TÜSİAD darbeci geçmişini temizliyor

24 Mart 2011, Perşembe 05:00
AA

İleride bu konuya tekrar geleceğim ancak bugün ilk izlenimlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. TÜSİAD, içinde bulunduğumuz ortamda sorumlu bir sivil toplum örgütünün yapması gerekeni yaptı. Yeni bir anayasanın nasıl olması gerektiği ile ilgili görüşlerini, ilkelerini ortaya koydu. Korkmadı. “İktidar ile ters düşmeyelim, bırakın siyasiler yapsın, biz tepki gösterelim, eleştirelim” demedi.

Nereden nereye... Bizim büyük sermayemiz özellikle İstanbul sermayesi geçmişte inanılmaz tutucuydu. Daima darbelerin arkasında görülür ve statükonun değişmemesi için elinden geleni yapardı. Bugün ise patronlar; kendilerini reformcu, liberal, demokrat sayan siyasi partilerden dahi ileri giden önerilerle ortaya çıktılar.

TÜSİAD’ın öneri paketi, AK Parti’nin birçok görüşüne yakın izler taşıyor. CHP ve MHP’nin de kolay kolay reddedemeyeceği yaklaşımlar var. Başlıklara baktığınızda TÜSİAD öneri paketinin bu ülkeye nasıl rahat bir nefes aldıracağını hemen görebiliyorsunuz. Kimileri yine bölünme tehlikesinden söz edecek; irticanın ayak seslerinden, cumhuriyet değerlerinin yok olduğundan şikayetçi olacak. Kimileri de atılan adımları yetersiz bulacak.

Bırakın herkes eteğindeki taşları döksün. Görüşler ortaya atılsın. Ancak sonunda Türkiye’nin önünü açan, ellerinden kelepçeleri atan yepyeni bir anayasa yapalım. Çatık kaşlı, devlet merkezli yönetim tarzından kurtulalım. Son nokta: TÜSİAD’A BRAVO... Eski darbeci geçmişini temize çıkaracak, onurlu bir adım attı.

‘Bu iş sadece bombardımanla gitmez...’

Libya savaşının gidişini de, Amerikalı ve Fransız askeri yetkililerle konuştum. Bundan önceki bombardımanlı müdahaleleri yaşamış uzmanların da gözlemlerini aldım. Şöyle özetleyebilirim:

- İster NATO, ister Fransız koalisyonu olsun Batı, Kaddafi’yi bitirmeden bu operasyonu durduramaz. Batı, Irak’a müdahale etti, batakta boğuldu. Afganistan’a girdi, Taliban ile başa çıkamıyor. Eğer Kaddafi’yi de ayakta bırakır ve deviremezse, daha da büyük bir prestij kaybına uğrayacak. Özetle, Kaddafi’nin devrilmesi Batı koalisyonunun temel hedefidir.

- Eğer Kaddafi yönetimi en kısa sürede devre dışı bırakılmak isteniyorsa, sadece bombardıman yetersiz kalacaktır. Bombalar belirli zarar verebilir ancak hiçbir zaman yönetim devirmez. Birilerinin duruma el koyması gerekiyor. Lider ya bir “kazaya” kurban gitmeli veya birileri tarafından zorlanıp indirilmeli.

- Batılı koalisyon Kaddafi’yi indirmek için bir işgal harekatını zorunlu görüyor ancak şu aşamada kimsenin niyeti yok. Özellikle Obama yönetimi yeni Irak-Afganistan tipi olaylar yaratmak istemiyor.

 - Geriye direnişçilerin silahlandırılması, organize edilmeleri ve başkent Trablus’un direnişçilerce ele geçirilmesi seçeneği kalıyor. Aslında bu da hem çok uzun hem de zor bir süreç. Zira direnişçi dediklerimiz karma karışık bir kesim. Bu senaryo, Libya’yı kanlı bir iç savaşa da sokabilir.

- En olası senaryo, Libya’nın geçici süreyle ikiye bölünmesi ve Kaddafi ülkenin bir bölümünü kontrolünde tutarken diğer bölümün direnişçiler tarafından yönetilmesi, lideri devirmek için Batı desteğinin sürdürülmesidir. İşte, savaş konusundaki son durumun bir özeti.

Kaddafi, tam destek vermediği için Erdoğan’a kırgın...

Libya başkentinde bulunan ve günlük yaşamda Kaddafi yönetimiyle temas halinde bulunanlarla konuştum. Başkent Trablus’ta durumun gergin olduğunu ancak bakanlıkların normal mesai yaptığını anlattılar. Liderin etrafında herhangi bir çözülme gözlemlenmiyormuş. Tabii, böyle şeyler öyle kolay kolay anlaşılmaz ve birden bire çöküntü yaşanır. Ancak şu anki durumdan bombardımanın günlük hayatı sanıldığı kadar da etkilemediği anlaşılıyor. Kaddafi’nin etrafındaki çemberde de herhangi bir zayıflama yok.

“Biz bu tip olayları çok yaşadık. Bu bombardımanı da atlatırız” havası geçerli. En çarpıcı tespit, halka dağıtılan hafif veya yarı hafif silahların artık sokaklarda açıkça görülebiliyor olması. Bu durum, en çok direnişçilere bir gözdağı niteliğinde. Eğer başkente doğru ilerlemeye kalkarlarsa, karşılarında silahlı yüz binleri bulacaklar. Kaddafi, kendini bu şekilde bir güven çemberine almayı planlıyor.

Yine aynı çevrelerin bana yansıttıkları bir diğer bilgi, Kaddafi’nin, Başbakan Erdoğan’ın yaklaşımına tepkili olduğu. Türkiye’nin askeri harekata yeterince karşı çıkmamasından ve Batılı güçleri engellememesinden şikayetçi. Bu arada Erdoğan’ın “Sokağı dinle ve yerini başkasına bırak” demesine de çok sinirlenmiş. Ne yapalım, kendi düşen ağlamaz...

Görmemişin petrolü olmuş yüzüne gözüne bulaştırmış...

Genelde bizler de aramızda konuşurken hep aynı sözleri tekrarlarız. “...Allah’tan petrolümüz veya gazımız yok. Belki kalkınma açısından büyük bir engel ancak bir başka açıdan bakılınca; petrol veya gazı olanların da hali ortada. Başları beladan kurtulmuyor. Bu kaynaklar bütün dünyanın ağzını sulandırıyor ve yabancı güçler eninde sonunda iç işlere parmaklarını sokuyorlar...” Bana aynı sözleri 1980’lerin başında eski İran Cumhurbaşkanı Bani Sadr söylemişti. “...Siz Türkleri hiç anlamıyorum. Petrolünüz olmadığı için ağlayıp duruyorsunuz.

Oysa bir de bizim durumumuza bakın. Petrol, hiç katma değere gerek olmayan bir madde. İş yaratmıyor. Yarın bizim petrol veya gazımız biter ancak sizin sanayiniz, tarımınız, teknolojiniz hiçbir zaman bitmez. Sonuçta siz kârlı çıkacaksınız...” Doğrusu ben bu yorumlara Türkiye açısından bakıldığında, kesinlikle katılmıyorum. Şöyle bir liste yapalım ve petrolün hangi ülkelerin başını derde soktuğunu inceleyelim. Dikkat edin, demokratik, ne yaptığını bilen hiçbir Batılı ülkede sorun olmamıştır. Hangi ülkeler için sorun oluyor?

Halklarından kopuk, diktatörlüklerle yönetilen, doğal enerji kullanmanın kurallarını bilmeyen, birikimi bulunmayan, topraktan çıkan malı yemekle yetinen, topraktan çıkan ürünü sanki kişisel malı gibi görenlerin; bunu kendi halkı ve dünya ile paylaşmayı bilmeyen, başka alanlara yatırım yapıp iş yaratmayı önemsemeyenlerin başı derde giriyor. Anlayacağınız, akıllıca kullanıldığı sürece doğal kaynak sahibi olmak bir nimettir. Yoksa görüyoruz ki, görmemişin oğlu gibi davrananların başı dertten kurtulamıyor.

2