BEBEK YAŞAR AMA KALÇASI KESİN ÇIKMIŞTIR

07 Ekim 2011, Cuma 05:00
AA

“Muhteşem Yüzyıl” (Show TV) kadrosuna şovmen Mehmet Ali Erbil’i de dahil ediyor.
Mali, ego filan yapmazsa kralın soytarısına kadar verilecek her türlü rolün üstesinden gelebilir. Kaldı ki öyle muhteşem bir performansa filan da gerek yok... Önceki akşam diziyi izlerken takıldığım iki ayrıntı vardı. İlki bir İspanyol prensesinin neden İtalyanca konuştuğu, ikincisi prensesin silikon olduğu çok belli olan dudaklarını o çağda hangi doktora doldurttuğuydu... Eğer o yıllarda aynı zamanda ultrason, tomografi gibi cihazlara haiz yeteneklere sahip olan ebe kadınlar bu işe de el atmışsa vallahi o hattan da başarıyla çıkmışlar... Bu arada dizinin son sahnesinde nefesimizi tutarak izlediğimiz ve aklımızda sadece bebeğin kıçına atılan tokat sesleriyle yer eden sahneden o bebek muhtemelen canlı çıkacak...
Kısacası Hatice Sultan ve Pargalı ikilisinin ölü doğup heyecan yaratan şehzadesi çok muhtemel kalça çıkığının ve Hürrem tarafından hayata döndürülmenin yaşam boyu sürecek kahrı dışında bir hayli sağlıklı bir bebek olacak...
Vallahi kahin kadınlar gibi iskambil falı açtım, kağıtlar öyle diyor. Eh o çağda silikona inanıp da bana inanmıyorsanız sizin bileceğiniz iş tabii...

Ses hakkında bir kez daha!
“Kuzey Güney” (Kanal D), hani seksenli senelerin terminolojisiyle tam bir kardeş kavgası hattına doğru ilerliyor... Önceki akşam izlediğimiz bölümde olağanüstü bir şey göremedim. Göremediğim başka bir ayrıntı ise aşk meselesi. Aslında bu dizide kimse kimseye aşık filan değil. Ya da aşk bu anlatılan gibi bir şeyse hepimiz ortak bildiğimiz aşk tarifini çöpe atmalıyız...
[[HAFTAYA]]
Neyse. Bir de şu ses meselesi var ki bende giderek takıntı haline geldi. Cemre’nin gırtlaktan gelen sesi dizide yeterince tahrifat yapmıyormuş gibi bir de Simay karakterinin tuhaf sesiyle allak bullak oldu melodik kulağım... Tamam, sesli çekim ve dublaj sorun yaratıyor olabilir. Ama ortak estetiği bozan bu seslere “eh ne güzel doğal hali böyle” diye tahammül edebileceğimizi sanmıyorum.
Bu benim değil, aynı zamanda müthiş bir kalabalığın da düşüncesi. Takarsınız ya da takmazsınız; sizin olmasa bile birilerinin umurunda!

AMAN SAHNELERE DİKKAT!
RTÜK’ün yeni uygulamasıyla daha doğrusu yeni düzenleme çalışmasıyla içeriklerinde erotizm barındıran dizilerin yayın saati 23.00’ten erken olamayacak...
Aynı kurallar yoğun şiddet içeren sahnelere sahip olan diziler için de geçerli. Bu durumda bir “Sensiz Olmaz”, bir “Behzat Ç.”, bir “Muhteşem Yüzyıl”, bir “Kurtlar Vadisi Pusu” saat 20.00’yi hiç göremeyecek gibi... Kanalların bu krizi de bir şekilde atlatabilecek formülleri olduğuna inanıyorum. Çünkü bahsi geçen saatler en kısası bir buçuk saat süren diziler için ölmeden mezara girmek anlamına geliyor. Cümleten geçmiş olsun diyebiliriz!

Böyle bir şovmen olamaz ki!
Conan O’Brien, tanımayanlar için söyleyelim, ABD’li bir talk show ustası. Bizim ülkede kim ne zaman bir sohbet programına girişse bilmiş ergenler tarafından “ya Conan ya Jay Leno ya da David Letterman çakması” olarak değerlendirildiği için daha çok o yaş grubunun ilgisini çeken bir adamdır... Fakat bu çakma meselesine fena halde gönül koymuş durumdayım. Önceki akşam adam şovuna (Conan/e2) “Tanrıyı” davet etti ve hatta konuşturdu. Üstelik Amerika gibi tutucu bir toplumda konuştuğu Tanrı iki lafından birini erotizme getirdi... Allah aşkına bizim ülkemizde hangi insanın böyle bir kutsala dokunmaya cesareti olur? Bizim ülkenin dokunulmazları vardır ve bana göre çok da değerlidir... Ha varsa bizde böyle cüretkar bir şovmen ona “çakma” da diyebilirsiniz “tapon” da. Zaten sizi kâle alacak kadar yaşamayacaktır. Haksız mıyım?

Mali’ye gecikmiş tebrik!
Köşenin bir yerinde Mehmet Ali Erbil’den söz etmişken, geçen hafta atladığım bir ayrıntıyı not düşmek istedim. Mali, halen TNT kanalında “Çarkıfelek” isimli yarışmayla ekrana geliyor... Bildiğimiz formatının çok dışında bir şeyler yaptığı yok. Kemik izleyicisi Erbil’i hâlâ sıkı bir takipte ısrarlı. Ancak... O kitleden biri olarak Mali’nin Zonguldaklı bir maden işçisine, iş dönüşünde bir araba kazandırıp, peşinden gözyaşlarını koyuvermesi ciddi bir insanlık resmidir... O resmi gerçek zamanlı olarak yaşamayıp daha sonra internet sitelerinden gördüğüm ve gecikmeli de olsa “Mehmet Ali insanoğlu insandır” tespitinde rötar yaptığım için kendisinden özür dilerim... Öyle ya, ekranda alıştığımız onlarca sahte gözyaşları arasında bir kez bile olsa samimisini yakaladığın an çok önemlidir. ‘An’ı kaçırmışız anlayacağınız...