Bir acının anatomisi

03 Kasım 2012, Cumartesi 05:00
AA

Canının en fazla acıdığı zamandır.
Dolu dolu severken, delicesine aşıkken, ömrünü adamışken, ruhunu vermişken.
Terk ediliverirsin.
Zaman durur, dünya durur, hayat durur.
Önce anlamaya çalışırsın olan biteni, başaramazsın.
Sonra düşüş başlar.
Sonu gelmeyen bir uçuruma yuvarlanıverirsin.
Nasıl bir şey olduğunu algılayamadığın bir boşlukta yol alırsın çok uzun süre.

[[HAFTAYA]]

Kendini cami avlusuna bırakılmış, anasız, babasız bir çocuk gibi hissedersin.
İçine kapanırsın, herkesle, her şeyle irtibatı kesip sadece ağlarsın.
Gözyaşların tükenir, içindeki acı geçmez.
Seni bu acıdan sadece ölümün kurtaracağını düşünürsün.
Ölüm öyle yakındır sana.
Uykusuz gecelerinin sayısını unutursun.
Gündüzleri nefes alamaz hale gelirsin.
Yüreğinin yerinde tonlarca ağırlıkta bir taş vardır, taşıyamazsın.
Gözlerini her kapattığında onunla yaşadıkların gelir aklına.
Ne çok anınız vardır hatırlayacak.
Şehrin sokakları sizden izler taşır, yürüyemezsin.
Her semtte başka yaşanmışlıklar vardır, gidemezsin.
Evden çıkmak zulümdür sana, çıkamazsın.
Her arkadaşının yüzü sana yine onu hatırlatır.
Her şarkının sözü yüreğini kanatır.
İçkiye sarılırsın, içtikçe daha beter olursun.
Bataklığa düşmüş gibisindir.
Battıkça çırpınırsın, çırpındıkça batarsın.
“Geçecek” derler, inanmazsın.
“Yeniden seveceksin” derler, aldırmazsın.
Bıraksınlar istersin, konuşmasınlar, aramasınlar, sormasınlar.
Sen acını yaşamak istersin.
Ve bir süre sonra acınla mutlu olmayı öğrenirsin.
Madem geçmiyor, onunla yaşamaya alışırsın.
Etrafında olan biten anlamsızlaşır, duyarsızlaşırsın.
Başkalarının acıları, yaşadıkları seni zerre kadar ilgilendirmez.
Güler geçersin, “O da acı mı?” dersin.
Acı sen olmuşsundur artık, tepeden tırnağa acıdan ibaret bir sen.
Ah bir de hasret.
Hani acıya da alışırsın da bir tek şu hasretin çaresini bulamazsın.
Görsen olmaz, görmesen ölüm.
Bir yerlerde karşılaşmayı dilersin, ama nedense böyle zamanlarda hiçbir dilek kabul olmaz.
Eldeki birkaç fotoğrafla avunmaya çalışırsın, avunamazsın.
Yaşamaksa bu, yaşıyorsundur işte.
İçinde kimselere belli etmediğin acıyla.
Kimsenin duymadığı sessiz çığlıklarınla.
Ve baş edemediğin hasretle.
Yaşıyorsundur.
Ya da.
Sürünüp gidiyorsundur.