Dizinin adı Ezel değil Eyşan olmalıymış!

30 Mart 2011, Çarşamba 05:00
AA

Ezel’in (atv) hız kazandığı bir pazartesiyi geride bırakırken son zamanlarda ilk kez bir zamanın fenomen olmuş bu dizisini son sahnesine kadar seyrettiğimi de itiraf edeyim... Senaryonun Ezel değil de Eyşan odaklı gittiği hikaye bıraktığım yerden devam ediyor aslında. Dizinin adının Ezel olmasını çok uzun süredir saçma buluyordum; Eyşan daha iyi anlatmaz mıydı sahi her şeyi?

[[HAFTAYA]]

Neyse. Şu geçmişin resmedildiği, Ramiz-Kenan ikilisinin ölümcül nefretinin hikayesinin anlatıldığı geri dönüşler kurtarıyor Ezel’i hâlâ. İzleniyorsa, izlenebiliyorsa o dönem meselelerine borçlu bunu büyük oranda Ezel... Fakat orada da devamlılık sorunu var gördüğüm kadarıyla. Birkaç bölüm önce resmedilen güne önceki akşam tekrar dönülünce kıyafetlerdeki açık fark ortaya çıkıyor...

Sanırım devamlılık elemanının en çok o sahnelerde giyilen elbiseleri, takılan aksesuarları, yaşanan mekânları not etmesinde fayda var. Seyirci artık bir nevi fotoğraf makinesidir çünkü; hiçbir kareyi atlamayan hafızasıyla...

Centilmenlik ödülünü aldı

Yeşilçam Ödülleri’ni canlı yayınlayan NTV yerli işi bir Oscar’ı ekrana taşıyarak da sinemaya katkısını sürdürüyor bana göre... Hemen her ödül yalpalarken Yeşilçam Ödülleri’nin kısa zamanda aldığı bu mesafe gözden kaçmıyor üstelik. Neyse... Önceki gece Yekta Kopan ve Burcu Esmersoy ikilisi paslaşarak sundu kırmızı halı bölümünü. Yekta ne kadar pozitif ve duruma hakimse, Burcu bir o kadar kopuktu meseleden...

Öyle ki bir ara Yekta’ya “Tüm yakışıklı isimler senin yanına geliyor. Benim konuklarım biraz zayıf kalıyor” gibilerinden bir laf (gaf) ederken yanında son dönemin sıkı oyuncularından Zafer Algöz’ün bulunması hakikaten çok fena oldu... Neyse ki egosunu evde bırakmış da gelmiş bir görüntü çizen Algöz anonsu bir kişilik meselesi haline getirmeyerek muhabbete girdi.

Hatta öyle ki kendini giydiren modacı bile “Zeki Bey” dedi Zafer Algöz’e... Buna bile “Canlı yayın heyecanıdır, olur böyle şeyler” diyerek hoşgörüde tavan yapan Algöz’e Yeşilçam Ödülleri’nde henüz kategorisi bulunmayan En Centilmen Erkek Oyuncu unvanını gönlümüzden veriyoruz...

SIR KÜÇÜK RUJ BÜYÜK!

Küçük Sırlar (Star TV) deyince aklıma kırmızı renkli rujdan başka bir şey gelmiyor artık. Dizideki tüm kadın karakterlerin kırmızı ruju, giderek daha cartlak bir şekilde sürmesini nasıl bir mesaj olarak kabul etmeliyiz bilemiyorum.

Bu resim içinde Su ve Ayşegül resmen birbirinin aynı hale geldi görünüş olarak; haberiniz ola... Bir de STV’deki Güz Gülleri’nde türban modelleri bir moda programı disiplininde verilirken alt bantta üretici firmanın reklamının çıkıyor oluşu tesadüf değil sanırım. Diziler hakikaten etkin bir reklam mecrası olmuştur; bu da not düşüle...

Nerede o yara izi?Karadağlar’ın (Show TV) fragmanındaki fotoğraf etkiler beni hep. Halit Karadağ’ın (Erdal Özyağcılar) yüzünü alından başlayarak ikiye ayıran bıçak yarası çok vurucudur...

Ama neden bilmiyorum o yara izi dizinin kendisinde bir kez olsun vurgulanmamış, biz Halit Ağa’nın o yarayı ne zaman aldığı ya da alacağından hep habersiz izler olmuşuzdur Karadağlar’ı... Sonra bir gün işte aklımızı kemiren bu soruyu; “dur şunu unutmadan bir not düşeyim köşeye” diyerek kamuya açmışızdır. Hepsi bu, soru şu; “O yara izi nerede?”...

Falcı restorana giremez ki!

Türkücü İsmail Türüt bir dönem şov programı hazırladığı Kanal 7’de bu kez sit com oyuncusu olarak karşımızda... Naber Bacanak ekranda benzerini çokça gördüğümüz maliyeti düşük ve sıradan gülmecelerden sadece biri. Tek farkı bu tür işlere çok alışık olmadığımız bir ekranda yayınlanıyor oluşu... Neyse. Emek kutsaldır. Ama gerçekler de öyle.

Bir sokak falcısı hiçbir restorana elini kolunu sallayarak girip, masalardakilere “falınıza bakayım mı?” diye soramaz İstanbul’da... En çok bahçede o da yola yakın tarafta oturan müşterilere uzaktan bir bakış atar, müşteri kabul ederse de gidip ayaküstü falına bakar. Tersini bilen varsa, versin adresi de gidip kuru-pilav yerken baktırayım falıma...

METİN UCA NEREDE?

Açıl Susam Açıl (TNT) yarışmasında dansçı kızlar danslarını her bitirdiğinde “Ulala ulala Passaparola” diyerek Metin Uca’nın bir yerlerden kendini göstermesini bekler oldum... Koreografi neredeyse Passaparola’nın aynısı gibi duruyor çünkü. Mehmet Ali Erbil’i kaldır, Metin Uca’yı koy çok şey değişmeyecekmiş gibi geliyor sanki...

TRAFİK DUYGUSU YOK!

Kolpaçino gösterimdeki üçüncü haftasına girerken Arka Sokaklar dizisinde henüz vizyona girmemiş görünüyor... Anladığım kadarıyla set ekibi de en az oyuncuları kadar hızlı Arka Sokaklar dizisinin. Birkaç bölüm yedeklemişler ama işte böyle küçük detaylarla güncelin arkasına düşüyorlar...

O değil de olayların Beykoz tarafında geçtiği ama İstanbul’daki her yaralının Taksim İlkyardım Hastanesi’ne, her suçlunun da Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’ne getirilmesi yol ve trafik bilgisi olanlar için hakikaten komik ve bir o kadar da inanılmaz bir detaydır; haberiniz ola...