Liderlik sorunu

18 Kasım 2016, Cuma 16:00
AA
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kişisel ilişki kurma becerisinin dünyadaki en başarılı örneklerinden birine sahip. Erdoğan, bugüne kadar Tony Blair, Kostas Karamanlis, Yorgo Papandreu, Jacques Chirac, Silvio Berlusconi, Vladimir Putin, Bill Clinton ve Barack Obama gibi liderlerle kurduğu diyalog ile büyük meselelerin çözülmesine katkı sağladı. Sözünü ettiğim liderlerin çoğu şu anda aktif siyaset sahnesinde değil. Erdoğan ise bir anlamda kariyerinin en güçlü döneminde.

Batı Avrupa’da ve genel olarak dünyada bugün ciddi bir liderlik krizi yaşanıyor. Sorunların çözümünde fark yaratabilecek liderlik inisiyatifi kullanılamıyor. Türkiye’nin dış politikada yaşadığı sorunların bir bölümü dünyanın bu sorunuyla ilgili. Avrupa Birliği hiç olmadığı kadar düşük profilli siyasetçilerin elinde oradan oraya savruluyor.

Avusturya, Lüksemburg, Belçika gibi dünya siyasetinde hiç yeri olmayan küçük devletlerin AB’nin gidişini olumsuz yönde etkiliyor olması, büyük ülke liderlerinin vizyonsuzluğuyla ilgili. Almanya, İngiltere ve Fransa güçlü yönetimler tarafından idare ediliyor olsaydı tablo farklı olabilirdi.



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan AB’yi eleştirmekte haklı. AB bugüne kadar Türkiye’ye verdiği sözlerin neredeyse hiçbirini tutmadı. Türkiye onlarca yıldır AB kapısında bekletiliyor. Tam üye olma şansı verilmediği gibi üyelik yolunda net bir perspektif bile bulamıyor. Hep ilave şartlar ileri sürülüyor.

Başka ülkelerin önüne getirilmeyen koşullar bizim önümüze çıkarılıyor. Uluslararası hukuka aykırı şekilde Güney Kıbrıs adanın tamamını temsil ediyormuş gibi birliğe üye yapıldı.

Büyük ülkeler bunun arkasına saklandı, Annan planına “evet” demesine karşın Türk tarafı çözümü istemeyen taraf olarak gösterildi.

Çifte standart o kadar çok ki. İkircikli tavırların sonu gelmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile, 2002’den bu yana katıldığı yurt dışı ziyaretlerin önemli bölümünde bulunuyorum. Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası barışa katkı sağlama çabalarına tanıklık ediyorum.

Şunu kesin olarak söyleyebilirim: Türkiye mevcut siyasi iradesi, demografik avantajları, dinamik nüfusu ve jeopolitik avantajlarıyla doğu-batı coğrafyasının en önemli ülkelerinden. İstikrarsız bir Türkiye, Batı’nın da dolaylı olarak istikrarsızlığa sürüklenmesi demek. Umarım Avrupa Birliği bu gerçeği görür ve Türkiye ile ilgili hesap hatası yapmaktan artık vazgeçer.