Bu başarı Aziz Yıldırım'a aittir...

20 Mart 2011, Pazar 05:00
AA

Cuma akşamki maça inadına gideceğimi yazmıştım. Gittim ve Arena’dan mosmor ayrıldım. Aslında GS hepimizi şaşırttı. Gayet güzel oynadı. Etkiliydi, maçı hemen kontrolü altına aldı ve ilk golünü çaktı. Aramızda “Sahadaki gerçekten bizim GS mi? Böyleydi de neden şimdiye kadar böyle bir performans göstermiyorlardı” diye konuşuyor ve 2’nciyi bekliyorduk.

[[HAFTAYA]]

İşte biz ikinci golü beklerken FB’nin starları devreye girdi. Farkı da onlar ortaya koydular. Bizim starlar golleri harcarken, Alex ve diğerleri soğukkanlı bir şekilde maçı dönüştürmeyi bildiler. FB iyi bir futbol oynamadı ancak skoru yakalamasını bildi. FB başarısının temelinde yatan ismin, gerçek mimarın bu mekanizmayı oluşturan Aziz Yıldırım olduğuna inanıyorum. FB’nin yakın zamanlara kadar diğer futbol kulüplerinden farkı yoktu. Abuk sabuk iç kavgalarla yaşayan, taraftarına rüşvet vererek ayakta kalan yönetimleriyle aynı kargaşa görünümünde bir kulüptü. Aziz Yıldırım işte bunu değiştirdi. Diktatörmüş, sosyal tarafı yokmuş, astığı astık kestiği kestikmiş... İyi ki de öyleymiş. İşte eseri ortada. Karmakarışık bir kulübü aldı ve bugün tıkır tıkır çalışan, son derece kârlı işleyen dev bir şirkete dönüştürdü. Daha doğrusu, ateşi yeniden keşfetmedi. Dünyadaki başarılı kulüp modellerini uyguladı. Kulüp başkanlığının full time olduğunu gördü. Sabahın köründen gecenin yarılarına kadar sadece FB’nin CEO’luğunu yaptı.
Futbolun bir şov olduğunu gördü ve ilk defa kadrosuna, geçkin olsalar dahi, dünya starlarını aldı. Antrenör seçimlerinde başarılı oldu. Onların varlıkları dahi tribünleri doldurdu.
Sonuçta stadıyla, ürün satışıyla, diğer spor branşlarına yatırımları ve genel imajıyla çok önemli bir değer oluşturdu. Yepyeni bir marka yarattı. İşte cuma günü yenilgide dahi kendine güvenini kaybetmeyen, soğukkanlı ve çarkları etkin dönen bu marka GS’yi devirdi. FB’nin tılsımı tuttu. Önemli olan bundan sonra aynı tılsımın sürdürülebilmesidir.

Kazım’ın çurçurluğu Kocaman’ın saygınlığı

Transfer edildiği dönemde Kazım’a çok eleştiri getirilmişti. Takım içi disiplini bozan hareketlerine dikkat çekilmişti. Ben de “Durun, bekleyin. Goller atmaya başlayınca adamı ayakta alkışlarız” demiştim.
Yanılmışım.
Goller attı ancak son maçtaki o çiğliğini görünce, bu çocuğun hiçbir zaman değişemeyeceğini anladım. İstanbullular, böylesine basitlikler yapanlara “Çurçurluk ediyor” der. İşte Kazım’ınki kelimenin tam anlamıyla çurçurluktu.
Buna karşılık, Aykut Kocaman’ın tutumu ise, bir saygınlık abidesi gibiydi. Kazım’a daha iyi bir yanıt verilemezdi.
Kocaman’ın genel tutumuna zaten hep hayranımdır. Bence Türk kökenli ancak Avrupalı gibi davranmasını bilen tek hocadır.

Deplasmana taraftar taşımaktan vazgeçelim...

Adnan Polat ile Aziz Yıldırım maçtan sonra bu konuyu tartışmış ve görüş birliğine varmışlar.
Deplasman maçlarında takımların kendi taraftarlarını birlikte götürmeleri uygulamasına gerçekten artık bir son verilmeli. Olay zaten başlı başına bir eziyet. Kafeslere doldurulmuş, azgın ve fanatizmin de ötesindeki yüzlerce insana işkence uygulanıyor. Saatler önce getiriliyor, teller arasına konuyor, saatler sonra tribünlerden çıkarılıyorlar. Bu eziyete de ancak en fanatikler dayanabiliyor. Sununda da, maç seyretmek yerine çıldırıp, sadece etrafı yakıp yıkıyorlar. GS’lisi, FB’lisi, BJK veya Trabzonlusu da aynı. İnsan gibi davranmayı öğretemeyeceğimize göre, vazgeçelim bu uygulamadan, daha iyi...

Yiğit adama veda...

Orhan Tokatlı, bizim kuşağın gazeteciliğe başladığı dönemlerin kahramanlarından biriydi. Anıt gibi duruşu, insana hayranlık veren kişisel yaklaşımlarıyla hepimizi etkilerdi. Lafını kıvırtıp eritmez, ne düşünüyorsa açıkça söylerdi. Haksızı koruyan, küçüğü ezenin karşısına dikilen çok nadir gazete yöneticilerinin başında gelirdi. Karizmasıyla, doğal yaklaşımıyla benim en sevdiğim müdür idi. Allah rahmet eylesin, yattığı yeri nur etsin...

GS hemen bir reform sürecine girmeli...

Gelelim GS cephesine... Hepimizi heyecanlandıran bir futbol oynadı ancak gerçek olan, maçın finalinde skor tablosundaki sonuçtu.
Aslında bu sonuç da, unutulur. Böyle büyük kulüplerin yaşamlarında bu tip olaylar çok önemli değildir. Eskiyi bir düşünün ve zamanında 12 yıl yerlerde süründüğümüz dönemleri ardından da Avrupa kupalarını aldığımız günleri hatırlayın.
Bunlar da gelip geçecek. Ancak şimdi hep birlikte gerçekçi bir bilanço yapmak zorundayız.
Adnan Polat yönetimi artık görevini tamamladı.
Aslında bu yönetim son derece önemli işler yaptı.
Tek başına Aslantepe’nin tamamlanabilmesi dahi bir başarıdır. Bu yönetim, futbol başarısızlıklarından çok Arena ile anılacaktır. Ne olursa olsun, yatırımlar ne kadar başarılı sonuçlar verirse versin, işin şov tarafı eksik kalınca bilanço aksar.
Benim burada değinmek istediğim nokta Adnan Polat yönetiminin mağlubiyetler nedeniyle gitmesiyle sınırlı değil.
GS’de nehir bitti. Bugünkü durumun devamında ısrar etmenin hiçbir anlamı yok.
GS’nin artık yenilenmesi, kendine bir CEO bulması ve yepyeni bir yapıya kavuşması, gerçek bir şirket gibi çalışmaya başlaması gerekiyor. Yüz milyonlarca dolarlık bütçeler, zamanlarının ancak bir bölümünü ayırabilen, amatör kişilerle taşınamaz. Bugünkü başkanlık sistemi artık yürümüyor. Kulüp büyüdü, sorumluluklar ve beklentiler arttı. GS bugünkü yapısını tümüyle değiştirmelidir. CEO diye adlandırdığım kişi etrafına en etkin profesyonel isimleri almalı ve genel kurula karşı sorumluluk taşıyan bir statüye girilmeli.
Bu yeniden yapılanma için birkaç yılın silinmesi, beklentilerin indirilmesi gerekir. Şampiyonluk yerine bir inşaat süreci devreye sokulmalı. Artık orta yol formülleri işlemez.
GS her şeyi bildiğini sanan kulüp bezirganlarına bırakılmayacak kadar değerlidir.
Yeni yaralar açmak, iç kavgalarla zaman harcamak yerine gelin birlikte acı ilacı içmeye hazırlanalım.