Türkiye radikal tehdit altında

27 Eylül 2013, Cuma 05:00
AA

İnsanlığın barış ve refah için umutlarının arttığı bir dönemde Ortaçağ’ı andıran görüntüler hortladı.

Ortaçağ, insanlığın en karanlık dönemi olarak tarihe geçmişti. Din ve mezhep savaşları eksik olmuyordu. Katliamlar, tecavüzler, ne kadar korkunç olay varsa hepsi bir arada yaşanıyordu. Büyük savaşlardan sağ çıkmayı başaranlar açlık ve salgın hastalıklardan ötürü hayatını kaybediyordu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin İspanya Başbakanı Luis Zapatero arasında başlatılan, BM’nin tam destek verdiği “Medeniyetler İttifakı”nın amacı tam da bu tipteki çatışmaları önlemekti.

[[HAFTAYA]]

2006’da İstanbul’da yapılan toplantıda Batı ile İslam dünyası arasındaki çatışmaların dini kökenli olmadığı, politik nedenlerden kaynaklandığı ifade edilmişti.

İspanya ve Türkiye’nin yıllar boyunca yoğun gayretlerine rağmen bu oluşum, istenen hedeflere ulaşamadı. Çünkü dünyanın, medeniyetler arasında ittifak kurmak gibi bir önceliği yoktu ve maalesef çatışmaların önemli bir bölümü sadece politik değil, din kökenliydi.

***

Kenya’nın başkenti Nairobi’de Westgate Alışveriş Merkezi’ne yönelik saldırıda El Kaide bağlantılı El Şebbab’ın “uluslararası bir şebekeyi” devreye sokmuş olması, terörle mücadelede yeni bir sürece girildiğini gösteriyor.

Olayın başrolünde bir İngiliz kadın ve üç Amerikalı var. Bu kişilerin bir bölümü Batı’da doğup büyümelerine rağmen eşleri ya da ailelerinden ötürü İslam dinini seçmiş ve Ortadoğu’daki örgütlere sempati duymaya başlamış.

11 Eylül 2001’de Amerika’yı hedef alan saldırıları gerçekleştirenler de Batı’da yaşamış ve iyi eğitim görmüş kişilerdi.

Radikal dini esaslarla hareket eden El Kaide-Taliban ekseni, Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar geniş bir coğrafyada, muhtemelen önümüzdeki dönemde de Batılıları vurmaya devam edecek.

Yakın dönemde Somali, Suriye, Irak’ta Türkiye’ye ait diplomatik temsilcilikler ve işyerleri de bu saldırıların hedefi olmuştu.

Bütün işaretler Türkiye’nin yakın dönemde bu örgütlerin daha çok hedefinde olacağını gösteriyor.

***

İşlenen cinayet ve vahşeti herhangi bir nedenle açıklayabilmek mümkün değil. Kimse din adına, bir görüş ya da inancı empoze etmek için başkasını öldüremez. Batı’nın sömürgeci tavrı, bölgenin az gelişmiş ve fakir oluşu, masum sivilleri hedef alan bu boyuttaki şiddetin izahı olamaz.

Birçok alanda İslam dünyasının sözcüsü gibi hareket eden Ankara’nın şimdi sorumluluğu daha da arttı. Türkiye, Batı’daki ‘islamofobia’nın daha da güçlenmesini istemiyorsa Ortadoğu’nun radikal dinci örgütlere karşı daha çok çaba göstermeli.

Türkiye, üye olduğu BM gibi uluslararası örgütlerde ve daha etkili olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği gibi yerlerde söz konusu örgütlere karşı bundan böyle çok sert bir duruş ortaya koymalı.