Bu gündeme yürek mi dayanır?

10 Mart 2011, Perşembe 05:00
AA

Bugün 10 Mart 2011. Seçimlerin yapılacağı 12 Haziran’a yaklaşık 3 ay var. Tam bir toz bulutunun içinde ilerlemeye, önümüzü görmeye çalışıyoruz. CHP-AK Parti arasındaki giderek tırmanan kavga...

BDP-PKK çizgisinin “Eylemler tekrar başlar, kan dökülür” tehditleri... Neredeyse her gün yeni bir siyasetçi ve gazeteci hakkında ortaya atılan iddialar, açılan soruşturmalar ve gözaltılar... Kadına yönelik şiddetin ürkütücü boyutları... Benzine üst üste gelen ve artık taşınamaz boyuta ulaşan zamlar... Anayasa, cumhurbaşkanlığı seçimi konusundaki belirsizlikler...

[[HAFTAYA]]

Türkiye’nin güneyindeki ülkelerin neredeyse tamamında süren iç savaş... Avrupa Birliği’nin güçlü ülkelerinden gelen “Size AB’de yer yok mesajları”... İngiliz, Fransız ve Japon bilim adamlarının verdiği “olası bir depreme İstanbul dayanamaz” raporları...

Yukarıda sadece son bir-iki haftanın belli başlı konularından başlıklar sıraladım... Bu kadar ağır bir gündeme dünyadaki herhangi bir insanın dayanabilmesi imkânsız. Türkiye’de ise biz bunlara bağışıklık kazanmış gibi görünüyoruz. Oysa ki bunlarla geçen her gün ömrümüzden çok şey götürüyor...

Ya deprem olsa?..

Kanaltürk’te Tarık Toros’un hazırlayıp sunduğu Merkez Siyaset programında, AK Parti Genel Merkezi’nde, Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ile güncel gelişmeleri konuşmak üzere sözleşmiştik. Saat 19.00’da Esenboğa’ya inen Toros’un şehre gelişi yoğun kar yağışı ve yolda kalan araçlar nedeniyle yaklaşık 3 saat sürdü. Tamamen kilitlenmiş durumda olan trafik nedeniyle ben, gazete binasının önüne saplanıp kalan aracı çıkarıp program saati olan 23.30 gibi ancak Ankara’nın Söğütözü semtinde olabildim. Ankara bütün gece çok sıkıntılı saatler yaşadı, hayat felç oldu. Şurası gerçek; doğanın değişen koşullarına ayak uydurmayı hiçbirimiz bilmiyoruz. Ulaştırma ve iletişimde doğru dürüst “B planımız” yok. 24 saatlik kar yağışında bunlar yaşanıyorsa, büyük bir depremde olabilecek kaosu düşünmek bile istemiyorum.

İş Sanat’a bravo!

Çin kökenli, Fransa doğumlu, Amerikan vatandaşı, dünyaca ünlü viyolonsel sanatçısı (çellist) Yo-Yo Ma bu akşam İstanbul İş Sanat’ta bir konser verecek. Kendisine İngiltere’den son dönemin yıldız isimlerinden piyanist Kathryn Stott eşlik edecek. Biletler günler öncesinden tükenmiş. 1955 doğumlu Yo-Yo Ma, bir klasik müzik sanatçısı olmasına rağmen Hollywood’a, reklam ve politika dünyasına çok yakın bir isim. Kariyerinde tam 15 Grammy ödülü sığdırmış bir sanatçı.

İstanbul’da olsaydım Yo-Yo Ma’nın, konserin başında seslendireceği Ennio Morricone’nin Gabriel’s Oboe isimli eserini dinlemek isterdim. Eminim ki “The Mission” filminin de müziği olan bu besteyi muazzam çalacak. İş Sanat’ta pazartesi ve salı akşamları da müziğin en iyileri arasında gösterilen Academy of St. Martin in the Fields Orkestrası, ünlü keman sanatçısı Joshua Bell eşliğinde iki konser verdi. Orkestrayı Ian Brown’ın yönettiği konserlerde Joshua Bell, çello virtüözü Steven Isserlis ile sahneye çıktı.

İstanbul Maslak’taki İş Sanat Salonu’nda 30 Nisan’da Jordi Savall ve Montserrat Figueras konseri var. Erken dönem müzik uzmanı İspanyol (Katalan) Jordi Savall “Ninna Nanna” adını verdiği konserinde dünyanın farklı coğrafyalarından ninni örnekleri sunacak. İki Grammy adaylığı ve bir Cesar ödülü sahibi olan Savall’ın kendi topluluğu Hesperion XXI ile vereceği bu konser, müzikseverler için farklı bir deneyim olabilir. Joshua Bell, Yo-Yo Ma ve Jordi Savall gibi devleri bu kadar kısa bir zaman aralığında Türkiye’deki sanatseverlerle buluşturan İş Sanat yöneticilerini kutluyorum.