Balık eti olsunlar!

26 Mart 2011, Cumartesi 05:00
AA

Yok, gerçekten de çocuk ve yemek konusunda yüzüm hiç gülmedi. Artık ne yaptım, ne ettim, nerede, ne kusur işledim bilmiyorum ama çocuklarıma iştahla yemek yedirtmeyi hiç ama hiç beceremedim. Restoranlarda mama sandalyesine oturup iştahla her şeyi atıştıran, eline ne versen kemirmek için ağzına götüren bebekler hep tatlı bir hayal olarak kaldı benim için. Eline herhangi bir yemek verdiğimde içi süt dolu biberon hariç hemen fırlatırdı benimkiler, ‘aman ağzımıza bir şey girmesin’ misali! Mama sandalyesine sadece insanlara biraz daha yukarıdan bakmak ya da üzerinde resim çizmek için oturdular.

Restorana gittiğimizde birlikte yemek yerine masada resim yapmayı ya da çenelerini konuşma amacıyla oynatmayı tercih ettiler. Ve hep ama hep zayıf oldular. Doktora veya kilo sorunu olan arkadaşlara (Kimin yok ki! İlla obez olmaya gerek yok. Herkesin kendine göre verilecek bir 5 kilosu hep mevcuttur) sorduğumda “Ay ne güzel işte! Manken gibi olurlar, fena mı?” dediler. İyi ama ben de anneyim yani! Onlar aç bilaç gezerken o leziz kebapları, mis gibi sütlaçları, tartları, cupcake’leri hep ben mi yiyeyim?

En basitinden, bizim eve biri çikolata, pasta getirse onu yiyecek tek bir kişi var, o da benim. Başkası pastaya elini bile sürmez. Anlayacağınız buzdolabında öyle durur; kimse yüzüne bakmaz. Aynı şey kekler, kurabiyeler için de geçerli. Yapılır ama yenmez bizde. Belki çok ilgi çekerse ucundan bir parça; gerisi bekler durur! Durum yıllardır böyle.

En çok da hastalık zamanlarında yıpratıyor bu zayıflık durumu. Zaten yemeyen çocuk rezervinde kilosu olmadığı için iyice hortlağa dönüyor. “Zayıflık sağlıktır” deniyor ama bence balık eti olmak en iyisi... Tabii çocuklarda da! Bizimkilere 2-3 kilo aldırmanın yollarını arıyorum. Bilen varsa bana da öğretsin lütfen! Herkese iyi haftalar.

(19.03.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)