Yazmayacağım...

24 Aralık 2017, Pazar 05:00
AA
Hepimizin yaşamından bir hafta daha geçti. Hem de göz açıp kapayana kadar. Bilemem. Belki de bana öyle geldi. Bir yaştan sonra arkadan birisi itiyor ya ondan.

Beş gün boyunca, “yazabilirim” diye aldığım notları sıraladım. Amaan, ne çok. Sizin de ilginizi çekebilecekleri ayırdım. Ayırdım ama, hepsini yazsam bu sayfayı kaplamam lazım.

Hem ham hayal hem de sıkılırsınız. Zaten, müdürümüz Ababay hep der; “POSTA’nın her satırı kıymetlidir.” Öyle de olması lazım. Peki, n’apcaz. Yapacağım şu. Seçmece. Birer cümle ile. Şüphem yok, hepsini POSTA’da okumuşsunuzdur. Benimki sadece geçen bir haftadakileri hatırlatmak olacak. Bakın nelerle geçmiş günlerimiz. Dedim ya, yazmayacağım. Nokta nokta.

■ Milli Eğitim Bakanı’nın kadınerkek eşitliğini yok sayan ve “Ailede kadının itaati ibadettir” diyen ders kitabını savunmasını...

■ Suriye’de namaz kılmayı unutup, Esad’la barışma ihtimalimizin kuvvet kazanmasını...

■ Bankalara 31 milyon kişinin kredi borcu olduğunu...

■ Şehit ve gazi sayısının Savunma Bakanlığı’nın görev alanına girmediğini...

■ Yunan bakanın, 18 ada için Kılıçdaroğlu’na “Gel de al” demesi üzerine hükümetten ses çıkmamasını...

■ Batman Üniversitesi’nde bazı öğrenciler peçeyle okula geliyor tartışmasını...

■ Muhtar üzülürse, Cumhurbaşkanı da üzülür, sonra da o üzermiş. Bu üzmenin nasıl gerçekleşeceğini...

★ ★ ★

■ Konuşmalarında, hain, alçak, şerefsiz, namussuz gibi kelimelerden medet uman siyasetçilerden söz etmenin yersizliğini...

■ Düşünülen Afrin ve Rojava hamlelerinin başımıza yeni ve daha büyük belalar açacağını, Kürt sorununu çözümsüz hale getireceğini...

■ Meclis Başkanı’nın altın yaldızlı odasının gereksizliğini...

■ Siyasi kargaşa, ekonomik darboğaz, dış politikadaki açmazlar yüzünden erken seçim ihtimallerinin konuşulur olmasını...

■ Yemeğin duası ile meşgul olunurken, yemeği unutup Deniz Kuvvetleri için alınan 12 ton kavurma konservesinin 4,5 tonunun at eti çıkmasına neden olan sahtekarları...

■ Devamlı sil baştan müfredat programında, her kitabından din ağırlıklı politika çıkaran siyasal İslam yobazlarını...

■ Dikili’de bir ortaöğretim yurdunda yedi erkek öğrenciye tecavüz eden hizmet görevlisi alçağı...

■ 17 aydır cezaevinde olan genç Harp Okulu öğrencilerinin bunu asla hak etmediğinin artık öğrenilmesini... Dedim ya yazmayacağım.Güvenlik Konseyi’nde ağzının payını alan Trump’ın, “Genel Kurulda ‘Evet’ diyen ülkeleri not edecek, yardımı keseceğiz” diye tehdit etmesine rağmen, orada da 128’e 9 ret oyu ile bir tokat yemesini ve Erdoğan’ın bir kez daha “Dünya 5’ten büyük” dediğini de zaten gazetede okudunuz. Bana gerek kalmadı.

■ Kılıçdaroğlu’nun daha doğru dürüst bir anket neticesi açıklanmadan, daha doğrusu dereyi görmeden paçaları sıvayıp, “2019’da hedefimiz yüzde 60” diyerek, kendince algı oluşturmasına ben ancak “Dur hele başkan” diyebiliyorum.

BİR MARKAYI YARATMAK

Türkiye dünya markaları yaratamamanın sıkıntısını çekerken, marka konferanslarının arka arkaya geldiği günlerde, Abdullah Kiğılı, ‘Bir Markayı Yaratmak’ adını verdiği ve bana da gönderdiği kitabında, hayatını ve babası rahmetli Süleyman Kiğılı ile 1938’de Malatya’da başlayan Kiğılı’yı, 1952’de İstanbul’a göç etmelerini, işe Sultanhamam’da devam etmelerini ve liseyi bitirdikten sonra babasının isteğiyle 1964’te işe başlamasını anlatmış.

Devamında da Kiğılı’nın bugünlere nasıl geldiğini. Kitabın büyük bölümünde ise sektöründeki, aşkla bağlı olduğu Fenerbahçe’sindeki, iş dünyası ve spor dünyası kuruluşlarındaki arkadaşları da onu anlatmış.

Evet, Apo, 1954’ten yani İstanbul Erkek Lisesi’nde Orta 1’e başladığı günden beri benim de ömürlük arkadaşım. Ben ondan bir sene önceyim.

O yıllardan aklımda kalan, bize göre toplu, daha uzun ve hep gülen bir delikanlı oluşu. O yazmamış ama ben okuldaki numarasını da hatırlatayım: 88 Abdullah. Sıranın üstünde iyi para maçı yapardı. Kısa boylu bir matematik hocamız vardı. Sıfırcı Emine. Onun ve birkaç kişinin daha kafasına vurarak, “Kafanız almıyor” derdi.

Ah, Emine hocam, yattığın yerden kalksan da, o Abdullah’ı bugün görsen. “Yanılmışım” diyerek iftihar ederdin herhalde. Ama rahat uyu. Onun bugününde senin de payın çoktur. Daha daha. O yıllardan beri insan ilişkileri muhteşem. Çok yürekli. Hesabı çok kuvvetli, meseleleri çok kolay çözen bir zeka küpü. Büyük oynamaktan korkmayan bir duayen. Kitabından bazı satırları aktarayım, siz de bana hak vereceksiniz:

■ Başarının üç şartı vardır: İnsanı iyi yönetmek. Bilgiyi iyi yönetmek. Parayı iyi yönetmek.

■ Siz erteleyebilirsiniz, ama zaman ertelemez.

■ Aklın görüntüsü göz, gözün görüntüsü sözdür.

■ Düşüneceksiniz ki, hayatı sorgulayalım.

■ Alnınız açık dolaşmanız için, adaletli olmanız gerekir.

■ Her kriz fırsatın habercisidir.

■ Pratik akıl, her zaman teorik aklı mat eder.

■ Peteğinde balın iyi ise arı Bağdat’tan gelir.

■ Hayat felsefem; büyüdükçe küçülmek, çoğaldıkça azalmamdır.

İşte Abdullah Kiğılı bu. Ve bu kitabı mutlaka edinin. Hem hayata bakış açınız değişsin, hem de Kiğılı Grubu’nun desteklediği sivil toplum kuruluşlarına bağışlanacak geliri ile siz de çorbaya tuz atın.

Çok yaşa sevgili arkadaşım.