Mecburiyetten

04 Şubat 2018, Pazar 05:00
AA
Bu fotoğrafı gördüğüm gün düşünmüştüm. Ulubatlı Hasan dönemini yaşıyoruz Afrin’de. Daha doğrusu kahraman Mehmetçiklerimiz yaşatıyorlar.

Geçen hafta da yazmıştım. Suriye’de sınır güvenliğimiz için Zeytin Dalı Harekatı’nın doğruluğunu.



Çünkü bu beladan kurtulmak için başka seçeneğimiz yoktu. Ne var ki, cephe sayımızla birlikte şehit sayımız da arttı. Bir başka acı da, atılan roket ve füzelerle yurtiçinde şehit ve yaralılar vermemiz.

Eee, altına kırmızı halılar serdiğimiz PYD ile savaşıyoruz. Silah arkadaşlarımız ise ÖSO. Sosyal medyada bu topluluk için yazılanları geçiyorum. Ancak Suriye, yani Esad ile işbirliği yaparsak, bu savaşın daha kısa sürede ve daha az kayıpla sonlanacağına da inanıyorum. Ancaak.

Şu anda sesi çıkmayan, izlemekle yetinen Esad’la barışma ihtimali doğarsa, ne yapacağız? Onun düşmanı ÖSO ile birlikteyiz. Bölgeyi çok iyi biliyorlar ve öncü birlik de onlar.

Diyelim eğrisi doğrusuna geldi ve barıştık. (Önce bu cümleyi bir not alın) ÖSO’ya karşı mı mücadele edeceğiz? Gel çık işin içinden. Dert bitmiyor ki.

★ ★ ★

Açıkcası ÖSO’ya “Kardeşlerimiz” filan diyemiyorum. Mecburiyet birlikteliği bu. Hele hele eğitip, beslediğimiz bu örgütün Kuvayı Milliye güçlerine benzetilmesine de karşı çıkıyorum.

Benim görüşüm böyle. Cumhurbaşkanıma rağmen. Erdoğan, Afrin başarısından kuvvet alarak, “Sırada Menbiç var” demişti. Ne oldu? ABD “Biz buradayız” deyince açıklama hemen düzeltildi. “Bizim hedefimiz Afrin’di” diye. Biiir. Terörist YPG’yi düzenli, her türlü teçhizata sahip bir ordu haline getiren ABD’nin Irak’taki komutanı da, “YPG bizim ortağımız. Dikkatinin dağılmasını istemem” dedi.

Duruma bakın.

Bu da ikiii.

★ ★ ★

Bir başka merakımı da sizinle paylaşmak istiyorum. İslam ülkeleri neden suskun? Neden ortak bir açıklama yapmıyorlar? Desenize, onlar birbirleriyle savaşıyorlar. Ayrıca bizi ilgilendiren hangi oylamada yanımızda oldular ki? Değil mi.

ADNAN DİYANET'E KARŞI

Şikayetler çoğalınca, Diyanet İşleri Başkanı’nın aklına geldi. “İnşallahlar, maşallahlar havada uçuşuyor. Dini bir takım referanslar ve orada dansöz oynatıyorsun. Böyle bir şey olabilir mi? Akli dengesi bozulmuş. Masonluk ve Yahudilere, Atatürk’e hakaret edip hapis yattı. Sonra da Mason ve Atatürkçü oldu. Ben biliyorum” dedi Adnan Oktar için. A9 kanalını kapatma yetkisinin Diyanet’te olmadığını, yetki kimdeyse onun kapatması gerektiğini söyledi.



Ve savaş başladı.

Oktar açtı ağzını: “Kadın cinayetleri, çocuk tecavüzleri için konuşmayan Diyanet Başkanı bana akli dengesi bozuk diyor. Sen doktor musun? Kumardan, genelevde kesilen fişten, içkiden alınan vergilerden maaş alıyorsun. Niye gıkın çıkmıyor?”

★ ★ ★

Gelelim işin özüne. Kapatma konusuna. Tornadan çıkmış yarı çıplak kızların görüntüleri A9 kanalından değil, YouTube ve sosyal medya üzerinden yayınlandığı için, RTÜK internet ortamına denetim yapamıyor. Tabii yaptırım da uygulayamıyor. Bu arada nedense Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık iletişim kuruluşlarından da ses çıkmıyor. Siz sosyal medyada aykırı bir resim, yazı paylaşın da bakın başınıza neler geliyor görürsünüz.

Ne demişler, iş bilenin... Oktar konuşurken, Babuna da karşısında oturuyorsa... Varın düşünün gerisini.

NE OLDU BİZE?

Karaman’da 45 çocuğa tecavüz ediliyor. Davasında hiçbir aile şikayetçi olmuyor. İstanbul’da bir hastanede 115 kız çocuğunun hamilelik olayı ortaya çıkıyor, yine şikayetçi olan bir aile yok. Vali soruşturma izni bile vermiyor.

Olay örtbas ediliyor. Sağolsun bağımsız medya ve sosyal medya. Ortalığı yıkınca, nihayet bakanlık işe el koyuyor. Güzel de, hangi çocukla ilgileniyor. Hiç. Ve valisi, kaymakamı, başhekimi ve yetkilileri hâlâ görevde.

Olan, bir tek skandalı ortaya çıkaran memur kızımıza oluyor. Sürülüyor. Onun için ne oldu bize diyorum. Ne ahlak kaldı, ne vicdan. Bir şeyler değişiyor ama yönü kötü.