GS'ye yakışan mali ibra ve seçimdir

27 Mart 2011, Pazar 05:00
AA

Bugün Galatasaray Kulübü için hayati derecede önemli bir kongre var.
Başka zamanda olsa pek üstünde durulmazdı. Türkiye’nin en önemli kulüplerinden biri öyle bir noktaya geldi ki, mali kongre bir seçim yapılmasını gerektirdi.
Nedenlerine girmek istemiyorum ancak sevabıyla hatalarıyla Adnan Polat yönetiminin tılsımı kaçtı.

[[HAFTAYA]]

Hemen ve daha da önemlisi, temele inen bir reform sürecinin derhal başlatılması artık kaçınılmazlaştı.
Polat’ın başkanlık süresi 2012’ye kadar gidiyor ancak direnmesi hem kendine hem de kulübe çok pahalıya mal olacağı için bugün bir kararın çıkması bekleniyor.
Genel eğilim, yönetimi seçime zorlamaktan yana. Bunun da iki yolu var. Ya Polat kendi isteğiyle seçime gidecek veya delegeler yönetimi mali veya idari yönden ibra etmeyerek seçimin önünü açacak.
Adnan Polat ve ekibi iyi niyetle çalıştı. Hataları oldu ancak çok yararlı işler de yaptılar. Mali hesapları ibra etmemek GS’nin ne geleneğinde vardır ne de Polat ve ekibinin olağanüstü çabaları karşısında şık bir hareket olur. Eğer Adnan Polat seçimlere gitmeme ve 2012’ye kadar devam etme konusunda ısrarlı olursa, o zaman belki idari yönden ibra etmeyerek bir zorlamaya gidilebilir. Yoksa değişimin kanlı başlamaması gerekiyor.
Zira bu kongre ile birlikte GS bambaşka bir sürece girecek.
GS’de bundan böyle istenmemesi ve ne pahasına olursa olsun engellenmesi gereken tek şey, eski mahalle kavgalarına girilmesidir. Bırakalım küçük hesapları, sen-ben çekişmelerini ve bir defalığına büyük resmi görelim.
Kulübü böyle kurtaralım.

Hagi’yi neden aldık neden şimdi yolladık?

Bu alışkanlık sadece GS’ye ait değil. Galiba genelde tüm Türk kulüplerine özgü bir yaklaşım.
Bir antrenör getirtiliyor. Dünyanın parası veriliyor. Maç kazandıramazsa sezonun ortasında kapı dışarı ediliyor. Hem de dünya kadar tazminat ödeniyor. Hagi daha önce de alkışlarla ve tribünlerin “We love you Hagi” tezahüratı arasında davet edilmiş, yine sezonu bitirmeden yollanmıştı.
İşte benim şimdi yeniden merak ettiğim de bu...
Hagi’yi bilerek ve alkışlarla davet ettik.
Tamam, bekleneni veremedi. Ancak sezonun bitmesine birkaç ay kala yolluyoruz. Siz o zaman bu takımdan ne istikrar bekleyebilirsiniz ki...
Medyada da bu hastalık vardır.
En iyi muhabirlerin, çok iyi genel yayın yönetmeni olacağı sanılır. Örneğin, 1980’lerde beni de bu mantıkla genel yayın yönetmeni yapmışlardı. Brüksel’de çok başarılı bir muhabirdim, çok kötü bir genel yayın yönetmeni oldum. Allah’tan durumun farkına çabuk vardım da, tekrar iyi yaptığım muhabirliğime yani gerçek işime dönüp kendimi kurtardım.
Bu, futbolcular için de geçerlidir.
Çok iyi bir futbolcu, Hagi örneğinde olduğu gibi, çok iyi bir teknik direktör olamayabiliyor. O zaman neden aynı hatalarda ısrar ederiz ki?..

Ünal Aysal başkanlık için kavga etmez...

Ortada yepyeni bir durum var.
Galatasaray ya bugünkü harap ve dağınık statüsünden kurtarılacak, yepyeni bir yapılandırılmaya gidecek veya yavaş yavaş eriyip yok olacak. Bu operasyonu yapması için seçilen veya genelde boğazına basılıp itiştirilen kişinin adı da Ünal Aysal.
Ünal Aysal’ın bizim alıştığımız anlamda bir başkanlık yapma konusunda ne isteği ne de niyeti var. Bundan dolayı da, iç kavgalara girmeyecektir. Eğer genel bir tasvip görür ve destek alırsa, o zaman kolları sıvayıp büyük bir şirketin CEO’su gibi işin başına geçecektir. Kendi ekibini kuracak, etrafına profesyonelleri alacak.
Ünal Aysal, kulübe para yardımı için gelmeyecektir. Görevi, sürekli para kaybeden, boğazına kadar borç içindeki kulübü para kazanan bir yapıya dönüştürmek olacaktır.
GS’nin 300 milyon dolar borcu var. Önümüzdeki 3 yıllık tüm gelirleri de şimdiden harcanmış durumda.
Yani artık yolun sonuna gelindi.
Çok zor ve çok kişinin canını yakacak bir süreç yaşanacak.
Sonunda Ünal Aysal, büyük olasılıkla geleneksel Türk usulü yaklaşımla bir süre sonra cadı kazanlarında işkenceye tabi tutulacak, “kulübü sömürmekle“ suçlanacaktır. Böyle bir sorumluluğun altına girmiş olmaktan çok pişmanlık duysa da, hiç değilse kulübüne manevi borcunu ödemiş olacak.
Gelin hiç değilse bir defalığına çok övündüğümüz Avrupalı mantıkla bu işe girelim... Ne dersiniz?..