzel sardılar ki yaralarımı. Apar topar Amerika’ya kampa yolladılar. Eğitimim konusunda yıllarca yardımcı oldular. Şimdi üniversiteyi kazanmış bir genç kızım. Ama daha yeni tanı almış, umudunu kaybetmiş nice kardeşlerim, aileler var.

Onlar için köşenizde lösemili çocuklara bir yer açar mısınız? Bu bayram, LÖSEV Kurban Bağışı ile onların elini birlikte tutalım mı? Çünkü her kurban, lösemili çocuklara can.” Saygılarımla. (rumeysaakyol97@hotmail.com)

Benim bir kelime dahi ilave etmeme gerek yok. Rümeysa’yı dinleyin yeter. Bu yazıyı yazarken LÖSEV’in başkanı Dr. Üstün Özer’in tweetini gördüm.

Diyordu ki; “Bugün 15 çocuğumuz daha maske çıkardı (şifa buldu). Hep birlikte pasta keserek kutluyoruz.” Bundan daha büyük mutluluk olur mu?

Aşağıdaki telefon numaraları ise aklınızda bulunsun. Sadece bayramda değil her zaman.

ALO LÖSEV

0312 447 0660

0532 755 0660

Teröre lanet ayrışması

‘Teröre Hayır Kardeşliğe Evet’ yürüyüşü yüz bin kişinin katılımı ile Ankara’da yapıldı. Türkiye’yi temsil eden 14 STK’nın buluştuğu ve 200 örgüt tarafından desteklenen yürüyüşte amaç, terörün son bulması, kardeşliğin eskisi gibi benimsenmesiydi amaa...

Hadi siyasi partilerin katılımı istenmedi diyelim, diyelim de devleti, hükümeti temsil eden bir kişi dahi yoktu. Melih Gökçek dışında. O da elinde bayrağı, boynunda Ay-Yıldızlı atkısı dahi olmadan bir süre korumaları arasında yürüdü, sonra da balkona çıktı. Olsun. Yine de teşekkür etmek lazım. 

Bugün de İstanbul’da Sivil Dayanışma Platformu’nun düzenlediği, ‘Milyonlarca Nefes Teröre Karşı Tek Ses’ mitingi var. Düzenleyen ‘bizden’ olunca devletin zirvesi de orada olacak.

Erdoğan, Davutoğlu ve Meclis Başkanı. Ve de yolu mecburen Yenikapı’ya düşecek bakanlar ve bakan olmayanlar. Konuşacak Cumhurun Başı. Konuşsun tabii.

Ama ne olur, bir çare üretsin. Milletin yüzünü güldürecek, şehit cenazelerinin gelmesini durduracak bir şeyler söylesin. Milyonlarca nefes sevinsin Yenikapı’dan evlerine giderken.

Batsın bu dünya

Erdoğan’a yönelik tüm eleştiriler, terör ve hainlik olarak tanımlanıp, neticesinde de, Cumhurbaşkanı’na hakaret kabul ediliyor. Hemen gözaltı sonra mahkeme.

Vicdanlı bir hakime rastlarsa denetimli serbestlik. Rastlamazsa hapis. Bu kadar basit. Yani artık gözünün üstünde kaşın var demek yasak. Sonra da Türkiye, AB ülkelerinden daha özgür diyorlar.

Göz, kaş meselesi Erdoğan’a uymazsa, itham hemen değişiyor: Teröre destek. Baksanıza bu işlerde ustasını taklit etmeye çalışan, ama başaramayan bir savcı çıktı, Hürriyet’e bile teröre destek soruşturması açtı.Sonucu ne olur bilemem.

Ama bildiğim bir şey var, (Çünkü içinde yaşıyorum) Doğan Medya Grubu’nda teröre destek verecek ne bir yazar, ne de bir gazeteci arkadaşım yok. O savcı bu desteği onu oraya yollattıran partide arasaydı keşke. Neler bulurdu neler.

Bu suçlamayı yaparken insan biraz düşünür be. Keşke ustan gibi biraz süslemeler, hayali eklemeler yapsaydın bari.

Erdoğan’ın sözlerine rahatsızlık belirtmek, dünyanın sonuysa eğer, dostum Gencebay’ın dediği gibi, ‘batsın bu dünya!’

Boynukalın’dı ama

Hürriyet’e yapılan iki baskının mimarı Boynukalın, AKP’de de rahatsızlık yaratınca, aday olamadı, açıkta kaldı.

İki ay sonra da dokunulmazlık zırhını çıkaracak. Hürriyet’i ve Doğan Medya Grubu’nu nasıl tehdit etmişti bir hatırlayın.

1 Kasım’dan sonra defolup gidecekler.

Yine geleceğiz artık buna alışın.

Korkak Ahmet Hakan’ın evine gideceğim.

Bunlar dayak yememişler hiç.

Bunlara zamanında dayak atmamış olmak bizim hatamız.

Her cümlesi tehdit içeren bu Abdurrahim geçen hafta Ankara Valiliği’nden koruma istedi. Nerede kaldı bu bıçkın mafya ağzı.

Demek ki, başkanı olduğu gençlik kolları ve kuruluşu olan ocağa, trollerine filan güvenememiş.

Merak etmesin verirler korumalarını. Ahmet Hakan’dan, Sedat Ergin’den hele ki Aydın Doğan’dan korusunlar (!) diye.

Rizeli Ata'sından ayrılmaz

Rize Belediye Başkanı Kasap, Cumhuriyet Meydanı törenlerde kilitleniyor diye, seçim vaadi olan ‘10 numara projeler’den ilkini projelendirmiş. Meydan projesi. Nasıl olacağını da dev bir panoda meydana dikmiş.

Güzel de, güzel olmayan, meydana 1980’li yıllarda dikilen Atatürk anıtı projede yok olmuş. Yerine stilize bir çay bardağı yerleştirilmiş. Atatürkçü Düşünce Derneği, olaya büyük tepki gösterince, Kasap, “Bir formül bulacağız.

Belki başka bir alana alabiliriz” demiş. Hadi bakalım Başkan. Cesaretin varsa kaldır Atatürk’ü Cumhuriyet Meydanı’ndan. Atatürk’ün Rize’ye gelişinin 91’inci yıldönümünde 10 yaşında bir kız çocuğuna okuttuğunuz

“Rize Karadeniz’in incisidir” şiirinde o kız çocuğu şöyle haykırmıştı: “Yaz gelince yaylaları meşhurdur, Silah yapar, silah atar cesurdur, Hoş görülü olmaz ise kusurdur, Kan davası sancısıdır Rize’nin.

Tulum çalar köyü, kenti, bucağı, Kızdırırsan, çeker sokar bıçağı, Yıllar sonra arar bulur kaçağı.” Emniyet Müdürü de öğrenciyi usulen tebrik ettikten sonra, öğretmenlere kızmış ve “Rize’yi olumsuz tanıtınız” demişti ya, işte o şiirde denilenlerden korkma.

Kimse seni vurup, bıçak sokmaz ama, her türlü mücadeleyi verir Atası için. Bunu böyle bil ve sakın unutma Bay Kasap!

CIZZZ...

Yeniden AK Parti Genel Başkanlığı’na seçilen Ahmet Davutoğlu, coşkulu kalabalığa teşekkür konuşması yaptı.

DENEY

Bilim adamları 3 fare üstünde 3 ülkenin içkilerinin etkisini test ediyorlarmış. Fransız konyağını içen fare küt düşmüş. İngiliz cinini içen fare de küt diye düşmüş. En son fareye Türk rakısını içirmişler, fare biraz sallanmış, sonra da bağırmış: “O kedi buraya gelecek.”

MERAK BU YA...

Davutoğlu, “Ülkede bir sorun mu var ki, kriz algısı yaratılıyor” demişti. Doğru. Sorun olsa, 6 aylık TBMM, 6 ay tatilde olur muydu? 

Yeni bir Yıldız’name: Cumhurbaşkanı bağımsız olarak seçilmedi ki. Seçildiğinde partiliydi. Evet de tarafsızlık yemini etmemiş miydi?

Aylan furyası çabuk bitti. Sınırlar kapanınca, Erdoğan, Merkel’i aradı. Artık ne dediyse, Almanya 800 bin mülteci alacağını açıkladı. Şimdi anladınız artık dünya lideri olmanın ne demek olduğunu. 

“Tecavüz edilen kadın doğurmalı. O bebek öldürülürse tecavüzcünün yaptığından daha büyük bir dram çıkar” diyen A.S. Üstün, AKP’de İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı oldu. Yakışmaz mı?

Metiner’e göre, Arınç, içlerinde gizlenen paralelci, Atalay ise AKP’yi bölmek isteyenlerin sözcüsüymüş. O zaman giy kefenini. Tutan mı var?

Terör yürüyüşünden sonra Bahçeli, “Eğer Erdoğan’ın komplo ve tuzakları devam ederse, büyük saray yürüyüşü kaçınılmaz olacak” dedi. Ne şenlikli olur değil mi?

ŞEHiDiM

Motorsiklet Federasyonu eski başkanı Bekir Yunus Uçar, bir yazı kaleme almış. Harika. Sizlerle paylaşmak istedim.

Şehidim,

Sen o zırhlı olup da, zırhı seni koruyamayan aracın mayına bastığı anda biz evde çay içiyorduk. Bir ses duyuldu sanki evet ama kapı rüzgardan çarptı sandık. O an sen şehit olmuşsun ya hiç anlamadık.

Şehidim,

Sen o akşam 16 şehit silah arkadaşınla mayına doğru hızla giderken, biz Manisa’da yerli üzüm mü daha tatlı, diğerleri mi diye yeyip tartışıyorduk. Az bir acı hissettik o an ama üzümün çekirdeği sandık.

Şehidim,

Sen şehit olurken biz Adana’da rakıya az daha buz istiyorduk. Bilirsin bu meret başka türlü içilmez. Bir an sızladı dişimiz ama kusura bakma buzlu rakı dokundu sandık.

Şehidim,

Sen Dağlıca’da geceden karanlık o zırhlıda dua mırıldanan dudaklarınla ilerlerken, biz İstanbul’da gece kulübünün kapısında bodyguardlarla boğuşuyorduk. Bizim de zor bir anımızdı. O telaştan patlayan mayının sesini duymadık.

Şehit Komutanım,

Sen 16 evladınla zehir zıkkım kokan o araçtayken, biz de Kordon’da sıkışmış kalmış çile çekiyorduk. Korna sesleri, barlardan savrulan çığlıklar derken, inan patlamayı fark edemedik bile. Kusura bakma artık.

Şehidim, şehitlerim...

Bizim huzurumuzu, rahatımızı bir türlü sağlayamadınız. Aşk olsun size.

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.