İşte Türkiye'nin kadın gerçeği

07 Mart 2015, Cumartesi 23:47
AA

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bu köşede size iki araştırmadan söz edeceğim. Birincisi Pfizer’ın yaptığı halkın uzun yaşamaya ve yaşlanmaya bakış açısını ortaya koyan araştırma. Diğeri ise Gezici Araştırma Şirketi’nin Türkiye’de kadının durumunu anlatan çalışması. Her iki araştırmanın sonuçları da çok çarpıcı ve ne yazık ki hiç iç açıcı değil

TOPLUMUN NORMLARI

Pfizer’in araştırması aslında sonuç açısından pozitif gibi dursa da satır aralarında kadının hangi durumda olduğunu çok net ortaya koyuyor. Örneğin ankette “İçinizden geldiği gibi mi yoksa yaşınızın gerektirdiği gibi mi yaşıyorsunuz?” diye sorulmuş. Erkeklerin çoğu (yüzde 57) “İçimden geldiği gibi yaşıyorum” derken, kadınların çoğu ise (yüzde 51) “Yaşımın gerektirdiği gibi yaşıyorum” diye cevap vermiş. Bu sonuçtan şu anlaşılıyor: Toplumun normları kadınlar üzerinde çok daha etkili. Bu normların ortaya koyduğu ve yaşının gereği gibi davranma olgusu kadınların kendilerini baskı altında hissetmelerine neden oluyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki “içinden geldiği gibi davranan kadın” toplum tarafından damgalanıyor, hatta uyarılıyor. 65 yaşında bir kadının çılgınca dans edebilmesini kabul etmiyor toplum.

KADIN DAHA ENDİŞELİ

Yaşlanmaktan korkma konusunda bile kadın-erkek farkı ortaya çıkıyor. Erkeklerin yüzde 77’si yaşlanmaktan kormazken, bu oran kadınlarda yüzde 64’e iniyor. Neden? Çünkü erkek biliyor ki, yaşlandığında yanında olacak bir kadın var... Oysa kadın da biliyor ki yaşlandığında o erkeğin yanında olma ihtimali az... Üstelik kadının üzerinde öyle çok sorumluluk var ki; yaşlandığında bu sorumlulukları erkeğin üstlenmeyeceğini de biliyor. Ah bu arada araştırmanın ilginç bir yanı da aşkla ilgili soru olarak ortaya çıkıyor. Ankete katılanların yüzde 68’i yaşlandığında eşine hala eskisi gibi aşık kalacağını düşünüyor. Bu oran Trabzon’da yüzde 100 olarak çıkmış. Hemen belirteyim, bu mümkün değil. Aşkın kimyası buna izin vermez. Belki de Pfizer’in bu kimyayla ilgili yeni bir araştırma yapması gerekecek. Geçenlerde yine bu sayfada yayınlamıştım. Her 3 evli ya da boşanmış kadından 1’i “Yeniden dünyaya gelsem aynı kişiyle evlenmezdim” diyor...

KADINLAR ÇOK MUTSUZ

Gelelim Gezici’nin araştırmasına... Araştırmada sadece kadınlara soru soruldu. Ve görüldü ki; Türkiye’de kadınların yüzde 76.3’ü hayatından mutsuz. Bu mutsuzluğa neden olan unsurlar sorulmamış ama, araştırmanın tamamı okunduğunda zaten ipuçlarını görebiliyorsunuz. Örneğin şiddet... Öyle bir boyutta ki; tarifi mümkün değil. Üstelik kadınlar şiddetin anlamını bile bilmiyor ne yazık ki. Kadınların yüzde 45.6’sı eşinden şiddet görmüş. Yüzde 12.1’i erkeklerin bazı durumlarda kadınları dövebileceğine onay veriyor. Düşünebiliyor musunuz? Bu oran ilkokul mezunu kadınlarda yüzde 35’e çıkıyor. Kadınların yüzde 10.3’ünün okuma yazma bilmediği, yüzde 6.4’ünün okuma yazma bilip hiç okula gitmediği, yüzde 53.1’inin de ilk ve ortaokul mezunu olduğunu düşündüğünüzde dövülmeyi normal gören kadınların ne kadar fazla olduğunu daha iyi algılayabilirsiniz.

ŞİDDET VE TECAVÜZ

Kadınların şiddetin ne olduğunu tam olarak algılayamadığını söyledim ya... Şimdi şu sonuçları iyi okuyun: “Eşim bana hakaret etti” diyenlerin oranı yüzde 66.1. “Eşim bana bağırıyor” diyenlerin oranı yüzde 78.1. “Eşim ailemi görmemi engelledi/engelliyor” diyenlerin oranı yüzde 29.6. “Eşim arkadaşlarımı görmemi engelledi/engelliyor” diyenlerin oranı yüzde 32.5. “Eşim çocuklarımızı dövüyor” diyenlerin oranı yüzde 41.3. “Eşim beni dayakla tehdit etti” diyenlerin oranı yüzde 35.2. “Eşim beni evden kovdu” diyenlerin oranı yüzde 12.7. “Maddi imkanı olduğu halde eşim cezalandırmak için beni parasız bıraktı” diyenlerin oranı yüzde 13.4. Ve... “İstemediğim halde eşim beni cinsel ilişkiye zorladı” diyenlerin oranı yüzde 52.7. Yani resmen tecavüz... Evet hanımlar beyler, eşi bile olsa bir insanla istemediği halde cinsel ilişkiye girmek tecavüzdür...

UMUTLARI DA YOK

Tüm bu verilerin ışığında diyebilirim ki; kadınların çoğunun mutsuz olmasın da ne olsun? Bu arada kazandığı parayı kendisi harcamayıp tamamen eşine ya da ailesine verenler (yüzde 62.7), eşi ve ailesi izin vermediği için çalışamayanlar (yüzde 75.8) da var. Ayrıca sosyal etkinlik için evinden hiç çıkmayan kadınların oranı yüzde 43.8. Bu veriler de şiddetin başka bir türlüsü... Kadınlar mutsuz olduğu gibi umutsuz da. Bakın, “Eşiniz ya da sevgiliniz şize şiddet uygulasa polise gider misiniz?” sorusuna 3 kadından sadece 1’i evet diyor. Peki neden? Çünkü kadınlar şiddet gösteren erkeklere verilen cezaları tatmin edici bulmuyor (yüzde 79.2). Bir kadın eşini ya da sevgilisini polise şikayet ettiğinde, o erkek gerekli cezayı almazsa kadın için tehdit unsuru haline geliyor. Tutuklanmayan erkek ya şiddet uygulamaya devam ediyor ya da o kadını öldürüyor!

KABULLENME UNSURU

Araştırmanın sonunda şöyle bir yorum yapılmış: “Araştırmanın bir çarpıcı yanı ise, sözlü şiddeti kadınların hemen hemen yarısının normal karşılaması. Fiziksel şiddet görmediği halde, bununla tehdit edilen kadınların oranı yüzde 30’dur. Bu durumu normal kabul eden kadınların evliliklerini; gidecek yerleri olmaması, ekonomik yetersizlikler nedeni ile devam ettirdikleri görülüyor. Kadınlarımızın ‘seven erkek döver’ veya ‘erkeğin dövmesi, sevgisinin ve ilgisinin göstergesidir’ itiraf oranı, eğitim düzeyi yükseldikçe ve yaşadığı coğrafya batıya doğru kaydıkça düşmesine rağmen, toplumumuzda tamamen yok olmadığını görmemek, ‘Türkiye Gerçeğini’ görmemekle eşdeğer. Şiddetin sadece fiziksel değil, sözlü olabileceğini gösterebilmek; ‘Kızını dövmeyen, dizini döver’ atasözüne sahip olan bir toplumda her ne kadar zor olsa da, bu konuda şiddet görmeyi normal kabul eden kadınlarımıza; eğitim, dolayısı ile ekonomik eşitlik imkânı sağlandığında mümkün olduğu, araştırma sonuçlarında görülüyor. “Öyleyse ben de son sözümü söyleyeyim. Kadın sadece ana, bacı, eş, sevgili, emanet değildir. İnsandır insan. Sen ne hak ediyorsan o da aynısını hak ediyor, ayıramazsın. Senin iznine, senin egolarına tabi olamaz. Bunu da böyle biliniz