Bitmeyen şarkımız Aşk-ı Memnu'ymuş meğer

08 Mart 2011, Salı 05:00
AA

Ne taş evmiş Behlül biraderiminki. Bir türlü çıkmadı hayatımızdan. Aşk-ı Memnu’da aşk, Kurtlar Vadisi’nde şer yuvası oldu. Bir iki dizide daha sırıttı yüzümüze ama hatırlamıyorum şimdi... Pazar gecesi Bitmeyen Şarkı’ya (atv) bakınırken Yaman’ın Feraye yengemizi aynı eve attığını gördüm. İlginç olanı da bahçe civarlarında Beşir’in hayaletini andıran Servet fenasının dolanıyor oluşuydu... “Aha” dedim içimden. “Hortladı ve yeni jenerasyon olarak hayatımıza girdi yine Aşk-ı Memnu”.

[[HAFTAYA]]

Sizi bilmem ama ben sevinirdim kendi adıma... En azından Bitmeyen Şarkı’nın o eve sıradan bir atmosfer gibi davranmasını izleyip hayıflanmazdık... Behlül yasak aşkına dudaklarını uzatırken, Bihter de Adnan için dudak izi bırakırdı kadehe. Beşir’e gelince o hep kayıtta tuttuğu kamerasıyla erotik kısa film dalında uluslararası ödüllerde medarı iftiharı olurdu memleketin... Sahi özlemişim Aşk- ı Memnu’yu. Bitmeyen Şarkı olmasaydı unutup gidecektik yani. İyi oldu fikir hanemize taş gibi temel atmış olan o taş evi görmek... İçimizdeki bitmeyen şarkı Aşk-ı Memnu’nun kendisiymiş meğer, anladık bak!

Kadir İnanır çok mutlu!

Bugüne kadar çok İzmir dizisi yapılamadı. Dolayısıyla bir diziye en güzel İzmir dizisi diyebilmek için yeterli malzeme bulunmuyor elimizde... Ama hafızamızda bir güzel İzmir yaratacak bir iş varsa, emin olun ki İzmir Çetesi olacak o iş. Kadir İnanır ağabeyimiz de böyle düşünüyor... Bir TV eleştirmeni olarak rolünü konuşturan oyuncuları arayıp kutlamak gibi bir alışkanlığım yok. Herkese eşit mesafede olacağız ya! Ama bu kez yıktım ilkelerimi. Kadir İnanır’ı arayıp bugüne kadar çizdiği portrelerin çok dışında duran Cemal Amca rolü için bizzat kutladım ilk ağızdan... Keyfi yerindeydi. Dizinin modern bir Robin Hood öyküsüne dönüşeceğinin, vitrin değişse bile içeriğin güçlü bir anlatımla zenginleşeceğinin altını çizdi... Ben de uzun zamandır böyle aralıksız izlediğim çok dizi olmadığını, Behzat Ç. ve İzmir Çetesi’nin sezonun en parlak işlerinden olduğunu söyledim... Eğer biraz televizyondan anlıyorsam uzun vadede hayatımızdaki samimiyet boşluğunu dolduracak bir dizi olacaktır İzmir Çetesi. Her ne kadar Göztepeli ve Karşıyakalı arkadaşlar, ezeli rekabetin fotoğraflarını görmedikleri için bozulsalar bile... Bu dizi düşmanlığa değil, dostluğa ve adalete çağırıyor izleyenini çünkü. Helal olsun...

Hortlatmanın gereği var mıydı?

Küçük Kadınlar (Star TV) önümüzdeki pazar günü final yaparak çıkıyor hayatımızdan. Dizi hakkındaki düşüncelerimi ve genel olarak (sıkıldığım için) izleyemediğimi not düşmüştüm geçende... Ama tanıtımlardan başlayarak dizinin kendisi içinde de 5 yıl sonra ortaya çıkan baba karakterinin yarattığı şoku üzerimden atabilmiş değilim... Babamız da tıpkı Kavak Yelleri’nin Efe’si gibi gaipten kalkıp diziye geliverdi. Üstelik bıraktığımız zamanda düzgün Türkçe konuşan o adam ilginç bir şiveyle geri dönmüştü... Gittiği o bilinmezde belli ki şive değişmiş olmalıydı ama hani tam da biter ayak adamı hortlatmanın manası var mıydı; onu hiç bilemeyeceğim... Reyting kaygısı desen değil, muhteşem final desen o da bu değil!

Dizilerdeki suçlular neden yakalanamıyor?

Şu Miran Ağa’daki (Aşk Bir Hayal/ atv) ballı halleri nasıl anlayabilir sıradan bir insan. Baba, bir türlü yakayı ele vermiyor, veremiyor. Tam suçüstü yapılacakken, hop görünen bir el kurtarıyor topun ağzından adamımızı... Önceki gece de öyle oldu. Trafik kazası geçirdi, ölmedi. Hastaneye kaldırıldı ve yine yakalanamadı... Miran’ın yerini öğrenen amirimiz suç öbeğini yakalamak için gaza bastığı sırada, her hastanede bulunan polislerden birine tüyo verseydi, ağamız Nevin marifetiyle sırra kadem basmayacaktı... Demek ki teşkilat içinde de “golü ben atmalıyım” hırsı var. Top ayağına gelince pas vermek yerine şuta yelteniyor dizilerdeki amirlerimiz... Ne oluyor sonra; “Miran yakalanamıyor, Kerem (Arka Sıradakiler) yakayı ele vermiyor, Yiğit (Deniz Yıldızı) her şekilde kötülük etmeye devam ediyor”... Olmuyor yani, böyle kişisel oynayınca hakikaten tadı çıkmıyor işin!

Nuri de plaka kurbanı oldu

Nuri’nin (Kanal D) İzmir-Alaçatı’da geçtiğini biliyoruz. Bu yüzden plakaların hepsi 35 ile başlıyor. Buraya kadar tamam. Ama senarist kardeşlerimize bir ince tüyo vermemiz şart... İzmir’de de İstanbul gibi taksilerde 35 rakamından sonra gelen harf T’dir ve taksi plakalarının hiçbiri 3 harfli değildir bildiğim kadarıyla... Bir de Alaçatı aksanı, Eyvah Eyvah filminde tanıklık ettiğimiz gibi “napıyon, napim” türünden Trakya’ya selam eden bir üst Ege şivesinden çok daha belirgin bir şive olan Muğla ve Denizli dolaylarına göz kırpar... Benim kulaklarım bugüne kadar bunu duymuştur. Ama bir etimolog olmadığım için doğrusu bu mudur, kestiremiyorum elbette!