Erdoğan'dan ihanet uyarısı

02 Mart 2011, Çarşamba 05:00
AA

Almanya dönüşünde uçakta sorularımızı yanıtlayan Başbakan Erdoğan, 28 Şubat sürecinden Türkiye’nin çok zarar gördüğünü, parti kapatma davasının da 10 milyar dolar götürdüğünü söyledi. Darbe heveslilerini kastederek “Bu işlerin içinde olanlar ülkeye ihanet içinde olur” ifadesini kullandı.

Erbakan için “Hakkımız helal olsun” diyen Erdoğan, Avrupa Birliği, vizeler, Kıbrıs ve Libya konularında önemli açıklamalar yaptı, YSK’yı da sert bir dille eleştirdi.

28 Şubat konusunda ne söyleyeceksiniz?

(Tebessüm ederek saatine bakıyor) 1 Mart’a geçtik.

“28 Şubat’ın yıldönümü 1000 yıl sürecek” denmişti...

Bunun takvimini en iyi sizin tutmanız lazım. Böyle bir şey oldu mu, sürdü mü, şu anda eser kaldı mı? Artık bu tür müdahalelerin olmadığı bir Türkiye var. Ne diyoruz artık? “Demokrasi” demiyoruz, “İleri demokrasi” diyoruz. Bırakın siyasi partileri, bedeli vatan ödedi, milletimiz ödedi. Bu işlerin içinde olanlar ülkeye ihanet içinde olur. Onların bedellerini sürekli ödüyoruz. AK Parti ile ilgili kapatma davasının bize ödettiği kayıpları açıkladım: 10 milyar dolar. O bize patinaj yaptırdı ve ardından küresel kriz geldi.

Genelkurmay Başkanı’nın merhum Erbakan hakkındaki açıklamasını nasıl buldunuz?

İçerik olarak Sayın Genelkurmay Başkanımız kendisine yakışan beyanatta bulundu. Merhum Erbakan’ın kurduğu 4 partinin 4’ünün de kapatılmış olmasını neye bağlıyorsunuz? Biz de varız. Ben de varım o dördün içinden. Biz de kapatmanın kenarından döndük.

Merhum Erbakan sizlere hakkını helal etmişti, siz de helal ettiniz mi?

 Allah amelince rahmet etsin. Bizden yana, bizim de hakkımız helal olsun. Ben 18 yaşından itibaren parti teşkilatlarının içinde aktif rol aldım. Ta gençlik kollarından başlayıp İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı’na varıncaya, ilçe başkanlıklarından başlayıp İl Başkanlığı Merkez Karar Yönetim Kurulu üyeliğine varana kadar sürekli yanında bulunduk. 30 yıl yanında bulunduk. Bunun 10 yılı, bizim partiyi kurduktan sonraki sürecimiz. 30 yılın içinde 4.5 yıllık İstanbul Belediyle Başkanlığım, cezaevi süreci ve partinin kapatılmasıyla birlikte yeni sürece, kendi partimizi kurarak devam ettik. Bu süreçte adeta kitap haline gelecek kadar şeyler oldu. Hoca’nın iddialı ve takipçi olduğu kadar sorgulayan yapısı içinde, bir il başkanı olarak, en başarılı sınav veren teşkilatın başındaydım. Örnek bir teşkilattık. Hoca “Marifet iltifata tabidir” diye belge vermeyi severdi. Takdir belgelerini genellikle İstanbul alırdı. Merhum Erbakan iddiasından hiçbir şey kaybetmeden yürüdü. Birinci parti olduğu dönemde de Tansu Hanım’la birlikte Refahyol Hükümeti’ni kurabildiler. 1 yıllık başbakanlık dönemi ve arkasından 28 Şubat olayı oldu. 28 Şubat’ı artık tarihe kayıt düşenler yazmaya başladı. İyi olanları diyemeyeceğim; tüm karanlık yönleri yazmaya başladılar. Karanlık yönlerin ortaya çıkmasıyla birlikte kendilerini temize çıkarmak isteyenler de ortaya çıkacak.

28 Şubat bir anlamda 27 Nisan için kayıt mı oldu?

Şüphesiz tabii. Daha önce yaşadıklarımızı yaşamak istemiyorduk. 27 Nisan olayı belki aynısı olmayabilirdi ama yayınlandığında arkadaşlarla toplandık, değerlendirmemizi yaptık. Ertesi gün duruşumuzu ortaya koyduk. Ben ona ertesi gün demiyorum, aynı gün. Ve Türkiye kaybetmedi. Türkiye kazandı. Bugün tüm dünya Türkiye’yi konuşuyor. Özgüven oluştu. Yatırımcılarımıza, dünyada gittikleri yerde ortaklıklar öneriliyor. 59 milyar dolar yatırımı bu şekilde çektik. Seçimden sonra ekonomik anlamda patlama olacak.

Merhum Erbakan’la ilgili unutamadığınız bir hatıra var mı?

12 Eylül’den sonra Mamak mahkemelerindeyiz. Eşim hamile, son anları... Doğum yaptı yapacak... Kuyruktayız. Ziyaret için gireceğiz. Ve eşimin doğum haberini aldık; arkadaşlarla şakalaşmaya başladık. Arkadaşlardan biri “Ne düşünüyorsun, adını Necmettin koy” dedi. Ben eşime “Necmettin koyalım” dedim. O da “Bilal koyacaktım” dedi. ‘Huzur Sokağı’ kitabından çok etkilenmiş. O zaman “Göbek adı Bilal olsun” dedim. Necmettin Bilal koyduk.

Oğlunuz ne yapıyor?

Doktorasını yapıyor. Bu yıl mezuniyet tezini verip yıl sonunda mezun olur diye düşünüyoruz.

“ADALET HIZLANDIRILMALI”

Uzun tutukluluk süreci

Türkiye hakkında inceleme konusu oluyor. “Geciken adalet, adalet değildir” düsturu içinde bunların hızlandırılması lazım. ‘Yargıtay’daki düzenleme ve istinaf mahkemelerinin devreye girmesiyle uzun tutukluluk süreleri olmayacaktır’ diye düşünüyorum.

Almanya Başbakanı Angela Merkel’le görüşmenizde AB ve vizeler konusunda somut bir gelişme yaşandı mı?

Özellikle göçmenler ve kaçak göç olayından çok endişe ediyorlar. Bizim de bu vizeleri kaldırmamız nedeniyle “Fas gibi değişik ülkelerden Türkiye’ye gelenlerin, Yunanistan üzerinden Almanya’ya geçtiklerinden” söz ettiler. Yunanistan’ın da sıkıntıları olduğunu söylediler. Biz de kendilerine bir öneri getirdik, “Bu iş iki kademeli yapılabilir” dedik. Birinci kademede sanatçılar, akademisyenler, sporcular, işadamları yer alır. Öncelikle bunların önü açılır, sonra diğer kademeye geçilir. Bunlarla ilgili talimatı verdi, not ettirdi, “Bunu çalışalım” dedi. “Ayrıca 2010 yılının 10’uncu ayından itibaren bu tür pasaport sahiplerine 5 yıl çoklu giriş çıkış vizesi verdiklerini” söyledi. “Bolivya, Brezilya, Paraguay örneklerini verince bu ülkelerden gelenlerin sayısı Türkiye’den gelenler kadar yüksek değil” dediler. “Ama biz müzakereci ülkeyiz, gümrük birliğine adayız. Sırbistan’a, Moldova’ya verdiğiniz vize muafiyetini Türkiye’ye de tanımalısınız” dedim.

Bu yıl Almanya’ya göçün 50. yılı nedeniyle özel bir program yapılacak mı?

“Türkiye’den Almanya’ya işçi alınmasının 50. yılını kutlayalım” diyorlar. Israrla beni Almanya’ya davet ediyorlar. Almanya Başbakanı Merkel, 31 Ekim 2011’de beni bekliyor. “Burada sempozyumlar, eğlenceler, törenler yapalım” diyor. 4- 5 Kasım için aynı teklif SPD’den (eski Başbakan Gerhard Schröder’in partisi) de geldi. Onlara daha önceden “Evet” demiştim. Hem onların davetini yerine getirelim, adeta bir hafta gibi bunların programlarına katılalım istiyorum.

Kıbrıs konusunda Merkel’in yaptığı aleyhte açıklamaları gündeme getirdiniz mi?

“Türkiye’ye yönelik en ufak olumsuz açıklamam olmadı” dedi. Ben, Rum lideri Hristofyas ile Kuzey arasında 47 görüşme yapıldığını ama Rumların hep kaçtığını söyleyince, inanamadı.“Ciddi misiniz?” dedi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un özel temsilcisi bile çekilmek istiyor. Bu konuda başka bir alternatif daha getirdim kendisine. “İlla Ankara Anlaşması’nı önümüze koyarsanız, ben de şunu gündeme getiririm: ‘Finlandiya döneminde kapıların, limanların açılmasını getirdiniz. Biz kapıları açarız ama eşzamanlı olarak yaparsanız varız’ dedik. Şimdi de gelin Ercan’a, Lufthansa’yı indirelim. Biz de limanları açalım. Buna cesaret edemiyorsanız İngiltere garantör ülkedir. British Airways, Ercan’a insin, limanları açalım” dedim. Ben bunları söyleyince Merkel “Bu konuları çalışalım” dedi. “Hristofyas’la sizi Almanya’da bir araya getirsem ne dersiniz” diye karşı öneri getirdi. Ben de “Papandreu, Hristofyas, Derviş ve biz, dörtlü olarak bir araya gelebiliriz. Ban Ki Mun, BM Genel Sekreteri. Onun riyasetinde yapabiliriz. Garantör ülke olarak İngiltere’yi alabiliriz Ayrıca AB dönem başkanını da katabiliriz. Var mısınız?” dedim. “Güzel teklif, onu da not alalım” dedi.

Sarkozy ziyareti gündeme geldi mi?

Ben getirdim, o getirmedi.

“BİLD GAZETESİ YANLIŞ YAPIYOR”

Düsseldorf ve Hannover temaslarınız Alman kamuoyuna nasıl yansıdı? Entegrasyon ve asimilasyon konusunu gündeme getirdiler. Burada bazı çevreler, özellikle de Bild bir yanlış yapıyor. Daha önce de yapmışlardı, şimdi tekrar ettiler. Merkel “Bizim kesinlikle asimilasyon gibi bir sorunumuz yok; ne kullanırız, ne müsaade ederiz” dedi. Bunu ilk kez söylüyor. Entegrasyon konusundaki açıklamalarıma da teşekkür etti. Ancak dil meselesinde Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle yanlış yaptı. “Önce Almanca, sonra Türkçe öğrenilsin” dedi. Ben Merkel’e “Teknik bir konudur, önce anadil öğretilir, onun üzerine ikinci, üçüncü dil bina edilir; bunu dilbilimciler söylüyor” dedim. Merkel de “İhtisas sahipleri çalışsınlar, ona göre adım atalım” cevabını verdi.

“YSK BENİ SABOTE Mİ EDİYOR?”

Avrupa’daki Türklerin oy kullanma meselesi nasıl çözülecek?

Ben bu konuda yazılı ve görsel medyadan destek bekliyorum. Merkel’in ağzından şunu duydum: “Bizden yana engel yok”. Büyükelçimiz yazı yazacak, onlardan da cevap gelecek. Ama bizim Yüksek Seçim Kurulu, ben orada konuşurken karar alıyor. Günlerden de pazar. Arkadaş beni sabote mi ediyorsunuz? Merkel “Bizden yana hiçbir engel yok” deyince biz tabii burada açığa düştük. Şu anda, inşallah bu sabah, seçim işlerinden sorumlu genel başkan yardımcıma “Hemen bu işin üstüne gidin” diyeceğim, bu işi takibe alacağız. Yüksek Seçim Kurulu’nun kararı da kesindir. Sadece Almanya dediği için Almanya dışı ülkelerdeki durum üzerinden bir bozma, yeni bir karar alma durumu doğabilir mi, buna bakacağız. Yüksek Seçim Kurulu’nun aldığı bu karar, yurtdışındaki vatandaşlarımızın seçme ve seçilme özgürlüğüne bir tokattır.

YSK kararının gerekçesi ne?

Efendim, Alman makamları tedbir alamıyormuş. Büyükelçilik bizim vatanımızdır. Oraya adım atınca, vatan toprağındadır, oyunu kullanabilir. Alman makamlarından istediğimiz dış güvenliktir. Bunu da Almanlar bize taahhüt ediyor. YSK’nın gerekçeleri ortadan kalkıyor. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı da tedbirini aldı.

Almanya’dan AK Parti’ye yoğun ilgi olabilir diye mi bu karar alındı?

Biz sandık iradesini bilemeyiz. Yurtdışındaki bütün vatandaşımız gelsin, hür iradesini sandığa yansıtsın. Benim burada örgütlenmem yok ki!

YSK kararında siyasi bir boyut var mı?

Onu siz takdir edeceksiniz. Benim tek yandığım, yurtdışındaki vatandaşlarımıza YSK bunu yapmamalıydı. Avrupa’da oy verecek 3 milyon vatandaş çıkabilir. Bunlara yazık.

AB konusunda Merkel’in tutumunda bir değişiklik oldu mu?

Onlar Ankara Anlaşması’na takılıyor.

Ankara Anlaşması’yla bu engeli çözmemiz durumunda bu işin olacağını” söylüyor.

Biz seçimlere gidiyoruz, seçimden sonra Meclis tablosu nasıl olur, bilemem. Ayrıca “Bu değişiklikler gizli oyla olur, ne çıkacağını bilemeyiz “diyoruz. Biz bunları 1 Mart tezkeresinde gördük. 1 Mart tezkeresinde Abdullah Bey başbakandı, parlamentodan geçiremedik. Yeterli sayıyı almadık.

Merkel, Türkiye’nin tepki gösterdiği “imtiyazlı ortaklık” teklifini gündeme getirdi mi?

Getirmiyor. Sarkozy de getirmiyor. Sarkozy, Cumhurbaşkanımızın yanında başka formülden söz etmiş ama benim yanımda etmedi.

“TEHDİT KABUL EDİLEMEZ”

PKK terör örgütü eylemsizlik kararını kaldırdığını söyledi.

Terörle Mücadele Yüksek Kurulu, İçişleri Bakanlığı, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı ile bu görüşmeyi yapacağım, ona göre bir değerlendirme yapacağız. Benim terör örgütü üzerinde söyleyecek lafım, hiçbir zaman bir pazarlık mealinde olmaz. Terör örgütüne karşı, devlet, şu ana kadar aldığı tedbirler neyse o tedbirleri alır. Süreci aynı şekilde devam ettirir. Hükümet olarak devleti biz yönettiğimize göre, hukuk içinde yasalar bize neyi emrediyorsa, halkımızın huzuru için ne gerekiyorsa yapacağız. Parlamento çatısı altında bir siyasi partinin ilintiler kurması, her seçim öncesi bu tür tehditleri savurması, sadece demokratik iradesini kullanmak isteyenler üzerinde bir baskı oluşturmaktır, başka bir şey değildir.

Merkel, Libya, Mısır ve Tunus olayları sırasında Türkiye’nin rolünü gündeme getirdi mi?

Türkiye olarak önemimiz belli. “Ne düşünüyorsunuz?” diye sordular. Ne Mısır’da ne Tunus’ta ne Libya’da ne Bahreyn’de onların içişlerine karışılması, onları dizayn etmek gibi, petrol zenginliklerine, petrol kuyularına göre bir düşüncemiz olmaması gerektiğini anlattım. “Ama insani olarak bir desteğimiz olacaksa o yararlı olur. Bu konuda uluslararası kamuoyunun çalışma yapması gerekir” dedim. NATO müdahalesini doğru bulmuyoruz. NATO ülkelerine bir saldırı yok ki NATO bu tedbiri getiriyor. Mısır, Mısırlıların; Tunus, Tunusluların. Bırakalım kendi iradelerini kendileri ortaya koysun. Bakın Libya ikiye bölündü, Doğu- Batı diye. Kaddafi kalelerini kaybediyor. Merkel orada herhangi bir olumsuz yaklaşım içinde olmadı. “Ortak çalışalım” dedi. “Orada muhalif gruplarla da görüşme yapılması gerekir” dedim. Çünkü oraya giden herkes kendine yakın olan kesimlerle görüşüyor.

Bu bölgedeki olayların yayılması ve çok daha kötü sonuçlar vermesi konusunda bir kaygınız var mı?

Bizim hangi alanda yardım edeceğimiz çok önemli. “Ekonomik alanda bize güçlü şeyler verin” derse bizim gücümüz belli bir noktada. Sayın Obama ile yaptığım görüşmede “Uluslararası donörler toplantısı yapalım” dedim. Mısır’da, Tunus’ta ciddi ihtiyaç var. Merkel bana “AB’nin bu konuda fonu var” dedi. O fon kullanılabilir. Ya da donörler toplantısı yapılabilir. Bizim İslam ve demokrasiyi bir arada yaşamamız nedeniyle Türkiye’den destek isteyebilirler. Bu konuda talepler gelmeye başladı. Biz bu konuda ve anayasa konusunda yapılacak çalışmalara destek veririz... Bu çok önemli. Bir seçim yasası, siyasi partiler yasası gibi. 

“EKONOMİ KONTROL ALTINDA”

Sizden somut yardım ve destek talebinde bulunan ülke var mı?

Şu anda Tunus’tan var. Siyasi partiler yasası, seçim yasası gibi çalışmalarda destek istiyorlar.

Bütün bu olup bitenler ekonomiyi tehdit etmiyor mu?

Kendi bütçemizle ilgili yere çok sağlam basıyoruz. Bakın, seçime gidiyoruz. Bazen kendi milletvekillerimizin kendi seçim bölgeleriyle ilgili talebi oluyor. Bize bazen “Temeli at, şöyle gelgeç” diyenler oluyor. “Yok arkadaş, öyle şey olmaz” diyoruz. “Eğer bu bütçede imkân varsa olur” diyoruz. Yoksa öbür bütçeye havale ediyoruz. Böyle olursa güven olur, istikrar olur.

“Yeni otomobil Otosan olsun”

Libya’daki olaylardan sonra benzinin litre fiyatının 5 lira olması söz konusu. Otomatik fiyatlandırmaya ilişkin süreli kararınız mı var?

Fiyatları tamamen piyasa yapıyor. Hükümetle uzaktan yakından alakası yok. Aşırılığa kaçtıkları zaman fiili baskı uyguluyoruz. Doğalgazda ise daha rahatız. “Al ya da öde” diye bir sistem var bu işte; ama Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere birçok kimse bilmiyor. Kullanamadığınız doğalgaz varsa -parasını ödersinizönümüzdeki sene ihtiyaç varsa alırsınız. Kılıçdaroğlu “O gazı niye almıyorsun? Kömür verdiğin eve veririz” diyor. Bil de öyle konuş!

Hannover’de Ford Başkanı Alan Mulally ile de görüştünüz, yeni yatırım gelecek mi?

Ben, kendilerine Türkiye’de alışılmış konseptin dışında yeni bir marka ve otomobil üretilmesi talebimi yineledim. Onlar da “benzer şeyler planladıklarını” söylediler. Bu konuyu daha önce Rahmi Koç’la da konuşmuştum. Ford Başkanı bana “Türkiye’de üretilecek otomobilin adı Otosan olabilir” dedi. Ben de “Olur” dedim.

Avrupa’daki aydın ve sanatçıların durumu ne olacak?

Şivan’ın (Perwer) durumu çok ileri boyutlara ulaştı. Tehdit altında. Kemal Burkay -bu konuda özellikle siyaset içinden ve fikri derinliği de olması nedeniyle- Kürt vatandaşlarımızın sorunlarını iyi bilenlerden olması nedeniyle çok önemli. “Buyursunlar gelsinler” demekten başka bize düşen bir şey yoktur.