31 Ekim süreci

02 Kasım 2013, Cumartesi 05:00
AA

31 Ekim’de türbanın Meclis’e girmesi, Erdoğan’ın içinden geldiği İslamcı gelenek için simgesel önemi öyle yüksek bir adım ki “Artık gerçek iktidarız” diyorlar. Başka bir deyişle 28 Şubat’ı savunanların bahsettiği o gün geldi

Birilerinin dini yönetim istediği gerçekse işe şimdi başlayacaklardır. Ve artık ‘ak demokrat’la ‘kara demokrat’ ayırt edilebilir. ‘31 Ekim Süreci’ne girilirken ‘din ve iktidarla’ ilgili 4 kadim tartışmadaki son duruma bakmalıyız

1- İktidardan gitmez mi?

Erdoğan iktidarıyla ilgili en yaygın komplo teorisi “Demokrasi tramvayından ineriz” sözlerinden yola çıkılarak şöyleydi: “Hitler ve Musolini gibi demokrasiyi istismar edip, halkı kandırıp iktidarını güçlendirecek. Batılı değerleri ve Avrupa Birliği hedefini kullanarak askerleri zayıflattıktan sonra demokrasiyi yok edecek.”

SON DURUM: Erdoğan demokrasinin temel ilkesi kuvvetler ayrılığından şikayetçi. Amerika’dakinden güçlü başkanlık sistemi teklif ediyor. Yüzde 35 oyla Anayasa’yı tek başına değiştirecek seçim sistemini gündeme getiriyor. Bunlar kaygıların daha yüksek sesle dile getirilmesine neden oluyor. 31 Ekim sürecinde bunlardan vazgeçilmemesi komplo teorilerini besleyecek.

2- Din kamuyu şekillendirir mi?

Erdoğan’ın çeşitli toplumsal sorunlar için “Ulemaya soralım” demesi tepki çekmiş ve “Ortak sosyal yaşamımızı din mi şekillendirecek?” sorularına sebep olmuştu. “Milli Görüş gömleğimi çıkardım” diyen Erdoğan da söyleminin arkasında durmamıştı. Kimileri sürekli Erdoğan için ‘takiye yapıyor’ yakıştırmasını uygun görüyordu.

SON DURUM: 3. köprü ve Marmaray açılışında Diyanet İşleri Başkanı Fatiha okudu. Erdoğan 1994’te İstanbul Belediye Başkanı olunca Belediye Meclisi’ni Fatiha ile açmak istemiş, sonra geri adım atmıştı. 2013’e kadar bunu içinde tuttuğu görülüyor. 1920’de 1. Meclis’in duayla açılmasını sürekli örnek veriyor. 1920’lerin Ankara’sında Meclis’i duayla açmak dışında seçenek yoktu. Hatta “Atatürk’ün eşi Latife Hanım bile çarşaflıydı” öyle değil mi? Sahi; 1920’lerde ‘şapka inkılabı’ diye küçümsenen kıyafet devrimi yapılmadan önce çarşaf giymek zorunluydu. Erdoğan’ın başkanlık için “Ecdadımız da bu sistemi uygulamıştı” demesi bazılarını dehşete düşürdü. Ecdadımızın yaşadığı yüzyıllarda, bir emirle kelleler uçardı. Muhaliflere “Siz 1930’larda kalmış Kemalistler” diye salvo sallayan muhafazakarlar Erdoğan’ı anlayışla karşıladı.

3- Tüm okullar imam hatip mi?

Avrupa Birliği Erdoğan iktidarının ilk yıllarında Türkiye’den 12 Eylül darbe ürünü zorunlu din derslerinin kaldırılmasını bekliyordu. İmam hatiplere katsayı engelini savunanlar “Tüm okulları imam hatip yapacak?” diye komplo teorisi üretiyordu.

SON DURUM: Zorunlu din dersi kalkmadığı gibi 2 yeni seçmeli din dersi kondu. İmam hatip okulu sayısı 1 yılda patladı. Birçok veli, çevresinde normal okul bulunmadığı için çocuğunu imam hatibe göndermek zorunda kaldı.

4- Türban baskısı olacak mı?


Türban yasağını savunanlar şöyle diyordu: “Milyonlarca kadının başı zorla örtülüyor. Türban yasağı çevre baskısı yüzünden kızlarını zorla örttüren aileler için ‘özgürlüğe kaçış’ bahanesidir. Üniversitelerde türban serbest olursa, devlet daireleri ve ilkokullarda da gündeme gelir. Kamuda türban serbest olursa memurlara türban takılması için baskı olacak. Okullarda başı açık kapalı ayrımı yapılacak. Örtünmek istemeyen küçük kızları çevreye karşı kim savunacak?”

SON DURUM: Üniversiteler için yasak kalktıktan sonra aynen dedikleri gibi oldu. Kamuda resmi ve ilkokulda fiili serbesti başladı. Bir siyasetçinin giysisini açık bulması nedeniyle bir sunucu işinden oldu. Türbanlı milletvekili “Bir daha başımı açıp kirlenmeyeceğim” dedi. Acaba bu düşünce yaygın mıdır? Başı zorla örtülen kız çocuklarının hakkını savunan bir türbanlı acaba çıkacak mı?