Sağ salim geldiler ama...

01 Mart 2015, Pazar 05:00
AA

Üç hafta önceki bir yazımda unutulduğunu sandığım askerlerimiz için, “Türbedekiler nasılsınız?” demiştim. Nasıl olduklarını, geçen hafta bir operasyonla öğrendik. Ankara’da PYD ile, bölgedeki aşiret liderleriyle görüşülmüş ve operasyon başlamış. Adına kaçış ta deseniz, toprağımızı bıraktık, bayrağımızı indirdik de deseniz, 38 askerimiz sağ salim yurda getirildi. Gerisi milliyetçilik tartışması, uluslararası problem de olsa benim için sonuç, askerlerimizin ailelerine kavuşması önemli. Ama kafama takılanlar da yok değil.

- Kobani’ye önceden bordo bereliler yollanmış keşif için. PYD ve YPG’nin haberi olmadan bu mümkün mü DEMİCEM.

- Yine habersiz savaşa gider gibi buraya girmek mümkün mü DEMİCEM.

- Kimse bizim sabrımızı kontrol etmesin lafı yoksa bu mu DEMİCEM.

- Türbenin çevresi IŞİD kontrolünde nasıl duymadılar DEMİCEM.

- Sandukaları aldık, bayrağı indirip, türbeyi berhava ettik. Sonra geldik Eşme’de 10 dönüm alanı çevirip bayrağımızı diktik. Nasıl toprağımıza yer değiştirdik DEMİCEM.

- Harekatla ilgili PYD’ye bilgi verilmesi hakkında, Cumhurbaşkanı “Yok böyle bir şey” derken, Başbakan nasıl oldu da “Evet verdik” diyebildi DEMİCEM.

- Operasyon, Cumhurbaşkanının idaresinde yapıldıysa eğer, başkomutan olarak açıklamayı da neden o yapmadı DEMİCEM.

- Son olarak, 38 askerimiz, 3 sandukamızla gerçekleşen bu kaçış operasyonu, hamasi deyişlerle niye bir kahramanlık destanı gibi pazarlandı da DEMİCEM. Ama sorgulayacağım iki şey var. Birincisi fotoğraf çeksin diye götürülen ve şehit olan Astsubay Halit Avcı. Bir kaçışı fotoğraflamak bu kadar önemli miydi? Tankın üstünde ne işi vardı? Telaştan tankın kapağı düştü, bir şehit, bir hamile eş ve evlat kaybeden ana-baba kaldı geriye. Allah rahmet eylesin. Sön sözüm ise yazının içindeki fotoğrafla ilgili. Burası Genelkurmay Savaş Harekat Merkezi’ymiş. Öyle servis edildi. Başbakan, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve diğer komutanlar operasyon sonrası hatıra pozunda. İyi güzel. Güzel de, solda arkada görülen Başbakan korumalarının ne işi var orada. Kimden korumak için bulunuyorlar? Garibime gitti. Üzüldüm. Maruzatım bu kadar.

------

Sözüm yüce heyetten dışarı...

Ayşenur Bahçekapılı

Meclis’te tek perdelik ama sayısız sahnesi olan bir komedi oynanıyor. Oyuncuların hepsi de başrolde. Arada bir iktidar cenahından, millet alışverişte görsün diye, eline verilen kağıdı okuyan figüranlar arz-ı endam ediyor. Muhalefetten 10-15 meclisin kurdu kişiye başrolde iki başkan vekili de eşlik ediyor. Cansiperane bir şekilde 15 saat (dönüşümlü de olsa) savaş veriyorlar. Bana göre, en çok hakarete, suçlamaya ve aşağılamaya muhatap olan başkan vekilleri olarak tarihe geçecekler. Her oturum mutat konuşmayla açılıp, bölüm üzerinde görüşmelere başlıyoruz derken, sağ cenahtan bir ses geliyor.

Hasip Kaplan

- Sen git Beyoğlu’nda bar yönet. Başkan taktik icabı duymuyor. Sağ cenah susmuyor.

- Eşkiyasın sen. Allahsızsın, hırsızsın. Başkan dayanamıyor.

- Eşkıya da sensin, ahlaksız da. Ve diyalogların devamı.

- Bunun adı faşizmdir darbeciler. Ruhun da çirkin, yüzün de.

- Vay zavallılar vay. (İktidar sıralarından)

- Zavallı sensin. Buradan bakınca domuza benziyorsun.

- Ya düzgün konuş be.

- Sana diyorum sana şerefsiz.

- Görüşeceğiz seninle. (İktidar sıralarından)

- Aklını alırım biliyorsun dangalak.

Yukarıdaki satırlar oynanan komedinin repliklerinden. Tamamen spontane bir senaryo bu. Daha günlerce dinleyeceğiz TBMM TV’den. Sonunda ne olursa olsun bu kanun çıkacak. Çünkü emir en büyük yerden. “Ya çıkacak, ya çıkacak.” İlk çeyrek bitti zaten. Ve ilk konuşmacı kürsüde.

- “Buyrun efendim süreniz 2 dakika.”

- “Sayın başkan, değerli arkadaşlarım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.” Sonrası mı? Lütfen yazıyı baştan okuyun.

CIZZZ...

“Allah sevdiği kullarını erken yanına alırmış. Sevmediklerini de uzun yaşatırmış.” Böyle diyor Milli Eğitim Bakanlığı. Hay dilinizi eşek arısı soksun. O zaman hazırlanın. Hazırlanın ki, halkın sevgisizliğinden kurtulun hiç olmazsa.

Suikast mayası tutmadı

İç Güvenlik Yasası Meclis’e öyle bir geldi ki, hem siyaset arenasında, hem de sosyal medya aracılığı ile kamuoyunda deprem yarattı. Artı herkes bu yasanın ne için çıkarılmaya çalışıldığını öğrendi. Korku dağları beklemeye başladı. Beyaz kefenini giymiş olanlar ise, etek giyenlerle alay ediyor. ‘Yok ama, belki ben de kefenime bir cep diktiririm’ diye. Durumu gören Ar-Ge takımı sipariş üzerine bir algı ve mağduriyet senaryosu yarattı. “Sümeyye Erdoğan’a suikast planı.” Aynı Gezi’nin Kabataş’taki bacısı gibi. Orada üstü çıplak, deri pantolonlular vardı, burada da Fuat Avni müstear isimli Emre Uslu, CHP’li Umut Oran, bir de meçhul bir adres var planlayıcı olarak. Herkes önce şaşırdı, sonra güldü. Bu kadarı da olmaz, dediler. Babasının en büyük yardımcısı bir kız evladı, iktidar ya da 400 milletvekili hırsı ile böyle kullanmak doğru muydu. Üç gün konuşuldu ama plan, meclisteki kavganın önüne geçemedi. Savcıya delil diye gazete kupürleri götürülüp, bir de “Kızının arkasından çık” denilince gündem oluşamadan, ‘havuza’ düştü. Tıpkı sonradan çıkan ve failleri bulunamayan “Beyoğlu’nda 12 el yapımı bomba, 136 molotof kokteyli ve bomba malzemeleri ele geçirildi” haberi gibi. Şimdi artık Ar-Ge yaratıcılarından yeni cinlikler bekleyeceğiz. Bekleyelim canım neşeli oluyor.

MERAK BU YA...

- Meclisin gücü kuvveti ile temayüz eden AK Parti milletvekili Oktay Saral, yaraladığı Ertuğrul Kürkçü’den, neden özür dilemeyeceğine kılıf buldu: “Özür dilemek milli iradeye aykırı.” Biat kültürünün amigoluğu da böyle bir şey demek ki.

- Erdoğan Merkez Bankası Başkanını kum torbasına çevirdi. Aklına estikçe vuruyor. Son yumruk bana göre ayıp kaçtı. “Başka yerlere bağımlılığın mı var” demek, bir Cumhurbaşkanına yakıştı mı? O zaman ona destek veren hükümet üyeleri de paralelci. Niye onlara laf yok. Yoksa istifa söylentileri ondan mı? - CHP, İç Güvenlik kargaşasında, okul, cami yakınında uyuşturucu satışı cezasının arttırılması için önerge verdi ama AKP oyları ile reddedildi. Peki dertleri uyuşturucu değil miydi?

- Gezici Araştırma Şirketi, anket sonucunda “AK Parti’nin oyları düştü” deyince, ertesi günü maliyenin hışmına uğradı. Bundan sonra “düştü” diyenlere kahraman demek lazım.

- Etkinlik bahane, niyet şahane. Erdoğan’ın doğum günü nedeniyle, Gölbaşı belediyesinin düzenlediği gece uyarı üzerine ad değiştirdi. ¦ TRT ekranlarında muhalefetin salı ümidi de bitti. Şimdi Saray’dan muhtarlara, koruculara “Ne yapın edin 400’ü bulun” diye seslenme devri başlayınca dakika bulamaz oldular. Cumhurbaşkanı tarafsız ya.

- Artık her şey delikanlılıkla tartılıp, ölçülüyor. Şu delikanlılar bir ortaya çıksalar da, çaplarını bir görsek. Bıyıklı mı, bıyıksız mı, badem mi, ceviz mi?

Phantom’lara kılıf lazım

Bu sene emekliye ayrılacak uçakları yine de uçurduk. Pırıl pırıl 4 pilotumuzu şehit verdik. Savaş yok, tatbikat yok ama geride 4 can ve perişan aileleri var. Mecbur muyduk? Elimizde başka uçak mı yoktu? Daha 12 tane Phantom var. Hâlâ uçuracak mıyız? Bir başka konu da nasıl düştükleri. İlk açıklama çarpıştıklarıydı. Ama emekli pilotlar bunun mümkün olmadığını söylüyor. Gösteri yapmıyorlardı, diyorlar. Peki ne? Şimdi pilotaja bağlamak üzereler. Alçaktan uçmuşlar. Bulunur bir neden. Tabii teknik hatanın dışında. Hayır diyecekler toprak altında. Ruhları şad olsun.