Ne çektin be İstanbul Boğazı!

02 Kasım 2013, Cumartesi 05:00
AA

Bu hafta, İstanbul Boğazı tüm haberlerden gündem çaldı! Zaten güzel, güzel olduğu kadar da kaprisli olmasıyla ünlü İstanbul Boğazı, her daim reyting yapan bir haber ve yazı malzemesidir. Madonna’sından, yabancı devlet başkanlarına kadar her geleni/göreni kendine hayran bırakan İstanbul Boğazı, bu hafta da hem ülkenin hem dünyanın gündeminde idi.

Merak etmeyin, Marmaray’ı yazmayacağım (yani biraz yazacağım da ana konu olmayacak). Çekici bir konu olduğunu kabul etmekle birlikte; Marmaray ile ilgili herhangi bir yazı için erken olduğunu düşünüyorum. Üstelik de henüz denemediğim bir ulaşım aracı hakkında yazı yazmak etik olmaz. Denemek için de ilk gün tekrarlanan çeşitli aksiliklerin en az 100 gün boyunca tekrarlamadığından emin olmam gerekli. Hani, fabrikalara asılan ‘kazasızlık gün sayısı’ tabelâsı gibi bir süre... Kazasız, belâsız, arızasız bir Marmaray dileyerek asıl derdimi istirham edeyim.

Efendim ben, Fatih Sultan Mehmet köprüsü altında arızalanarak internetimizi sağlayan fiber optik kablolara çıpa atan, haddini bilmez tankere kızmaktayım! Olacak iş değil yaptığı! Sürüklene sürüklene gel; tam bizim internet kablolarının üzerinde dur; üstlerine demir at; 3 adet kabloyu demir tırnaklara tak; 1 adet fiber optik kabloyu kopart; diğer 2 kabloyu ağır hasarlı hale getir, sonra da 6 saat sonra çek git! Eee, biz ne yapacağız peki?

İnternet Geliştirme Kurulu Başkanı, Boğaz’daki fiber kabloların kopması halinde internette yavaşlama olabileceğini, ancak uydu üzerinden internet bağlantısının devam edeceğini söylemiş. Benim internetim zaten yavaştı, biraz daha yavaşlaması nasıl olur bilemiyorum. Düşünmek de istemiyorum. Evet, boğaz geçişi yapan gemilerin kılavuz kaptan alma mecburiyeti yok (bknz: Möntro Antlaşması, 1936) ama bu kadar ciddi zarar görebileceğimiz bazı konularda biz de bazı önlemler almalıyız. Sonuçta, internet kabloları kaç metre derinden geçer, Marmaray bunun neresine düşer bilmiyorum ama bir gün Marmaray’ın üstüne de es kaza çıpa atılması durumunda, açılışta şeker şeker dua eden Japonların, gerekli önlemleri almış olacağını ummak istiyorum. Ne dersiniz, almışlardır değil mi?

Domestik işçi!

Camları sildi. Halıları içeri aldı. Ütüleri yerleştirdi. Çarşafları değiştirdi. Yemeğin altını kapattı. Böreği fırından çıkardı. Yıkanmış paspasları serdi. Kuşun kafesini temizledi. Koltukların minderlerini kabarttı. Toz aldı. Yerleri sildi. Banyoyu ovdu. Ütülediği perdeleri astı. Bulaşık makinesini boşalttı. Sofrayı kurdu. Işıkları kapattı. Evden çıktı. Otobüse binip kendi evine gitti.

Domestik işçi olarak evlerde çalışan kadınların, artık sistem içinde kayıtlı olmasına ve sosyal güvence edinmesine olanak çıktı. Aslında, eskiden beri olan bir hakkın, daha sıkı kontrol ve takibi gündeme geldi. Yeni yapılan düzenlemeler, onlara da sigorta sahibi olma fırsatı veriyor. Hatta, sigorta yapılmaması durumunda, işverene ceza, sorumluluk yüklüyor. Şimdiye dek duymadı iseniz; haber arşivlerini taramakta fayda var. Hem işverenler açısından yüksek para cezaları ile karşılaşmamak, hem de çalışanlar açısından sağlık ve sosyal güvencelerden yararlanmak adına, önemli bir haber.

Yine bir Kasım ayı ve yine kitap fuarı

Önümde iki seçenek var: Ya ‘az gittimuz gittim/dere-tepe düz gittim’ deyip çekçekli valizimle Beylikdüzü’ne uzanacağım ya da bağrıma taş basıp bu İstanbul trafiğinde, neredeyse 4-5 saat sürecek bir yolculuktan korkarak gitmekten vazgeçeceğim. Evet, kitap fuarının şehre olan uzaklığından muzdaribim. Öte yandan yüzlerce kitabın arasında dolaşıp, onlara dokunup, kitap hakkında konuşabilen insanlarla olmak, düzenlenen panellerde ‘kitap’ dinlemek, gelecek yazarlara kitap imzalatmak da istiyorum... Anlayacağınız, ikilemim büyük. Fakat, bu senenin uluslararası konuğu Çin Halk Cumhuriyeti. Çin edebiyatını pek tanımıyoruz. Uluslararası salonda hem Çin’den hem de diğer 40 katılımcı ülkeden örnekler görmek ilginç olacaktır. Sonuçta, bir yılı kitap fuarına gitmeden kapamak demek, gelecek fuar için bir yıl beklemek demek. Hımm, sanırım hepimiz benim gideceğim konusunda ikna olduk. Şimdi soru; siz de kitap fuarına gidecek misiniz?

‘THOR’

Son derece eğlenceli ve akıllıca yazılmış bir senaryonun, müthiş görsel efektler ile beslenmiş bir filmi var karşımızda. Bu hafta gösterime girecek olan ‘Thor’ başlangıç filmi ‘Marvel’i izlememiş olanların da rahatlıkla seyredeceği, aksiyonu bol, mizahı yerinde bir devam filmi. Bilim kurgu ile fantastik sinema arasında bir yerde konumlandırabileceğimiz ‘Thor’un, komedi dozunu da yabana atmamak gerek. Uzay-Dünya arasında, iyi-kötü savaşının verildiği sahneler özellikle hız ve görsellik açısından öne çıkıyor.

Filmin en heyecanlı yerinde, gezegenlerin dizilişi sonucu oluşan uzay boşluğundan gidip-gelmeler sırasında, metroda yapılan ‘mind the gap’ (boşluğa dikkat) anonsu, müthiş bir gönderme olmuş. Filmin elbette sinemasal değeri tartışılacaktır. Fakat, karşımızda, zamanınızı eğlenceli geçirmenizi sağlayacak, kostümler ve makyaj ile de tatmin ediciliği ön plana çıkmış, çok iyi bir üç boyutlu görsel var. Ben severek izledim, öneririm. ‘Filmin sonunda, jeneriği beklemeden çıkmayın’ diye, bir de tüyo vereyim.