‘Direniş: Karatay’: B-tipi hamaset sineması

09 Mart 2018, Cuma 10:50
AA

KEREM AKÇA / kerem.akca@posta.com.tr
 
“Direniş: Karatay”, Selçuklu döneminden ‘Diriliş: Ertuğrul’a rakip olarak geliyor. Filmin yerli “300 Spartalı” olma çabası boş bir hedef gibi dururken, yetenekli teknik ekip ve oyuncu kadrosundan, bu B-tipi hamaset sineması örneğine adapte olabilen çok az kişi var. “Direniş: Karatay”, ‘30 Spartalı’ bile etmiyor.

Görsel efekt iddiasını yüzüne gözüne bulaştırıyor

Alaaddin Keykubat’ın (Cahit Kayaoğlu) zehirlenmesiyle Selçuklu tahtına Gıyasettin (Ali Buhara Mete) geçer. Onun gelmesiyle Moğol baskısı artar. Moğollar, son güçlü sultanı yenmek için Anadolu’yu işgal eder. İki güçlü ordu kozlarını Sivas-Kösedağ’da paylaşacaktır. Emir Celaleddin Karatay (Mehmet Aslantuğ), Ahi Teşkilatı’nı arkasına alarak Selçuklular’ın son umuduna dönüşecektir.
 
Televizyona yapılan ‘Muhteşem Yüzyıl’ (2011), ‘Diriliş: Ertuğrul’ (2014) gibi dizileri biliyoruz. Bunlar aslında işin içine efekt katarak fark ve Hollywood görkemi yaratmanın hesabına düşen işler. Bu noktada her ikisinin de animasyon kıvamındaki ucuz görsel efektleri bize küçük ekran eğlencesini yaşatıyor. ‘Kurtlar Vadisi’ dizisinin ve filmlerinin görüntü yönetmeni olarak bilinen Selahattin Sancaklı, “Direniş: Karatay”da aslında rakip olarak bunları belirliyor.
 
Film, asla bir “Fetih 1453” (2012) sonrası A-tipi tarihi epik örneği olamıyor. Aksine bayağılık zirvesine dönüşen trash (çöp) Kara Murat ve Karaoğlan filmleri “Fatih’in Fedaisi: Kara Murat” (2014) ve “Karaoğlan” (2013) ile yarışabiliyor. İşin içinde belki de ilk medreseler olduğu için tarihsel açıdan 13. yüzyıldan önemli bir sayfa açılıyor. İmanın gücüne ve değerine dikkat çekiliyor. KTO Karatay Üniversitesi’ne de bağlanan bu kaynağın görsel karşılığını merak ediyoruz.
 
Selahattin Sancaklı, teknik açıdan bir şeyler yapmaya başladıkça bunu yüzüne gözüne bulaştırıyor. Detay planlarda yavaş çekimle bir “300 Spartalı” (“300”, 2006) ceketi giyme çabası, “Fatih Fedaisi: Kara Murat” kadar seviyeyi düşürmese de çok yapay. Sanat yönetimi dizi seti gibi duruyor. Sadece kostüm tasarımında emek var. Makyaj ve saç tasarımının öylesine yapıştırılmış yaralardan medet umduğu çok açık.
 
Bunun ötesinde ne zaman bir vadi görünse çadırlar animasyon izlenimi bırakıyor. “Direniş: Karatay”da olan deneyimli görüntü yönetmeni Mirsad Heroviç’e olmuş. Yeşil ekran dışındaki sahnelerde doğal ışığa, gece sahnelerinde karanlığa mecbur kalmak onu da uçuruma sürüklemiş. Bu sayede Rembrandt ışığına veya açı-karşı açı tekniğine adaptasyon problemi dahi hissediliyor. Tabiri caizse rastgele bir sinematografi var.
 

Dersimiz: Karatay

Zaten senaryonun ilkokul birinci sınıf seviyesinde olması baştan itibaren bir problem. Film, “Dersimiz: Atatürk” (2010) gibi planlanmış. Karakterimsilerin sürekli ders vermesi istenmiş. Bu didaktizm de 10 yaşında bir çocuğun senaryo yazdığına inandırıyor bizi. Bu durum oyuncuları rezil etmek için yeterli. O gülünç taraflara girmeyince ‘görsel efekt’ çabası işin B-tipi boyutunu hareketlendiriyor. Eğlenmek istersek malzeme veriyor.
 
Kurgucu Fırat Güler zaman zaman araya girip montaj sekans/paralel kurgu yapıyor. Ama misal finaldeki zikir sekansı iyi başlasa da, zamanlaması problemli hale gelerek filmin ritminde sarkmaya sebebiyet veriyor. Daha ziyade görsel açıdan, yani renk paletinde sıkıntıları olan bir film “Direniş: Karatay”. Bu açmazdan kurtulmak için fazla da uğraşmıyor. Kendi yaptığının en iyisi olduğuna inanıyor. Ama en azından iddialı sahneleri azaltmış. Üst açıların görkemi bir yana aslında vadilerin gerçekliğini de sorguluyoruz çokça.
 
Oyunculardan sadece Tuğrul Tülek başarılı, Mehmet Aslantuğ idare ediyor, Fikret Kuşkan ise niye var çözülemiyor. Nefise Karatay “Fatih’in Fedaisi: Kara Murat”tan sonra bir kez daha kendini rezil ediyor. Elbette ucuz ‘Malkoçoğlu kültürü’ ile büyüdüğümüz bir ülkede böylesi eserleri yadırgamamak lazım. Dövüş kültürünü de, sıraya dizilen askerleri de gülünç göstermek, pespayelikten bir dil yaratmak önlenemez bir durum. Burada ‘tarihi-epik egosu’nda bu, daha da baskın bir şekilde hissediliyor.
 
Filmi izleyince “Fetih 1453”ün değeri daha da açığa çıkıyor. Ve onun ardından ‘yerli 300 Spartalı’ olma derdinin arttığına dikkat çekiliyor. Medreselere övgüde bulunmak ise sanki işin ucundaki ‘günümüze uygun kahramanlık propagandası’ arzusunu tasdikliyor. ‘Kurtlar Vadisi’vari bir hamaset yüklüyor filme.
 
FİLMİN NOTU: 2.8
 
Künye:
 
Direniş: Karatay
Yönetmen: Selahattin Sancaklı
Oyuncular: Mehmet Aslantuğ, Fikret Kuşkan, Burcu Özberk, Tuğrul Tülek, Alperen Duymaz
Süre: 115 dk.
Yapım yılı: 2018
 

‘MEKANLAR VE YÜZLER’: DİNAMİK BİR MODERN SANAT ÜRÜNÜ

 
90. Oscar Ödülleri’nde Onur Ödülü’ne layık görülen Agnès Varda’nın JR ile birlikte çektiği belgesel “Mekanlar ve Yüzler”, modern sanat hayranlarını heyecanlandıracak bir çalışma. Sinema ile alternatif sanatları birleştiren yapıtlar arasında her zaman özel yeri olacak bir film.

 

Zıt kutupların çatışması belgeseli kalkındırıyor 

Fransız Yeni Dalgası’nın en önemli yönetmenlerinden, 90’ına dayanan Agnès Varda ile graffiti sanatçısı ve fotoğrafçı JR’ı bir araya getiren özel bir belgesel. Varda’nın sekiz birbirinden farklı kurmaca filmden sonra kendini belgesellere verdiğini biliyoruz. Bu durum da aslında ‘geçmiş’ ile ‘gelecek’, ‘gençlik’ ile ‘yaşlılık’ arasındaki kutuplaşmayı ortaya koyuyor. Ama yönetmenin belgesel diliyle ilgili de yenilik peşinde koştuğu reddedilemez.
 
“Mekanlar ve Yüzler”de (“Visages, Villages”, 2017) de ABD’li bir graffiti sanatçısının Fransa’nın kırsalında gezmeye çıkarıyor. Onunla beraber çizdikleri sokak sanatı ürünlerinin potpurisi, JR’ın enerjisinden de destek alıyor. Varda ise bu noktada projenin arkasındaki ‘artistik zihin’e dönüşüyor. “Exit Through the Gift Shop” (2010) gibi graffiti belgeselleri, “Basquiat” (1995) gibi biyografi örnekleri var bu konuda.
 

Godard ile ilgili enstantaneye dikkat!

Ancak JR ile Varda burada fark yaratmışlar. Kurgusundaki enerjisiyle ve sanatsal öğeleri sıkmadan önümüze sunmasıyla becerikli bir film karşımızdaki. Belgeselde bunu becermek kolay değil. Ama bu ikilinin birbirini tamamlamasıyla, ‘enerji’ ile ‘yaşlılık’ bir araya geliyor. İki zıt kutup birbirini çekerek sanatsal öngörüler de sinemadan sokak sanatına sıçrayabiliyor…
 
“Mekanlar ve Yüzler”, özellikle Fransız Yeni Dalgası’ndan arkadaşı Godard’ın partisine giden Varda’nın kendisini kapıda bulmasıyla da ilginç bir an bırakıyor sinema tarihine. Bu kaynaktan çarpıcı anlara ve ilginç hatıralara gebe oluyor. İçinizi ısıtırken sanatla da dolduracak sıkmayan bir belgesel çekmek zor. Ama burada iki kişinin yolculuğu kurgudaki özenle yüzlere ve mekanlara pozitif yansıyor. Geriye doyurucu resimler bırakarak sinema deneyini hakkıyla tamamlıyor.
 
FİLMİN NOTU: 6
 
Künye:
 
Mekanlar ve Yüzler (Visages, Villages)
Yönetmen: Agnès Varda, JR,
Oyuncular: Agnès Varda, JR, Laurent Levesque
Süre: 89 dk.
Yapım yılı: 2017
 

‘PERVANE’: BİR ‘PERSEPOLIS’ OLMAK ZOR

 
En İyi Animasyon dalında Oscar adayı “Pervane” (“The Breadwinner”), Angelina Jolie’nin yürütücü yapımcılığında Ortadoğu’ya Batıcı bir bakış atıyor. Tekniğiyle sorunsuz dursa da, ‘Afganistan’da erkek kılığına girme zorunluluğu’; herkesin İngilizce konuştuğu oryantalist bir animasyona malzeme ediliyor.

 

‘Persepolis’-‘Osama’ kırması model başarılı mı?

Tomm Moore-Nora Twomey birlikteliği “The Secret of Kells” (2009) ve “Denizin Şarkısı” (“Song of the Sea”, 2014) ile biliniyordu. Bu sene bunların arasına üçüncü animasyon “Pervane” (“The Breadwinner”, 2017) katıldı. Bir kez daha gelenek olan Oscar adaylığı geldi. Ama bunlardan ilkinde ortak yönetmenlik, ikincisinde çizerlik yapan Twomey, bu kez yönetmenliği tek başına üstleniyor. Peki kendi “Persepolis”ini (2007) yaratma çabasında ne kadar başarılı oluyor?
 
Deborah Ellis’in 2000 yılında yayınlanıp 39 baskı yapan ve Taliban dönemini konu alan romanından yola çıkıyor. Aslında bu kaynak “Pervane”yi nereye götürüyor tartışılır. 11 yaşındaki kızın ‘erkek olma zorunluluğu’ Afganistan’da doğal ve acı verici bir durum. Ama bu olay bugünlerde çok da güncel değil. Ortadoğu’nun resmi değişti.
 
Yabancı Dilde En İyi Film Altın Küre’sine ulaşan “Osama”da (2003) Siddiq Barmak’ın vasat bir filme imza atsa da bu hikayeyi kullanmasının üzerinden 14 sene geçmiş. Sanki burada “Osama” ile “Persepolis”i renkli animasyonda birleştirme arzusu var. Bu durum karşısında Satrapi-Paronnaud çiftinin başyapıta açılan ufuk açıcılığı ve yetkinliği akla gelmiyor. Aksine ‘Pervane’ ve yaşadıkları, Angelina Jolie’nin zihninden çıkan oryantalist bir Amerikan düşü olarak tasarlanmış.
 

Yan hikayelerde çizim metodu dikkat çekiyor

 
Twomey, ya politik meselelere girmemeli, ya da böylesi romanlara el atmamalı. Zira önceki masum animasyonlarını bu kez siyasi damar sebebiyle tartışılır hale getiriyor. Buradaki resimden beslenen el çizimi animasyon tekniği bir yere kadar cezbediyor. Özellikle yan hikayelerde farklılaşan çizimler tekniği, eklektik ve özenli durarak keyif veriyor. ‘İnsan karakterli yaklaşım’ fena iş çıkarılmadığını gösteriyor.
 
Bu damardan kadın iradesi ise izletiyor. Ama onun yaşadığı aşamalar bu dönüşüm sonrası içine düştüğü başarısızlık ve çaresizlik samimi gelmiyor. İngilizce konuşan Afgan karakterleri düşününce Batıcı yaklaşım “Pervane”nin ruhuna işlemiş. Böyle olunca Taliban rejimine dair yapılan eleştiriler de yumuşak kalıyor.
 
FİLMİN NOTU: 5.5
 
Künye:
 
Pervane (The Breadwinner)
Yönetmen: Nora Twomey
Süre: 94 dk.
Yapım yılı: 2017
 

‘LOCMAN’: 12 EYLÜL DÖNEMİNDEN LOJMAN TAŞLAMASI
 
Alican Yücesoy’la profesyonellik kazanan “Locman”, 12 Eylül yıllarındaki bürokrasiyi topa tutuyor. Bunu yaparken prodüksiyon kalitesiyle yarı yolda kalsa da meselesiyle ve gaza basan oyuncularıyla yer yer ilgi çekici hale gelebiliyor.

 

Makinistlikten depo şefliğine terfi eden Uğur’un (Yücesoy) ‘bir lojmanda 24 saat sıcak su ve kalorifer’li muhteşem yaşama kendini hazırlamasının öyküsü… Aslında 1980’de 12 Eylül döneminde geçen filmde, lojmanın boşaltılmamasıyla ailesine ancak vagonda yer bulan bir memurun çaresizliği anlatılıyor. Bu durum da Yeşilçam damarından izlediğimiz sosyal taşlamaları akla getiriyor.
 
Lojman sahibi olmak hiciv malzemesine çevriliyor. Bürokrasi eleştirisi dönemin psikolojisini ve darbe öncesi yaşamın gidişatını ortaya koyuyor. Şükrü Alaçam’ın filminin çıkış noktası çok zekice. Ama mizah kullanmayınca boyutsuz durabiliyor. Görsel açıdan ise o kadar da tatmin etmeyebiliyor. Yer yer Levent Kırca skeçlerine benzeyebiliyor.
 
Aile babasının tayiniyle göç eden ailenin yaşadıkları da özünde bürokrasi taşlamasının malzemesi oluyor. Bu noktada “Locman” fazlasıyla ‘ev sahibi ve aile olma’nın yarattıklarına dair bir Yeşilçam güzellemesine dönüşüyor. Günümüzden bakış Yeşilçam döneminin tematik yaklaşımını değiştirmeden tüm saflığıyla kullanıyor.
 
Bu noktada açıkçası Şükrü Alaçam’ın iyi kullandığı oyuncular var. Ama filmin BKM’nin prodüksiyon desteğiyle ünlü oyuncuları ve görsel kaliteyi arttırıp ‘kayda değer bir komedi filmi’ne dönüşmesi mümkün olabilirmiş. Bu haliyle vasatı bulması bile zorlaşıyor. “Locman”, dönem yaratmak gibi riskli bir yola girerken ise aslında uçuruma yuvarlanmaktan birazcık samimiyeti ve oyuncuların emeği ile kurtulabiliyor. 

FİLMİN NOTU: 3.2


 
Künye:
 
Locman
Yönetmen: Şükrü Alaçam
Oyuncular: Alican Yücesoy, Yeliz Kuvancı, İlber Kaboğlu, Nergis Çorakçı
Süre: 90 dk.
Yapım yılı: 2017

 

‘MAHALLE’: DİDAKTİZM REKORTMENİ MAHALLE DİZİSİ


“Mahalle”, Buğra Gülsoy’un mahalle dizisini mahalle filmiyle karıştırdığı ilk yönetmenlik denemesi… Açıkçası birçok oyuncunun emeğine karşın ‘TV usulü rehine gerilimi’, karikatür karakterlerinden hiçbir destek alamıyor.

 

Türkiye’de fazlaca mahalle dizisi yapılıyor. Ama Buğra Gülsoy biraz entelektüel olup bunu festivallere gönderdiğinde ‘çete filmi’ oluyor bunun adı. Açıkçası oyuncunun, “Acı Tatlı Ekşi” (2017) ve “Mutluluk Zamanı”ndaki (2017) senaryoları bile daha iyi sonuç verdi. Burada bayat sinematografisinden sürekli lafı geveleyen anlatıcı sesine kadar bir didaktik ders yumağı var.
 
‘Sultan Makamı’ gibi diziler bile bu seyir sürecinden daha seviyesi. En azından içinde kaliteli oyuncular oluyor. Burada ‘rehine gerilimi’ne kaykılan ‘delikanlılık halleri’, ‘maço kültürü’nü pohpohluyor. Üstelik bunu o kadar ‘boyutsuz’ yapıyor ki, sanki tek bir makineden aynı sakalla çıkmış oyuncularla önlenemez bir bitiklikle boğuşuyoruz.
 
“Mahalle”de işin içine hiçbir sinema hamlesi girmiyor. En acıklısı da bu. Ama işin garibi Gülsoy, fazlasıyla entelektüel takılıyor. Aldığı sonuçlar ise cinsiyetçi, boyutsuz, karton ve boş gürültü yaratıyor.
 
FİLMİN NOTU: 2.4
 
Künye:
 
Mahalle
Yönetmen: Buğra Gülsoy
Oyuncular: Buğra Gülsoy, Serhat Teoman, Emre Erkan, Selahattin Töz, Hazal Ergüçlü
Süre: 100 dk.
Yapım yılı: 2017
 

‘ZİYARETÇİLER: GECE AVI’: ORİJİNAL FİLMİ TEKRAR İZLE, GEÇ!

 
Çöp ve B-tipi korku filmleriyle tanıdığımız Johannes Roberts, “Ziyaretçiler: Gece Avı”nda da bu alışkanlığını sürdürmüş. Bryan Bertino’nun başarılı ‘eve giren yabancı gerilimi’, yıllar sonra aradığı devam filmine kavuşamıyor.

 

Bir ailenin kalacakları evin yerine gelmeleri ile birlikte hayalleri yıkılır. Zira ıssız alandan herkes götürülmüştür. Üstelik karanlıktan üç maskeli psikopat onların yaptıklarını izlemektedir. Aslında korku sinemasında çok gördüğümüz bu ‘eve giren yabancı gerilimi’ damarına uygun hikaye, Bryan Bertino’nun 2008 tarihli bu alt türde başarılı “Ziyaretçiler”inin (“The Strangers”) devam filmine açılıyor.
 
Oradaki Liv Tyler, Scott Speedman katkısını da alınamıyor. Christina Hendricks biraz profesyonellik katıyor. İngiliz yönetmen Johannes Roberts karanlığın içinden yolunu bulabiliyor zaman zaman. Özellikle havuz sahnesini iyi çekmiş. Bonnie Tyler’ın ‘Total Eclipse of the Heart’ şarkısı da ‘daha önce duymamış mıydık?’ hissi yaratsa da uyumlu bir şekilde kullanılmış, sinema tutkunlarını heyecanlandırıyor.
 
“Ziyaretçiler: Gece Avı”, 80’lerin müziklerinden beslendiğinde biraz hareketlenebiliyor. Ama “F” (2010), “Korku Kapanı” (“Storage 24”, 2012), “Kapının Diğer Tarafı” (“The Other Side of the Door”, 2016), “Denizde Dehşet” (“47 Meters Down”, 2017) gibi çöp (trash) ve B-tipi filmlerin yönetmenine emanet edilmek baştan filmin akıbetini belli ediyor.
 
Yine de Roberts, katil köpekbalığı filmi “Denizde Dehşet”ten sonra burada da eski çöp geleneğinin biraz üzerine koyduğunu kanıtlıyor. 2008’deki etkileyici kötü adam temsilinin yarattığı özlemden mi bilinmez, ama bir şekilde filmin gerilimin bize tesir ettiği anlar var. Süre de 85 dakika olunca onlarla oyalanma şansı bulabiliyoruz. Fakat nihayetinde seyir sürecini ‘biz bunun iyisini 10 sene önce izlememiş miydik?’ duygusuyla tamamlıyoruz.
 
FİLMİN NOTU: 3
 
Künye:
 
Ziyaretçiler: Gece Avı (The Strangers: Prey at Night)
Yönetmen: Johannes Roberts
Oyuncular: Christina Hendricks, Bailee Madison, Martin Henderson, Emma Bellomy
Süre: 85 dk.
Yapım yılı: 2018
 

‘PHANTOM THREAD’: MODA VE TUTKUYA DAİR BURUK VE İNCELİKLİ BİR MELODİ

 
Haftanın en iyisi olurken zorlanmayan “Phantom Thread”i Berlin’de vizyonda izleyip analiz etmiştim. O yazının linki aşağıda:
 
http://www.posta.com.tr/phantom-thread-moda-ve-tutkuya-dair-buruk-ve-incelikli-bir-melodi-haberi-1383640
 
FİLMİN NOTU: 7.7
 
Künye:
 
Phantom Thread
Yönetmen: Paul Thomas Anderson
Oyuncular: Daniel Day-Lewis, Vicky Krieps, Lesley Manville, Sue Clark, Joan Brown
Süre: 130 dk.
Yapım yılı: 2017
 
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:
 
LOVING VINCENT: 8.8
SEVGİLİZ (NELYUBOV): 7.5
SUYUN SESİ (THE SHAPE OF WATER): 7.5
THE POST: 7.1
UĞUR BÖCEĞİ: 6.9
ÜÇ BİLLBOARD EBBİNG ÇIKIŞI, MISSOURI: 6.7
SOFRA SIRLARI: 6.5
BEN, TONYA (I, TONYA): 6.4
EN KARANLIK SAAT (DARKEST HOUR): 6.1
BENİ ADINLA ÇAĞIR (CALL ME BY YOUR NAME): 5.8
FLORİDA PROJECT: 5.5
FOXTROT: 5.8
HAFIZA (REMEMORY): 5.5
İYİ GÜNLER: 5.5
ARİF V 216: 5.4
SAVAŞTAN SONRA (MUDBOUND): 5.1
COCO: 5
DÜNYANIN BÜTÜN PARASI (ALL THE MONEY IN THE WORLD): 5
LABİRENT: SON İSYAN (THE MAZE RUNNER 3): 4.8
SESSİZLİĞİN KARDEŞLERİ: 4.7
ÖZGÜRLÜĞÜN ELLİ TONU (FİFTY SHADES FREED): 4.6
CEBİMDEKİ YABANCI: 4.5
GÜZEL ADAM SÜREYYA: 4.5
KIZIL SERÇE (RED SPARROW): 4.5
PARAMPARÇA (IN THE FADE): 4.5
GÖREVİMİZ TATİL: 4
ZİRVE (LA CORDILLERA): 3.8
RUHLAR BÖLGESİ 4 (INSIDIOUS: THE LAST KEY): 3.7
AİLECEK ŞAŞKINIZ: 3.5
ALEM-İ CİN: 3.1
ARAMIZDAKİ SÖZLER (MOUNTAIN BETWEEN US): 3
ÖLÜMLÜ DÜNYA: 3
RÜZGAR: 3
HADİ BE OĞLUM: 2.8
MELEZ: 2.6
KAYHAN: 2.4
KIRLANGIÇLAR SUSAMIŞSA: 0.9
 
 

 

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.