Kaddafi gidecek de, kanlı mı yoksa kansız mı olacak?..

22 Mart 2011, Salı 05:00
AA

Batı dünyasının attığı bu adımı ben, züccaciye dükkanına giren file benzetiyorum. 1980’de de aynı senaryo denenmiş ve sonunda daha da güçlü bir Kaddafi yaratılmıştı. Eğer biri tarafından öldürülmezse, hava müdahalesi Kaddafi’yi devirmeye yetmeyebilir. İşte o zaman da, bölgenin başına çok daha büyük bir sorun olacaktır. Batı’yı müdahaleye zorlayan Suudi Arabistan başta olmak üzere, son saldırı bölgedeki tüm değişim sancılarını ve kargaşayı daha da yaygınlaştıracaktır. Batı, Libya’yı işgal edemez.

[[HAFTAYA]]

Bunu yapamadığı sürece de, Kaddafi kendini mağdur konumuna sokacak, Hıristiyan dünyasının İslam’ı vurduğunu söyleyecek ve destek sağlamaya çalışacak. İsyancılar öylesine cılız ve demokrasi ile ilişkileri o kadar farklı ki, geriye sadece ordu kalıyor. Zaten bombardımanın amacı da, başta asker olmak üzere, Kaddafi’ye yakın güçleri ve aşiretleri korkutup, liderin kaçmasını sağlamak. Sonuçta şöyle bir durumla karşı karşıya kalınabilir: Batı, direnişçilere silah yığacak. Olmadı, Libya’yı doğu ve batı diye ikiye böldürüp Kaddafi’nin etkinliğini azaltmaya çalışacak. Özetle, Kaddafi bundan sonra da direnecek ve sonunu geciktirebilmek için elinden geleni yapacaktır. En kötü senaryo budur. İşte o zaman daha çok kan akacaktır...

Türkiye bu defa Batı ile hareket etmeli

Türkiye’nin konumu da son derece güç. Batı dünyası, zaten bir süredir hazırlanıyordu ve son olaylarda Kaddafi’nin hediye ettiği fırsatı kullandı. BM Güvenlik Konseyi kararına dayanıp silahlı saldırıyı başlattı. Ankara’nın bu karara karşı çıkması ve direnmesi söz konusu değil. Ancak silahlı operasyona katılması da söz konusu olmayacak. Başbakan Erdoğan’ın 1 Mart telefon konuşmasında “Israr etmeyin, bir başkasını bulun ve çekilin” demesinin, Kaddafi’nin ilgisini dahi çekmediği anlaşılıyor. Bildiğimiz Kaddafi...

Türkiye’nin istemediği, Batı’nın bu bölgeye böylesine fil gibi girmesi ve kanlı olayların daha da yayılmasına neden olması. Bu tehlike son derece gerçek. Başta Fransa olmak üzere, Batı yine kovboy gibi davranıyor. Amerika’nın ağzı Irak’ta yandığından dolayı, şimdilik geri planda görünüyor. Sahneyi İngilizlere ve Fransızlara bırakıyor. Türkiye gelinen bu noktada beğense de beğenmese de tarafını seçmek zorunda. Artık hesaplarda Kaddafi’yi gözetmek gibi bir şey olamaz. Fransa’yı tek başına harekatın yöneticisi durumunda tutmak yerine olayı NATO içine çekmesinde ve kendini de bu şekilde devreye sokmasında yarar var.

Yani Batı ile birlikte hareket etmekten başka çaresi yok. Gereksiz diplomatik danslar yapmanın da bir anlamı yok. Hiç değilse bu defa hem gelişmelerdeki etkinliğini arttırmalı hem de Batı ile ittifak içinde hareket ettiğini göstermeli. Dış politika gerçekçilik demektir. Ne yazık ki, bu savaş bir çuval demokrasi inciriyle dolu gelişmeyi mahvetti.

Batı neden şimdi müdahale etti?

Yine aynı sahneler. Irak savaşındaki gibi bombaların göğü aydınlattığı bu saldırılar; Batı’nın jandarmalık rolünü yeniden ele aldığının daha doğrusu bu rolü bırakmak istemediğinin gösterisi. Ortada kimselerin tam anlamıyla çözemediği bir soru var. 2005’ten bu yana Kaddafi, ABD ve Avrupa ile ilişkilerini düzeltmiş ve petrol dağılımı konusundaki tüm pürüzler çözülmüştü. Eller üstünde taşındı. 2007-2008 arasında Paris, Londra, Roma’da resmen konuk oldu. Bu ülkelerin başkentlerinde çadırlar kurmasına izin verildi. Alkışlarla karşılandı.

O günkü Kaddafi ile bu günkü arasında hiçbir fark yoktu. 42 yıldır ülkesini nasıl yönetiyorsa, aynı uygulamayı sürdürdü. Birkaç aşiret arasında petrol geliri dağıtımı yapmış ve ciddi bir muhalefetle karşı karşıya değildi. Şimdi ne oldu, ne değişti de, Batı dünyası birden bire harekete geçti? Libya’da yaşanan ayaklanmanın, Mısır veya Tunus’taki demokrasi hareketleriyle hiçbir ilgisi yok. Aşiretler, petrolden daha fazla çıkar sağlamak istiyorlar ve direnişçiler de bundan dolayı sokaktalar.

Bu muhalefetin ne lideri, ne istekleri belli; ne de güçleri var. Ancak Kaddafi, ayaklanmayı bastırmak için kan dökmeye başlayınca, Batı bu fırsatı kaçırmak istemedi. Batı, ne kadar insan hakları ve özgürlüklerden söz etse de, bu müdahalenin temelinde, Libya petrolünü Kaddafi’nin elinden kurtarmak ve güvenceye almak yatıyor.

Arapların söyleyecek hiç sözü yok...

Libya’yı vuran batılı güçlerin en sık tekrar ettikleri şey, bu askeri harekatın Arap ülkeleri (Arap Ligi) tarafından da desteklendiği. Örnek olarak da, Katar sayılıyor, Suudi Arabistan gösteriliyor. Bir bakıyorsunuz, demokrasi ve insan hakları açısından Katar’ın söyleyecek hiçbir lafı yok. Hangi özgürlüklerden bahsediyoruz Allah aşkına... Suudi Arabistan deseniz, kendi içindeki demokrasi ve özgürlük çağırılarına sadece para dağıtarak yanıt vermeye çalışan bir kraliyet! Suudiler korku içindeler. Yemen birbirine giriyor. Suriye’de de kargaşa var. Özellikle de Bahreyn’de başlayan Şii ayaklanmasının yaygınlaşması herkesin uykularını kaçırıyor.