En ideal jüri budur arkadaş!

18 Nisan 2013, Perşembe 05:00
AA

Yetenekler kapışıyor, az şöhretler koşturuyor, çok ünlüler hoplayıp zıplıyor derken yarışma bombardımanı yaşıyoruz malumunuz... Hemen herkes bir şekilde ekranda yarışıyor. Ekran jürileri hemen herkesi bir şekilde puanlamaya tabi tutuyor. Yarışanlar hakkında yorum yapmayacağım ama jüriler arasında da performans farkı var be sevgili okur...

Malumunuz jüri dediğin gönüllüdür, ünlüdür filan derken kimi ıssız adada, kimi tramplen üstünde, kimi podyumda, kimiyse elde mikrofon sahnede ter döken yarışmacıların birkaç misli para kazanıyor... Kolay değil, oturduğun yerden tespitte bulunacaksın. Mikrofonu alacaksın, saatlerce konuşup hiçbir şey demeyeceksin ya da az konuşup tokadı çakacaksın zor, zor, zor... Neyse; o değil de aldığı parayı hak eden çok da jüri yok. Ben kendi adıma bir jüri kuracak olsam ve dört kişi üzerinden yürüsem kafaya Seyfi Dursunoğlu, hemen yanına Bülent Ersoy, kısmen sağına Armağan Çağlayan ve en köşeye de Demet Akbağ’ı koyarım... Sanırım nedenini anlatmama gerek yok. Arta kalanı koltuk kalabalığıdır desem yeter...

[[HAFTAYA]]

Kumanda sıralaması değişecek mi?


Özel TV kanalları hayatımıza girdikten 19 yıl sonra ilk lisanslarını aldılar. Geçici bir yasayla kurulan kanallar artık bizzat devlet tarafından verilen bir sertifikayla “yasal olarak” yayın yapacaklar... “Bundan bize ne?” diyen izleyicilerimiz olabilir. Orta vadede bize yansıyanı hemen anlatayım. Malumunuz dijital yayıncılığa geçince yayın türünün de önemi büyük olacak. Devlet sadece 8 kanala yüksek teknolojide yayın yapma hakkı verdi. Aynı teknoloji bu kanalların kumandadaki yerini de belirleyecek... Kamu kanalını saymazsak kumandanın ilk beş sırasında her biri devlete elli küsur milyon liradan fazla lisans bedeli ödeyen şu kanallar yer alacak; Kanal D, FOX, Star, Atv, Kanaltürk...

20 Dakika da parmak kaldırdı...

Önceki gece “20 Dakika” (Star TV) uzun bir süre sonra ilk kez izleyicisini şaşırtan bir şey yaparak bir eşcinsel karakterin “tercihini” itiraf anını yayınladı... Türkiye’de öteki olmak tartışıladursun, üstü örtülü yaşamak zorunda kalan ciddi bir kalabalık var. Onlardan biri de “20 Dakika”daki Özgür karakteri çıktı... Kimliğini belli ettikten sonra başına gelenleri en hafif haliyle “şiddet ve ötekileştirme dolu” olarak anlatan Özgür’e, Ali’den gelen anlayışlı tavır sadece dizilere özgü bir babacanlıktı... Toplumun hoşgörü sınırları içinde olmayan ya da tamamen ikiyüzlü bir gizlilik anlaşmasıyla idare edilen bir meseleye dizinin getirdiği yaklaşım masalsı da olsa cesurdu... Ama şu da net ki, bu tür konulara işaret parmağını kaldıran dizilerin ömrü bir şekilde kısa oluyor... “20 Dakika” başı sonu belli olan bir dizi olarak bir sorumluluk üstlendi ki az buz bir şey değil. “Uçurum”, “Kayıp Şehir” hatta “Behzat Ç.” gibi dizilerin başına gelenleri düşünürsek hele...

Bu Poyraz hasta eder!

“Kurtlar Vadisi Pusu”ya (atv) Poyraz’dan giren yeni kötü karaktere hayat veren Yıldırım Memişoğlu önümüzdeki günlerde vadide esecek heyecan rüzgarının altını çizdi... Bugüne kadar Polat’ın karşısına dikilen tüm kötülerin ölüm şekillerini düşünürsek, Ali Desidero olarak da tanıdığımız Memişoğlu, “Burada Laf Çok”ta (CNN TÜRK) “Öyle kötü bir adamı canlandırıyorum ki sanırım zaman içinde öldürmek de yetmeyecek, beni kazığa oturtacaklar” diye tüyleri ürperten bir itirafta bulundu... Polat Alemdar 10 yıldır her dönem kendine didişecek bir düşman buldu. Öldü öldü dirildi. Ama bir şekilde düşmanlarının tamamının üstesinden geldi. Bu kez de Poyraz’a karşı duruyor... Poyraz rüzgarı hakikaten klima gibi esen bir rüzgar çeşididir. Sağlıklı olduğu söylenir ama o kadar sert ve soğuktur ki, kimi zaman adamı hastanelik eder. Bakalım süper kahramanımız Polat’a işleyebilecek mi?

15 yıl az bile...


Ekrandaki yemek programlarından 15 yıl boyunca ayakta kalabilen yegane iş Oktay Usta’nın “Yeşil Elma” (STV) isimli programı oldu... Toplumun hemen her kesiminden şöhretlerin hiç mızmızlık etmeyerek mutfağına konuk olduğu Oktay Usta herkesin sevgisini kazanmış sevimli bir ekran/mutfak figürü... Ben de en az dört kez “Yeşil Elma”ya katıldım. Ve ilginçtir ki her seferinde mutfakla ve hatta kendimle ilgili farklı bir şey öğrendim... İçeriğini yenileyen, kendiyle barışık bir programın klasikleşmeme ihtimali çok az. “Yeşil Elma” hem izlenerek hem de yıllanarak 15 yıldır sürdürülebilir bir mutluluk yaşıyor. “Az bile” diyorum!