Çaktırmadan özerklik geliyor

14 Nisan 2014, Pazartesi 05:00
AA

BDP seçim kampanyasını “30 Mart’tan sonra özerkliği inşa etmeye başlayacağız” vaadiyle açmıştı. Seçimin üzerinden iki hafta geçti. Artık özerklik vaadini ne durumda değerlendirebiliriz

Sırrı Süreyya Önder, İmralı-Kandil arasında Erdoğan’ın izniyle iletişim hizmetleri yürüttüğü için PKK’nın tavrını görmek bakımından geçerli bir referanstır. Seçim mitinglerinde “Ya müzakere ya savaş” pankartının önünde konuşma yapan Sırrı Süreyya Önder, El Cezire için geçen hafta yazdığı yazıda “Özerklik, Türkiye’nin barış içerisinde yaşaması için artık kaçınılamaz olan tek projedir” demiş. Önder, savaşın hangi noktada tekrar başlayabileceğini bize açıkça gösteriyor.

‘Kürdistan çizildi’

Sırrı Süreyya Önder’e göre, “Türkiye özerkliği kendi elleriyle sandıkta çizdi.” Bu cümlenin ışığında, seçim haritasına BDP’nin renklerine boyalı bölgenin PKK’nın ‘Özerk Kürdistan’ sınırını nerede çizdiğini anlayabiliyoruz. Sınır hattında görünen Ağrı ve Ceylanpınar’daki tartışmalı seçimler bir çeşit ‘sınır çatışması’ olarak algılanabilir.

Gültan Kışanak ise Diyarbakır Belediye Meclisi’nin parlamento gibi çalışacağını söylerken bölge petrolünden pay istedi. BDP sözünde duruyor. Bunlar tam özerklik hamleleridir.

Hatırlatalım... Referansımız olan kişiler, Erdoğan’ın izniyle İmralı’daki Öcalan’dan Kandil’deki silahlı örgüte mesaj götürdükleri için önemlidir. AKP yönetiminden tepki almıyorlar. Aralarında zımnen anlaşma var gibi.

Kağıt üzerinde bir şey yok ama Sırrı Süreyya Önder’in “Özerkliği resmen olmasa da fiilen gerçekleştireceğiz” sözleri duruma ışık tutuyor. Türkiye, siyasi literatüre ‘çaktırmadan özerklik’ terimini kazandırmak üzere.

Bu arada Pervin Buldan’ın, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına destek vermelerinin şartını çözüm sürecinde adım atılmasına bağlaması denklemin ayrı bir parçası. Tıpkı Öcalan’ın İmralı tutanaklarında “Erdoğan’ın başkanlığını destekleyelim” demesi gibi. AKP, sürecin götürülmesini Erdoğan’ın kişisel bekaasına bağladığı için cumhurbaşkanlığı seçimi de denkleme dahil.

Özgürlüğe karşı kan mı?

Özetle, PKK sözcülerinin “Ya müzakere ya savaş” tehdidi altında kanın durmasını bekliyoruz. Buna Erdoğan’ın “Ben yoksam çözüm biter, PKK kan döker” tavrını ekleyin. Meclis’in, mahkemelerin ve basının fiilen Erdoğan’a bağlandığı, özgürlükleri yitirdiğiniz, devletin MİT’e havale edildiği otoriter bir Türkiye kanın durmasının bedeli mi olacak? Barış cidden böyle gelir mi? Galiba siyasi aktörlerinin yapması gerekenler şunlar:

- AKP artık halka “Kan duracak” dışında bir şey söyleyip “özerklik mi federasyon mu” her neyin sözünü verdiyse açık söylemeli. Güven sorunu ancak böyle aşılır.

- BDP coğrafyamızda huzurun Erdoğan ve Öcalan’ın ‘tek adam’ misyonlarına mahkum olmaktan geçmediğini anlamalı.

- CHP ve MHP varsa alternatif çözümleri ortaya koymalı.

Gizli ajandalarını açıp samimiyet testinden geçmezlerse siyasi aktörlerin yanıtlaması gereken bir soru ortaya çıkacak: “Şimdi birileri çıkıp ‘Özgürlüklerim doğudaki kardeşimle çelişiyorsa, hem özgürlük hem barış için ülkeyi böl gitsin!’ dese ne yapacaksınız?”